Diyarbakır
Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin yüzölçümü bakımından Şanlıurfa'dan sonraki ikinci büyük şehridir. Yaklaşık 1,8 milyon nüfusuyla da ülkenin en kalabalık 12. şehridir. Yüzölçümü 15.058 km², Rakım: 675 m. Nüfus 2024'e göre 1.833.684'dir. Diyarbakır, 2 Eylül 1993'te çıkarılan 504 sayılı kanun hükmünde kararname ile büyükşehir unvanı kazandı.
MÖ 200'de Asurlular zamanı şehrin adı Amidi, Roma ve Bizans kaynaklarında Amid, 11. yüzyılda yöreye gelen Türkmenlerce, "Kara Amid", Müslüman Arapların egemenliği sırasında buraya yerleşen Bekr (بکر) kabilesinden dolayı Diyâru Bekr (ديار بكر, "Bekr kabilesinin yurdu") denilmiştir. Türk Dil Kurumu şehrin ismini 'Bakır memleketi' manasına 'Diyarbakır' olarak çevirmiştir.
Şehirde bakır madeni Çermik ilçesinin Mahmudan köyü sınırları içerisinde bulunmuştur.
Diyarbakır, yaklaşık 12.000 yıllık tarihî bir geçmişe sahiptir. Şehrin kent merkezinde, MÖ 3.000 civarında Hitit, Hurri ve Mittani egemenliği yaşanmıştır. sonra sırasıyla Asurlular, Aramiler, Urartular, İskitler, İran'daki Medler, yine Antik İran'daki Ahamenişler (Persler), Büyük İskender'in komutasındaki Makedonyalılar, Selevkoslar, Partlar, Roma İmparatorluğu, Sasani İmparatorluğu ve Bizans İmparatorluğu şehre hâkim olmuşlardır.
7. yüzyılın başlarında hâlife Ömer döneminde İslam ordusu Diyarbakır'ı ve çevresini fethetmiş ve Hâlid bin Velîd, Diyarbakır'a giren ilk Müslüman kumandan olmuştur. Diyarbakır böylece bir eyalet olarak İslam Devleti'ne bağlanmıştır.
Dört Hâlife Dönemi'nden sonra Arap kökenli Emevîler, Abbâsîler, Hamdânîler ve 11. yüzyılda Kürt kökenli Mervânîler bu kente sahip olmuşlardır. Selçuklu Türkleri, İnaloğulları ve Artukluların da egemenliğinden sonra, 12. yüzyılda kurulan Eyyûbî Sultanlığı 13. yüzyılın ortalarına kadar kenti idare etmiş ve ardından Moğol istilaları sonucu Moğollar şehri ele geçirmişlerdir.
1403-1468 yılları arasında Akkoyunlular Devleti'ne başkentlik yapan şehir, daha sonra Şii Safevîler ve akabinde Yavuz Sultan Selim döneminde Osmanlı İmparatorluğu'nun yönetimine girmiştir.
Diyarbakır'da iş insanı İhsan Arslan tarafından yaptırılan 25 bin kişilik Selahaddin Eyyübi Camisi ve Külliyesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın katıldığı törenle açıldı. İnşaası 6 yıl süren ve bölgenin en büyük camisi olan Selahattin Eyyubi Camisi ve Külliyesi, farklı medeniyetlerin izlerini taşıyor.
28.500 m² Arsa Alanı, 43.500 m² Toplam İnşaat Alanı, 10.000 m² Kapalı Alan Kişi Kapasitesi, 20.000 m² Kapalı ve Açık Alan Kişi Kapasitesi olan ve 14.04.2023 tarihinde açılan cami, sadece bir ibadet alanı değil, sergi, konferans salonları ve eğitim alanları ile çevrili bir külliye olarak inşa edildi. 1500 m2 fuaye ve sergi salonu, 700 kişilik konferans salonu ve 500 araçlık otoparkı var.
Diyarbakır şehir merkezinde, sur dibinde bulunan İç Kale Camii bitişiğindedir. Türbe 1631 yılında Diyarbakır valisi Silahtar Mustafa Paşa tarafından yaptırıldı. Türbede, başta Hz. Halid b. Velîd'in oğlu Hz. Süleyman olmak üzere Diyarbakır'ın fethi sırasında şehit düştüğüne inanılan 27 sahabenin kabirleri bulunur.
Âmid'in fethine katılıp şehit düşen sahibelerin, fetih sonrası Hz. Süleyman Camii ve türbelerin bulunduğu alana defnedildikleri, bu alana fetih sonrası Diyarbakır'ın ilk camisinin inşa edildiği aktarılır.
Kale Camii, Nasiriyye Camii, Meşhed Camii ve Murtaza Paşa Camii isimleriyle de bilinen Hazreti Süleyman Camii, Diyarbakır'ın tarihî Sur ilçesinin en özel yapılarından biri. Pek çok etkileyici camiye ev sahipliği yapan Diyarbakır'ın en ilgi çeken camilerinden biri olan ve çevresindeki 27 tane türbe içinde çok ziyaret edilen Hazreti Süleyman Camii, 1160 yılında İnaloğulları Beyliği döneminde inşa edilmiş ve Kanuni Sultan Süleyman tarafından genişletilmiş.
Diyarbakır’da ilk müze 1934 yılında Ulu Cami yakınındaki Zinciriye (Senceriye) Medresesi’nde açılmıştır. 1985 yılında ise Elazığ Caddesindeki bugünkü binasına taşınmış, 1993 yılında halkın hizmetine sunulmuştur. Bugün itibariyle; müze koleksiyonunda toplam: 29270 adet envanterlik eser kayıtlıdır.
Binası Umumi Müfettişlik Makamı olarak 1902’de inşa edilen yapı Mustafa Kemal Atatürk 1917’de Diyarbakır’da 2. Kolordu Komutanı olarak bulunduğu sırada karargâh olarak kullanılmıştır. 1973’te Atatürk Müzesi adıyla açılmıştır.
Çin Seddi’nden sonra dünyanın en uzun ikinci sur duvarıdır. UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dahil edilen yaklaşık 5 km uzunluğundaki devasa surlarda Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemine uzanan pek çok medeniyet izlerine rastlanır. Karacadağ’dan Dicle Nehri’ne kadar uzanan Diyarbakır surlarının 1208 yılında yapıldığı tahmin ediliyor. Diyarbakır Kalesi'nin de bir bölümünü oluşturan surlarını keşfe çıkarken İçkale ve Dışkale bölümlerini gezebilir.
Şehrin en önemli simgesi ve tarihî hazinelerinden biri olan Kale 2015 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi'ne dahil edildi. 9.000 yıllık olduğu tahmin edilen ve yaklaşık 5 km sur duvarlarıyla Çin Seddi'nin ardından dünyanın en uzun ve geniş savunma duvarıyla ünlü. Dağ Kapı (Harput Kapısı), Urfa Kapı (Rum Kapısı), Mardin Kapı ve Yeni Kapı (Şat Kapı) isimli 4 tane girişi bulunan, İçkale ve Dışkale olarak iki bölüme ayrılan Kale, ilk olarak M.Ö. 2000'li yıllarda Hurriler döneminde yapıldı. 82 tane burca sahip olan Diyarbakır Kalesi’nin bazı bölümleri de günümüzde güzel sanatlar galerisi olarak kullanılıyor.
Diyarbakır'ın ilk yerleşim bölgelerini de kapsayan İçkale, 1524 ile 1526 yıllarında Kanunî Sultan Süleyman döneminde, klasik Osmanlı mimarî tarzda tekrar inşa edilmiş bir şaheser. 5 kilometre uzunluğundaki Diyarbakır surları içinde uzanan, 20 tane burcu ve 4 etkileyici kapısı olan İçkale, 2005 yılında aslına uygun olarak restore edilerek turizme kazandırıldı.
Diyarbakır Kalesi’nin doğu bölümünde, özel olarak şekil verilmiş devasa bir kaya kütlesi üzerine inşa edilen Keçi Burcu’nun hangi tarihte yapıldığı ise hala tam olarak bilinmiyor. 1223 yılında onarım gören Keçi Burcu'nun, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı döneminde de eklemeler yapılarak kullanılmış. Bir Bizans tapınağına da ev sahipliği yapan Keçi Burcu, Diyarbakır surlarıyla birlikte UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor.
Pek çok ünlü türkü ve şiire konu olan Mardin Kapı, Diyarbakır Kalesi’nin dört ana kapısından biri. Halk arasında Tel Kapı olarak da bilinen ve kalenin güney bölümünde yer alan tarihî kapının adınının Mardin Kapı olmasının nedeni Mardin yolu üzerine kurulmuş olması. Kitabesinde 909-910 yılları arasında yapıldığı anlaşılan, çarpıcı taş oyması süslemeleri ve sağlam mimarisiyle günümüze kadar sağlam kalmış.
Kalenin batısında bulunan Urfa Kapısı, kitabesine göre Artuklu Hükümdarı Karaslanoğlu Artukoğlu Muhammed tarafından 1183-1184 yılında yaptırılmıstır. Kapı üç girişlidir. Kuzey tarafta yer alan girişin kentle, güneydekinin ise Meryem Ana Süryani Kadim Kilisesi ile bağlantılı olduğu söylenir. Kuzey girişi 5.yüzyıla tarihlenmektedir. Kapı üzerinde yer alan bir kitabeye göre, Artuklu döneminde hükümdar Sultan Mehmet tarafından onarılmış
Diyarbakır İç Kalesi’nde bulunan kitabeye göre H.600 (M.1203-4) yılında Artuklu hükümdarı Nâsıreddin Mahmud’un emriyle kervansaray olarak inşa ettirilmiştir. Osmanlı döneminde H.1308 (M.1891) yılında Sultan II. Abdülhamid’in isteği üzerine Hacı Hasan Paşa tarafından cezaevine dönüştürülmüştür.
Günümüzde Diyarbakır Restorasyon ve Konservasyon Bölge Laboratuarı olarak kullanılmaktadır.
Diyarbakır Sultan Şüca Çeşmesi (1209)
Ali Paşa Mahallesi, Mardin Kapısı’nda bugünkü Turistik Cadde’nin sol kanadında yer almaktadır. Çeşme üzerinde mevcut üç kitabe bulunmaktadır. Bu kitabeler, 1943 yılında Süleyman Savcı tarafından okunmuştur. Ancak günümüzde bu kitabelerden yalnızca ortadaki okunabilecek durumdadır. Savcı’ya göre H.605 /M.1208-1209 tarihli olan bu çeşme; XIII. yüzyılın başına tarihlendirilen daha önce bu çevrede Şeyh Şüca adına yapılan medrese, türbe ve çeşme gibi yapılar topluluğundan kalan bir eserdir (Savcı, 1943, s. 748-750; Sözen, 1971, s. 222).
Diyarbakır Ömer Şeddat/Hz. Ömer Camii (1150-1151)
Adres : Ali Paşa Mah. Turistik Cadde No:214 Sur/DİYARBAKIR. Cami, Diyarbakır Surlarının İçinde Mardin Kapısı’nın iki girişi kapatılarak oluşturulmuştur. Halk arasında Hz. Ömer Camii olarak adlandırılmaktadır. Nisanoğulları zamanında, Nisanoğlu Mueyyideddin Ebu Ali Hasan bin Ahmet tarafından 1150 – 1151 yılları arasında yaptırılmıştır. Cami, enlemesine dikdörtgen planda ve küçük ölçektedir. Yapı, yöresel malzeme olan kesme bazalt taştan yapılmış, enine dikdörtgen planlı ve açık avluludur. Harim, doğu -batı doğrultuda uzanmaktadır. Mardin kapının batısında yer alan caminin, güney duvarını sur duvarı oluşturmaktadır. Mekanın avluya açılan lentolu iki penceresi vardır. Avlunun doğusunda merdivenle küçük bir mekana çıkılmaktadır. Bu mekanın güney yöne açılan küçük bir penceresi bulunmaktadır. Avlu batısında abdeshane yer almaktadır. Avlu zemini bazalt taş döşelidir. Avlunun kuzeydoğu duvarının dış yüzünde çeşmesi bulunmaktadır.
Anadolu'da inşa edilmiş en eski cami olması ile ünlü cami, şehrin devasa surları olan Dağ Kapı ve Mardin Kapı arasında yer alan tarihî bir şaheser. 639 yılında bölgeye gelen Müslüman Araplar tarafından bölgenin en büyük dinî mabetlerinden Martoma Kilisesi’nden camiye dönüştürüldü. Yapının, Selçuklular döneminde önemli değişikliklere uğradı. Tarih boyunca çeşitli eklemeler yapılan caminin hem Selçuklu hem de Osmanlı dönemi mimarî özellikleri görülüyor.
Geniş avlulu olan cami, geniş alanında Halifeler Camii, Şafiiler Camii, Mesudiye Medresesi ve Zinciriye Medresesi gibi farklı pek çok yapıya da ev sahipliği yapıyor.
İslâm dünyasında Şam’ın ünlü Emeviye Camii kadar büyük bir öneme sahip olan ve aynı zamanda İslâm alemin 5. Harem-i Şerifi olarak kabul gören Diyarbakır Ulu Camii, büyüleyici iç süslemeleri, mistik ve otantik atmosferiyle şehrin en çok ziyaret edilen tarihî hazinelerinden biri.
Sur ilçesinde gezebileceğin başka bir etkileyici yapı da Diyarbakır Ulu Camii'nin hemen yanında, camiye bitişik olarak inşa edilen Anadolu’nun ilk Medresesi görkemli Mesudiye Medresesi. 1198 yılında Artuklular döneminde inşa edilmiş görülmeye değer yapı, siyah beyaz bazalt kesme taşlarla inşa edilmiş minaresi ve etkileyici kitabesi ile Diyarbakır'ın en önemli tarihî yapılarındandır. Anadolu'daki ilk üniversitesi olmasıyla da özel bir öneme sahip.
Sur ilçesinde 15. yüzyıldan kalma başka bir tarihî yapı da Akkoyunlular döneminde inşa edilen ve halk arasında Peygamber Camii olarak da bilinen Nebi Camii. Kitabesinde 1530 yıınlda yapıldığı yazan cami, aynı zamanda Akkoyunluların Diyarbakır'da inşa ettiği en etkileyici yapılardan biridir. Minaresindeki yazıtlarda Hz. Muhammed isminin geçmesinden dolayı Peygamber Camii ismini almış.
Diyarbakır'ın Sur ilçesinin etkileyici yapılarından olan Hüsrev Paşa Camii, Mardin Kapı’nın hemen yanı başında siyah ve beyaz kesme bazalt taşlarla inşa edilmiş etkileyici bir şaheser. Tam olarak ne zaman yapıldığı bilinmese de, Diyarbakır'ın ikinci Osmanlı valisi olan Divane Hüsrev Paşa tarafından 1521 ile 1528 yılları arasında inşa ettirildiği tahmin ediliyor. Medresenin bir parçası olarak yapıldığı tahmin edilen caminin, 1991 yılında aslına uygun olarak restore edildiği biliniyor.
Fatih Paşa Camii olarak da bilinen ve 1516 ile 1520 yılları arasında inşa edilen Kurşunlu Camii, Diyarbakır'da Osmanlı döneminde inşa edilen en güzel camilerden biridir. Hem devasa boyutları hem de iç ve dış mimarisini tamamlayan süslemeleri ile dikkat çeken cami, kubbe ve çatısının tamamen kurşunla kaplanmasından ismini alıyor. Mihrabı ve minberi de sanat eseridir. Caminin hemen yanında Osmanlı döneminden kalan türbeler vardr.
Diyarbakır'ın tarihî Suriçi bölgesinde yer alan Sülüklü Han, şehrin en popüler turistik yapılarından biri olarak karşımıza çıkıyor. 1683 yılında inşa edilen devasa han, kesme ve siyah bazalt taşlarla inşa edilmiş etkileyici mimarisiyle klasik Osmanlı döneminin en güzel örneklerinden birini olarak biliniyor. Üç katlı ve her katında 10 odayla tasarlanan Sülüklü Han, bir dönem tedavi amaçlı kullanılan sülüklerinden ismini alıyor. Asırlık çınar ağaçlarının süslediği geniş avlusunda kahveni yudumlayarak tarihi manzaranın tadını çıkarabileceğin Sülüklü Han'ın, 2010 yılında restore edildi.
Sur ilçesinde gezerken Mardin Kapı’nın hemen yanında inşa edilen ve Hüsrev Paşa Hanı olarak da bilinen Deliller Hanı, Divane Hüsrev Paşa tarafından 1527 yılında hacı adaylarının konaklaması amacıyla inşa edilmiş, devasa büyüklükteki han, geniş avlusu ve kapalı bölümleriyle bir kervansarayı andırıyor. Tarihi atmosferini günümüze kadar korumayı başaran Deliller Hanı’nın bazı bölümleri günümüzde otel ve restoran olarak hizmet veriyor.
Diyarbakır'ın tarihî simgelerinden Ulu Camii’nin doğusunda 1572 ile 1575 yılları arasında inşa edilen Hasan Paşa Hanı, klasik Osmanlı mimarî özelliklerini taşıyor. Bu tarihî yapı, görkemli sütunları ve kubbeli şadırvanıyla harika bir manzara sunuyor. İçinde yöresel Diyarbakır lezzetlerin tadıldığı restoranları, onlarca çeşit organik ürünle kahvaltı kafeleri, sahafları mevcut.
Sur ilçesinde Sincariye Medresesi olarak da bilinen etkileyici Zinciriye Medresesi, tam yapım tarihi bilinmemekle birlikte 1198 veya 1236 yılında Eyyûbî hükümdarı Melik Salih Necmettin döneminde inşa edilmiş. Diyarbakır Ulu Camii’ye kısa bir yürüyüş mesafesinde yer alıyor.
1500 yılında Akkoyunlu döneminde inşa edilen Şeyh Mutahhar Camii, Diyarbakır’ın simgelerinden biri haline gelen dört ayaklı minaresi için sıkça ziyaret ediliyor. İslam'ın dört mezhebini yansıtmak amacıyla, siyah kesme bazalt taşlarla dört ayaklı olarak tasarlanan minare, camiye sonradan eklenmiş.
Diyarbakır’ı gezerken görmeni önerdiğimiz, yapımına 1564 yılında başlanan Mimar Sinan'ın eserlerinden olan Behram Paşa Camii'nin yapımı 1572 yılına dayanıyor. Tamamen kesme taşlarla ve tek kubbeli olarak inşa edilen etkileyici cami, Diyarbakır'ın ünlü taş işçiliğinin en güzel örneklerinden. İznik çinileri ile süslü iç mekanlarıyla da şehrin en güzel camilerdendir.
Mimar Sinan’ın ünlü eseri Behram Paşa Camii’ne yakın bir konumda yer alan konak, Osmanlı dönemi en güzel sivil mimarî örneklerindendir ve şehirde yaygın olarak kullanılan siyah beyaz bazalt taşlarıyla 1572 yılında inşa edilmiş. Beyaz kalker taşlarıyla süslenen ve geniş avlusuyla çarpıcı bir manzara sunan Behram Paşa Konağı’nın 19. yüzyıl mobilyaları ve antikalar ile süslü odaları görülmelidir.
Dönemin Diyarbekir Valisi Hasan Paşa zamanında Sultan II. Abdülhamit'in
tahta çıkışının 20. yıl dönümünde 1896 yılında inşa edilen çeşme yine o dönemde
tamamlanan Dar'ül Muallimin (Mekteb-i Sanayi) 'in yanında yer alır. Önde iki arkada iki sütun olmak üzere dört sütunlu çeşme, çeşmenin üstünde saat yer almakta önünde Sultan Abdülhamit'e ait tuğra bulunmaktadır.
1733 yılında Diyarbakır'a özgü bir mimariyle bazalt ve kalker taşlar kullanılarak inşa edilen konak, çarpıcı ahşap doğramalarıyla ve Cahit Sıtkı Tarancı'nın kişisel eşyalarından şiirlerine, değerli antikalardan el sanatı eserlerine kadar pek çok objeyle süslü sergileri görülmeye değer.
Sur ilçesinde bulunan Fiskaya Şelalesi restorasyon ve yenileme çalışmalarından sonra yeniden akar hale getirildi. Şelaleye bakan seyir terası da bu onarımdan nasibini aldı ve cam zemin döşendi. Hevsel ve Dicle Nehri manzarası eşliğinde cam terasa çıkıp kendini manzaraya teslim edebilirsin.
Diyarbakır'ın en ünlü doğal güzelliği olan Hevsel Bahçeleri, Dicle Nehri ile Diyarbakır Kalesi arasında büyük bir alana yayılıyor. Diyarbakır surları ve bahçe olarak iki farklı bölümden oluşan Hevsel Bahçeleri, aynı zamanda ev sahipliği yaptığı onlarca kuş türü ile Güney Anadolu Bölgesi’nin en büyük ve zengin kuş cenneti konumumda. Hevsel Bahçeleri, büyüleyici güzelliğiyle 2015 yılında UNESCO Dünya Miras Listesine de dahil edildi.
Diyarbakır Dicle Vadisi Camii (2019)
Dicle Vadisi Cami, Diyarbakır yöresel mimarisinden esinlenerek tasarlanmış olup, Cami’nin kubbesi ve minaresi bakırdan yapılmıştır. Caminin cephesinde İslami geometrik desenler ve İslam hat sanatından güzel örnekler yer almaktadır.
Caminin taban alanı 291,84 m² olup toplam inşaat alanı 583,84 m²’dir. Cami teknik hacimlerin yer aldığı bodrum katıve ibadet mahallinin bulunduğu bir kat olmak üzere toplam iki kattır ve bina yüksekliği 10,5 metredir.
Aynı anda 500 kişi ibadet edebilecek kapasitede olan camide şadırvan ve minare de yer almaktadır.İklimlendirme üniteleri, jeneratör, paratoner, yangın tesisatı gibi güncel teknolojik sistemler camide bulunmaktadır. Caminin minber ve mihrabı ahşaptan yapılmıştır. Camiye araçla ve yaya ulaşımı son derece kolay olup engelli erişilebilirliği, cami çevresinde oturma alanları da projede yer almıştır.
Dicle Nehri'nin iki yakasını birbirine bağlayan On Gözlü Köprü, halk arasında Silvan Köprüsü ve Mervani Köprüsü olarak da biliniyor. Diyarbakır’ın en bilinen simgesel yerlerinden olan ve mutlaka görmen gereken köprü,1065 yılında 178 m uzunluk ve 5,6 m genişlikle inşa edilmiş bir mimari şaheser.
Uzun tarihinde pek çok medeniyete ve dine ev sahipliği yapan Diyarbakır'ın görülmeye değer başka bir etkileyici tarihi yapısı da Ermeni Apostolik Kilisesi olarak inşa edilen Surp Giragos Ermeni Kilisesi. Ortadoğu'daki en büyük Ermeni kilisesi olarak kabul edilen ve 16. yüzyılda inşa edildiği düşünülen etkileyici yapı, bir dönem cami olarak da kullanılmış. 1880 yılında büyük bir yangınla tahrip olduktan sonra aslına uygun olarak tekrar inşa edilen ve 2011 yılında restore edilerek yeniden ibadete açılan Surp Giragos Ermeni Kilisesi, yıl boyu pek çok dinî etkinliğe ev sahipliği yapıyor.
Diyarbakır Mar Petyun Keldani Kilisesi (17.Yüzyıl)
Diyarbakır'ın Sur ilçesinde bulunan tarihi Keldani Katolik Kilisesi 17. yüzyılda inşa edilmiştir. 1.Dünya Savaşı sonrası Süryani sürgününden sonra şehirdeki cemaat çok azalmıştır. Bugün ise Diyarbakır'daki iki etkin kiliseden biri olan Mar Petyun kilisesi cemaati yaklaşık on ailedir. Kilisenin papazı kalmamıştır ve papaz ayda bir Süryani Kilisesi'nden gelmektedir.
Keldaniler, Süryanilerin Katolik kısmını oluştururlar. Efes Konsili'nden sonra bağımsız bir diofizit kilise kuran Nasturiler, Orta Doğu ve Hindistan'da yayılırlar. 1553 yılı itibarı ile Nasturi Hristiyanların bir kısmı Katolikliği benimser ve Papa'nın otoritesini kabul ederler.