7. Araf 172. Ayet - Kalu Bela -1
وَإِذْ أَخَذَ رَبُّكَ مِنْ بَنِي آدَمَ مِنْ ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَأَشْهَدَهُمْ عَلَىٰ أَنْفُسِهِمْ أَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ ۖ قَالُوا بَلَىٰ ۛ شَهِدْنَا ۛ أَنْ تَقُولُوا يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّا كُنَّا عَنْ هَٰذَا غَافِلِينَ (١٧٢)
أَوْ تَقُولُوا إِنَّمَا أَشْرَكَ آبَاؤُنَا مِنْ قَبْلُ وَكُنَّا ذُرِّيَّةً مِنْ بَعْدِهِمْ ۖ أَفَتُهْلِكُنَا بِمَا فَعَلَ الْمُبْطِلُونَ (١٧٣)
A’râf 7:172 - Ve senin rabbin, her ne zaman Ademoğullarının sulblerinden onların soylarını çıkaracak olsa, onları kendileri hakkında tanıklık etmeye çağırır: Ben sizin Rabbiniz değil miyim? Onlar, cevaben: Elbette! derler, Buna tanıklık ederiz! (Bunu, böylece hatırlatıyoruz ki) Kıyamet Gününde, Doğrusu, bizim bundan haberimiz yoktu demeyesiniz.
A'raf 7:173 - Ya da bizim atalarımız önceden şirk koşmuşlar, biz de onlardan sonra gelen bir nesiliz. Batıla düşenlerin yaptıklarından dolayı bizi helak mi edeceksin? dersiniz diye..
(Bu sözleşme; Hz. Adem'e verilen sayfalarla başlayıp Hz. Muhammed'e indirilen Kur'an ile hitam bulan ilahi vahiyler yani ilahi kitaplardır. İsrailogullarından alınan ve sık sık bahsedilen ahid bu sözleşmedir. Tevrat'a Eski Ahid, İncil'e de Yeni Ahid denilmiştir)
"Kalu bela" diye bilinen bu terim aslında Allahu tealanın kullarına peygamberler ve kitaplar göndererek kendisinden haberdar eden bir misak (antlaşmadır).
Bu ayetlerden bir kaç ayet öncesine bakılırsa 169.ayette İsrailoğullarından alınan sözden de bahsettiği görülür.
Araf 172'de geleneksel anlatımın aksine Hz. Adem’den değil, Adem oğullarından söz edilir, yani her Adem oğlunun sulbünden gelen nesilleri ile yapılmış doğal bir sözleşmedir.
Mücahid (tabiin müfessirlerinden), ve daha sonra gelen büyük müfessir İbn Kesir bu ayetin mecazi bir sözleşmeye dikkat çekip fıtrata atıf yaparak fıtratla ilgili ayetlere ve hadislere yer verir.
فَأَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفًا ۚ فِطْرَتَ اللَّهِ الَّتِي فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَا ۚ لَا تَبْدِيلَ لِخَلْقِ اللَّهِ ۚ ذَٰلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ (Rûm 30)
(Resûlüm!) Sen yüzünü hanîf olarak dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmış ise ona çevir. Allah´ın yaratışında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur; fakat insanların çoğu bilmezler. (Rûm 30:30)
كُلّ موْلودٍ يُولدُ على الفِطرَة فأبواه يُهَوِّدانه أو يُنصِّرانه أو يُمجسّانه
Her doğan, İslam fıtratı üzere doğar. Daha sonra onu annesi, babası, (yakınları, çevresi) Hıristiyan ya da mecusi (veya putperest) yapar. (Buhârî, “Cenâʾiz”, 79, 80, 93; Müslim, “Ḳader”, 22-25)
Allah insana irade, akıl ve vicdan vermiştir. İnsan eğer yaratılıştan gelen bu fıtratını takip ederse hakikati bulur. İşte onun içindir ki İmam Cafer akla; İnsanın içindeki peygamber der.
وَاذْكُرُوا نِعْمَةَ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَمِيثَاقَهُ الَّذِي وَاثَقَكُمْ بِهِ إِذْ قُلْتُمْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا ۖ وَاتَّقُوا اللَّهَ ۚ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ (Mâide 5:7)
Allah’ın size olan nimetini ve “işittik, itaat ettik” dediğinizde sizi bağladığı sözünü (misakını) hatırlayın, Allah’tan korkun, Allah, içinizde olanı bilir. (Mâide 5:7)
Bakara 2.63 - Hani, (Tevrat ile amel edeceğinize dair) sizden sağlam bir söz almış, Tûr dağını da tepenize dikmiş ve "Sakınasınız diye, size verdiğimiz Kitab'ı sıkı tutun, onun içindekileri düşünün (gafil olmayın)" demiştik.
Bakara 2.27 - Onlar, Allah'a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozan, Allah'ın korunmasını emrettiği (iman, akrabalık, beşerî ve ahlâkî) bağları koparan ve yeryüzünde bozgunculuk yapan kimselerdir. İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.
Bakara 2.83 - Biz İsrâil oğullarından şöyle söz almıştık: Allah'tan başkasına kulluk etmeyeceksiniz, anaya-babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz. İnsanlara güzel söz söyleyin, namazı kılın, zekâtı verin! Sonra siz, pek azınız hariç, döndünüz; hâlâ da yüz çevirip duruyorsunuz.
Bakara 2.84 - O zaman, birbirinizin kanını dökmeyeceğinize, birbirinizi yurtlarınızdan sürmeyeceğinize dair kesin söz almıştık sizden, siz de kabul etmiştiniz; ve (şimdi de) buna şahitlik yapıyorsunuz.
Bakara 2.93 - Biz o zaman, Sina Dağı'nı üzerinize şahit tutarak, Size emanet ettiğimiz şeye (bütün) gücünüzle sarılın ve ona kulak verin! (diyerek) sizden kesin bir taahhüt almıştık. (Bütün bu hatırlatmalara rağmen) onlar; Dinledik, ama itaat etmiyoruz! derler. Zira, hakikati reddetmeleri yüzünden bunların kalplerini (altın) buzağı sevgisi kaplamıştır. De ki: Ne kötü (şu) inancınızın sizi yönelttiği (şey)! Eğer gerçekten bir şeylere inanıyorsanız.
Aliimran 3.81 - Hani, Allah Nebilerden, "Andolsun, size vereceğim her kitap ve hikmetten sonra elinizdekini doğrula- yan bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka iman edeceksiniz ve ona mutlaka yardım edeceksiniz" diye söz almış ve 'Bunu kabul ettiniz mi verdiğim bu ağır görevi üstlendiniz mi?' demişti. Onlar, "Kabul ettik" demişlerdi. Allah da, "Öyleyse şahid olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım" demişti.
Aliimran 3.187 - Hani Allah, kendilerine kitap verilenlerden, "Onu (Kitabı) mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz" diye sağlam söz almıştı. Fakat onlar verdikleri sözü, arkalarına atıp onu az bir karşılığa değiştiler. Yaptıkları bu alışveriş ne kadar kötüdür!
Nisa 4.154 - Verdikleri sağlam söz(ü yerine getirmemeleri) sebebiyle "Tûr"u üzerlerine kaldırdık ve onlara, "Tevazu ile kapıdan girin" dedik. Yine onlara, "Cumartesi (yasakları) konusunda haddi aşmayın" dedik ve onlardan sağlam bir söz aldık.
Mâide 5:12 - Allâh, İsrâil oğullarından söz almıştı ve içlerinden on iki başkan göndermiştik. Allâh demişti ki: Ben sizinle beraberim, eğer namazı kılar, zekâtı verirseniz; elçilerime inanır, onlara yardım eder ve Allah´a güzel borç verirseniz, elbette sizin günâhlarınızı örterim ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim nankörlük ederse, düz yoldan sapmış olur.
Maide 5:13 - Sözlerini bozdukları için onları la´netledik ve kalblerini katılaştırdık. Kelimeleri yerlerinden kaydırıyorlar. Kendilerine öğütlenen şeyden pay almayı unuttular. İçlerinden pek azı hariç, dâimâ onlardan hâinlik görürsün. Yine de onları affet, aldırma, çünkü Allâh güzel davrananları sever.
Maide 5:14 - Biz hıristiyanız diyenlerden de söz almıştık, ama öğütlendikleri şeyden nasiplenmeyi unuttular. Bu yüzden kıyâmet gününe kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. Yakında Allâh, onlara, ne yaptıklarını haber verecektir.
Maide 5.70 - Andolsun, İsrailoğullarından sağlam söz almış ve onlara peygamberler göndermiştik. Fakat her ne zaman bir Peygamber, onlara nefislerinin hoşlanmadığı bir hükmü getirdiyse; onlardan bir kısmını yalanladılar, bir kısmını da öldürdüler.
Araf 7.169 - Derken, onların ardından yerlerine Kitab'a (Tevrat'a) varis olan (kötü) bir nesil geldi. Şu geçici dünyanın değersiz malını alır ve "(nasıl olsa) biz bağışlanacağız" derlerdi. Kendilerine benzeri bir mal gelse onu da alırlar. Allah hakkında, gerçek dışında bir şey söylemeyeceklerine dair onlardan Kitap'ta söz alınmamış mıydı? Onun içindekileri okumamışlar mıydı? Hâlbuki, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hiç düşünmüyor musunuz?
Rad 13.19 - Rabbinden sana indirilenin gerçek olduğunu bilen kimse, (onu bilemeyen) kör gibi olur mu? (Bunu) ancak akıl sahipleri anlar.
13.20 - Onlar, Allah'a verdikleri sözü yerine getiren ve sözleşmeyi bozmayanlardır.
Rad 13.25 - Allah'a verdikleri sözü, pekiştirdikden sonra bozanlar, Allah'ın korunmasını emrettiği şeyleri (akrabalık bağları) koparanlar ve yeryüzünde fesat çıkaranlar var ya; işte lânet onlara, yurd- un kötüsü (cehennem) de onlaradır.
Ahzab 33.7 - Hani biz peygamberlerden sağlam söz almıştık. Senden, Nûh'tan, İbrahim, Mûsâ ve Meryem oğlu İsa'dan da. Evet biz, onlardan sapa sağlam bir söz almıştık.
33.8 - (Allah, bunu) doğru kimseleri doğruluklarından hesaba çekmek için (yapmıştır.) Kâfirlere de elem dolu bir azap hazırlamıştır.
Hadid 57.8 - Peygamber sizi, Rabbinize iman etmeye çağırdığı halde niçin Allah´a inanmıyorsunuz? Halbuki O, sizden kesin söz de almıştı. Eğer inanırsanız.