Talak - Talâk ve Nikah ile ilgili terimler
2. Bakara 226. Ayet ;
Kadınlarına [îlâ]’da [*] bulunanların dört ay beklemesi gerekir. (Bu sürede hanımlarına) dönerlerse, şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
*[Îlâ,] Araplar arasında bilinen “evli bir erkeğin eşine yaklaşmamaya yemin etme geleneği”dir.
ÎLÂ (الإيلاء)
Kocanın, eşiyle cinsel ilişkide bulunmamak üzere yaptığı yemin, kazâî (hakim kararı) boşanma sebeplerinden biri.
Sözlükte “yemin etmek” anlamına gelen îlâ kelimesi terim olarak kocanın yemin, adak veya bir şarta bağlamak suretiyle eşiyle cinsel ilişkide bulunmayı kendisine yasaklamasını ifade eder. Kur’ân-ı Kerîm’de terim anlamında bir defa geçen îlâ (el-Bakara 2/226), Hz. Peygamber’in eşlerine îlâ yapmasına dair rivayet başta olmak üzere bazı hadislerde de yer alır.
İslâm’dan önce Câhiliye Arapları îlâyı zıhâr gibi bir boşama yöntemi olarak uyguluyorlardı. Koca herhangi bir sebeple eşine kızdığında bir iki yıl veya daha uzun süreyle ona yaklaşmamaya yemin ediyor, süre bitiminde gerektiğinde yeni yeminle süreyi uzatıyordu. Îlânın sonuna kadar evlilik akdi devam ettiğinden kadın yeni bir evlilik yapma imkânı bulamıyordu.
TAHYÎR (التخيير)
Mükellefin iki hüküm veya fiil arasında seçim yapmakta serbest olması anlamında fıkıh terimi.
Aynı kökten türeyen ihtiyâr ve tahayyur “iki durumdan daha iyi olanı istemek ve seçmek” (aynı anlamda isim olarak “hıyâr”/“muhayyerlik” kullanılır), hîre/hıyere/hayre “seçim yapmak” ve “seçilen”, istihâre “yapılması düşünülen bir işin Allah katında hayırlı olan şekliyle gerçekleşmesini istemek” demektir. Kur’ân-ı Kerîm’de hıyere kelimesi iki âyette (el-Kasas 28/68; el-Ahzâb 33/36) geçer.
Hanımlarının bazı maddî talepleri ve aralarındaki kıskançlık sebebiyle üzüntü duyan Resûl-i Ekrem’in onlara bir ay süreyle yaklaşmamak üzere yemin edip bunu uygulaması üzerine (bk. ÎLÂ) nâzil olan ve Peygamber eşlerinden dünya nimetleriyle Allah, Allah’ın resulü ve âhiret arasında tercih yapmalarını isteyen âyetle (el-Ahzâb 33/28-29), haklarında hüküm vermesi için kendisine gelen kâfirler arasında hüküm verip vermeme konusunda Resûlullah’ı muhayyer bırakan âyet (el-Mâide 5/42) kaynaklarda “tahyîr âyeti” diye adlandırılmıştır. Tahrîm sûresinin (66) 5. âyeti de Ahzâb sûresindeki ile ilişkilendirilip bazı kaynaklarda aynı adla anılmıştır.
TALÂK (الطلاق)
Belli lafızlarla nikâh akdinin bozulması, boşama ve boşanma anlamında fıkıh terimi. Sözlükte “serbest kalmak/serbest bırakmak, bağından kurtulmak/bağını çözmek” anlamındaki talâk kelimesi fıkıh terimi olarak belli lafızlarla nikâh akdinin bozulmasını ifade eder. Türkçe karşılığı boşama ve boşanmadır.
TEFRİK (التفريق)
Hâkim kararıyla evliliğe son verilmesi anlamında fıkıh terimi. Sözlükte “iki şeyi birbirinden ayırmak” anlamındaki tefrîk, fıkıhta kadının mahkemeye başvurması üzerine hâkim kararıyla evliliğe son verilmesini yani kazâî boşanmayı ifade eder.
ZIHÂR (الظهر)
Kocanın, karısını annesine veya dinen nikâhı düşmeyecek yakınlarına benzetmesi anlamında fıkıh terimi.
Mücadele Suresi 2. ayetin nüzûl sebebi, Evs b. Samit'in hanımının şikayetidir.
MUHÂLEA (المخالعة)
Karı-kocanın anlaşmasıyla evliliğe son verilmesi anlamında fıkıh terimi. Sözlükte “elbiseyi çıkarmak, soyunmak; ayırmak” gibi anlamlara gelen hul‘, fıkıhta kadının belli bir bedel vermesi karşılığında kocanın ayrılmaya razı olması üzerine evlilik bağından kurtulmasını ifade eder. Karşılıklı anlaşmayla gerçekleşmesi sebebiyle bu işleme muhâlea adı verilir.
“...Karı ve kocanın Allah’ın sınırlarını hakkıyla muhafaza edememelerinden korkarsanız kadının evlilikten kurtulmak için -erkeğe- bir meblağ vermesinde taraflara vebal yoktur” meâlindeki âyet (el-Bakara 2/229) Muhâlea'ya konu olmuştur.
NÜŞÛZ (النشوز)
Eşlerin ve özellikle kadının evlilik hukukuna riayet etmemesi, geçimsiz davranması anlamında fıkıh terimi.
Sözlükte “yükselmek, ayağa kalkmak; (eşler) geçimsiz davranmak” gibi anlamlara gelen nüşûz kelimesi fıkıhta “kadının evlilik hukukuna riayet etmemesi, evlilik birliğini sürdürmeyi engelleyecek düzeyde geçimsizlik sergilemesi” demektir. Bu durumdaki kadına nâşize denir. Genellikle kadın için kullanılan nüşûz kelimesi erkeğe izâfe edilerek kullanıldığında kocanın karısına karşı görevlerini ihmal etmesini, ona karşı kötü muamelede bulunmasını ifade eder. Bu durumdaki erkeğe de nâşiz denilmiştir.
Kur’ân-ı Kerîm’de nüşûz kökünden türeyen kelimelerin başka bağlamlarda kullanımına iki âyette rastlanırsa da (el-Bakara 2/259; el-Mücâdile 58/11) kelime terim anlamında biri kadın (en-Nisâ 4/34), diğeri erkek (en-Nisâ 4/128) hakkında olmak üzere iki yerde geçmektedir.
BEYNÛNET (البينونة)
Koca ile karısı arasında meydana gelen kesin ayrılık mânasında bir fıkıh terimi.
Kelime anlamı “ayrılmak ve uzaklaşmak” demektir.
Şartlarına uygun yeni bir nikâh olmaksızın geri dönülemeyecek tarzda evliliğe son veren boşama.
1. Beynûnet-i suğrâ. Bir veya iki bâin talâkla gerçekleşen ayrılıktır. Böyle bir ayrılıkta taraflar yeni bir nikâh ve yeni bir mehirle tekrar evlenebilirler. 2. Beynûnet-i kübrâ. Üç talâkla meydana gelen ayrılığa denir. Beynûnet-i kat‘iyye de denilen bu tür ayrılıkta taraflar yeni bir nikâhla da olsa artık bir araya gelemezler. Bu kişilerin tekrar evlenmesi, boşanan eşin (zevce) başka biriyle evlenmesi ve bu evliliğin de boşama veya ölümle sona ermiş olması halinde mümkündür.
HÜLLE (حلّة)
Üç talâkla boşanmış bir kadının ayrıldığı kocasına tekrar dönebilmesi amacıyla bir başka erkekle evlenmesi.
Câhiliye döneminde ve İslâm’ın ilk yıllarında evlilik ve boşama konusunda bir sınırlama olmadığı, bu durum erkekler tarafından istismar edilip kadınların bundan büyük zarar gördüğü, talâk hükümlerini düzenleyen Bakara (2/229-230) âyetleri bunun üzerine inmistir. Bu âyetler erkeğin boşama hakkını üçle sınırlandırıp ve üçüncü boşamadan sonra kadının başka erkekle yeni bir evlilik yapmadıkça ve bu evlilik de sona ermedikçe önceki kocasıyla tekrar evlenemeyeceğini hükme bağlar.
MÜT‘A (المتعة)
Şîa’nın Ca‘feriyye kolu tarafından meşrû kabul edilen geçici evlilik.
Sözlükte “menfaat, faydalanma” anlamındaki müt‘a (mit‘a), fıkıhta talâk, nikâh ve hac kelimelerine izâfe edilerek değişik mânalarda kullanılır.
“Aralarında dinen evlenme engeli bulunmayan bir erkekle bir kadının, erkeğin kadına vereceği bir bedel karşılığında belirli bir süre karı-koca hayatı yaşamaları hususunda anlaşmaları” mânasına gelen müt‘a nikâhı diğer mezheplerce İslâm’ın yasakladığı bir evlilik türü olarak kabul edilirken Şîa’nın en büyük kolu olan Ca‘feriyye’de mubah sayılmakta, hatta meşruiyeti mezhebin temel hükümleri arasında sayılarak inanç esaslarıyla irtibatlandırılmaktadır.
LİÂN (اللعان)
Kadının, kendisini zina ile itham eden kocasıyla yeminleşmesini ifade eden bir fıkıh terimi.
Konuyla ilgili Kur’an âyetleri (en-Nûr 24/6-9), Uveymir el-Aclânî’nin karısının zina ettiğini ileri sürmesi ve Hz. Peygamber’in, “Dört şahit getir, yoksa seni zina iftirasından cezalandırırım” demesi üzerine nâzil olmuş ve bu durumdaki kocanın liân yoluyla kazf, kadının da zina cezasından kurtulacağı hükmünü getirmiştir (Buhârî, “Ṭalâḳ”, 30). Bazı kaynaklarda hanımına zina isnat eden ve hakkında âyet inen kişinin Hilâl b. Ümeyye olduğu belirtilmektedir (bk. HİLÂL b. ÜMEYYE). Liân kadının zina etmesi durumunda başvurulan bir işlemdir. Kocanın zina etmesi halinde liâna başvurulmaz ve kocasını zinayla itham eden kadın ancak bunu dört şahitle ispat ederek kazf cezasından kurtulabilir.
Bir kimseyi zina suçuyla itham eden kişi iddiasını dört şahitle ispat etmek mecburiyetindedir. Bunu yapamadığı takdirde zina iftirası (kazf) suçunu işlemiş olur.
KAZF (القذف)
İffetli bir kimseye zina iftirasında bulunma anlamında fıkıh terimi. Sözlükte “herhangi bir şeyi atmak” anlamına gelir.
SÜKNÂ (السكنى)
Bir evden veya evin bir bölümünden mesken olarak yararlanma hakkı.
kocanın, boşanma iddeti bekleyen karısını sahip olduğu imkânlar ölçüsünde kendi oturduğu yerde oturtmasıdır.
Kur’ân-ı Kerîm’de süknâ kelimesi geçmez ama aynı kökten türeyen kelimeler birçok yerde sözlük anlamlarıyla ve kocanın, boşanma iddeti bekleyen karısını sahip olduğu imkânlar ölçüsünde kendi oturduğu yerde oturtmasını emreden âyette terim anlamıyla (et-Talâk 65/6) yer almaktadır.
İDDET (العدّة)
Evliliği sona eren kadının yeniden evlenebilmesi için beklemesi gereken süre anlamında fıkıh terimi.
Sözlükte “saymak, sayılan şeyin miktarı, adet” anlamına gelen iddet kelimesi İslâm hukukunda, evliliğin herhangi bir sebeple sona ermesi durumunda kadının yeni bir evlilik yapabilmek için beklemek zorunda olduğu süreyi ifade eder.
İHDÂD (الإحداد)
Kocası ölen veya kesin boşamayla evliliği sona eren kadının belli bir süre bazı davranışlardan kaçınması anlamında fıkıh terimi.
Sözlükte “menetmek, sınır koymak” mânasına gelen ihdâd (hidâd), fıkıhta ölüm veya kesin (bâin) boşama sebebiyle evliliği sona eren kadının evlenme yasağı bulunan iddet süresince yas tuttuğu izlenimini verecek şekilde üzüntüsünü dışa vurmasını, çevresinin yadırgayacağı şekilde memnun ve mutlu görünmekten sakınmasını ifade eder.
NAFAKA (النفقة)
Aile hukuku veya mülkiyet ilişkisinden doğan bakım yükümlülüğü ve bu kapsamda yapılan harcamalar anlamında fıkıh terimi.
İslâm hukukçuları nafaka yükümlülüğünün evlilik akdinin hukukî sonuçlarından olduğu hususunda fikir birliği içindedir. Evlilik süresince bu yükümlülük devam eder; evliliğin sona ermesi halinde iddet nafakası ödenip ödenmemesi evliliği sona erdiren sebebe göre değişiklik gösterir (aş.bk.). Konuya ilişkin âyet ve hadislere binaen (el-Bakara 2/228, 229, 233, 236; en-Nisâ 4/19; et-Talâk 65/1, 6, 7; Buhârî, “Nafaḳāt”, 1, 9; Müslim, “Zekât”, 38, “Aḳżıye”, 7; Ebû Dâvûd, “Nikâḥ”, 40-41; Tirmizî, “Tefsîr”, 9) İslâm hukukçularının büyük çoğunluğu evlilik nafakasında -fakir, gāib veya hasta bile olsa- kocanın nafaka borçlusu, kadının -zengin de olsa- nafaka alacaklısı olduğu noktasında ittifak etmiştir. Zâhirî hukukçusu İbn Hazm’a göre zengin olan kadın kocasının nafakasını temin etmekle yükümlüdür (el-Muḥallâ, X, 92).
MEHİR (المهر)
Nikâh akdinin sonucu olarak kocanın karısına ödemek zorunda olduğu para veya mal.
Sözlükte mehir (mehr) “ücret” mânasına gelir. Bir fıkıh terimi olarak evlilik esnasında ödenen para veya maldır. Kur’ân'da kendileriyle evlenilen kadınlara mehirlerinin verilmesi gerektiği belirtilmiştir. (Bakara 2/236-237; Nisâ 4/4, 24, 25; Mâide 5/5).
NİKÂH (النكاح)
Sözlükte “birleştirme, bir araya getirme; evlenme, evlilik; cinsel ilişki” gibi anlamlara gelen nikâh
kelimesi fıkıhta, aralarında evlenme engeli olmayan bir erkekle bir kadının hayatlarını geçici olmaksızın birleştirmelerini sağlayan akdi ve bu yolla eşler arasında meydana gelen evlilik ilişkisini ifade eder. Arapça’da zevâc kökünden türeyen kelimeler de “evlenmek, evlendirmek, evlilik, evliliğin taraflarını oluşturan eşler” mânalarında yaygın biçimde kullanılır. Kur’ân'da nikâh kelimesi ve türevleri genellikle evlenme akdini belirtmek üzere on dokuz âyette geçmektedir.
A‘ZEB (الأعزب)
Daha iyi bir dinî hayat yaşamak gayesiyle bekârlığı evliliğe tercih eden erkek.
Kadından uzak yaşayan kişiye a‘zeb denir. Aynı anlama gelen azeb kadın erkek her iki cins için, azbe kelimesi ise sadece kadın için kullanılır. Kur’an’da uzûbe kökünden gelen bir fiil şekli (yaʿzübü) iki âyette geçmekteyse de bunların bekârlık anlamıyla ilgisi yoktur (Yûnus 10/61; Sebe’ 34/3).
LİVÂTA (لواطة)
Erkekler arasındaki eşcinsel ilişki. Sözlükte “havuzu çamur vb. ile sıvamak suretiyle onarmak” anlamına gelen livâta kelimesi örfte erkekler arasındaki eşcinsel ilişkiyi ifade eder. Arapça’da bu mânada aynı kökten türeyen
livât, mülâvata ve televvut kelimeleri de kullanılmaktadır. Kelime anlamını erkekler arası eşcinsel ilişkinin yaygın olduğu Lût
kavminden alır. (A‘râf 7/80-84; Hûd 11/78-83; Enbiyâ 21/74; Şuarâ 26/161-175; Neml 27/54; Ankebût 29/28-35).
SİHÂK (السحاق)
Kadınlar arasındaki eşcinsel ilişki.
Sözlükte sihâk (sahk, müsâhaka) “sevicilik”
(lezbiyenlik), müsâhika ve sehhâka “sevici” (lezbiyen) anlamına gelir. Kur’an'da sahk kökünden türevi iki yerde 'uzaklık' mânasında geçer. (Hac 22/31; Mülk 67/11). Sihâkın ilk defa Kur’ân'da helâk edilmiş kavimlerden biri olan “ashâbü’r-ress”in kadınları arasında ortaya çıktığı ve Lut peygamberin kavminde yaygın olduğu rivayet edilmiştir.
“Kadınlarınızdan çirkin fiilde bulunanlara karşı aranızdan dört şahit getirin. Eğer şahitlik ederlerse o kadınları ölüm alıp götürünceye yahut Allah onlara bir yol açıncaya kadar evlerde hapsedin” âyetinde geçen (en-Nisâ 4/15) “çirkin fiil” (fâhişe) kelimesi, Mu‘tezile’den Ebû Müslim el-İsfahânî tarafından sevicilik olarak yorumlanmıştır.
HÜNSÂ (الخنثى)
Çift cinsiyetli veya cinsiyeti belirsiz kimseler için kullanılan bir fıkıh terimi.
MEFKŪD (المفقود)
Kaybolmuş ve hayatta olup olmadığına dair bilgi bulunmayan kimse anlamında İslâm hukuku terimi.
mefkūdün karısının dört yıl bekleyeceği, bunu takiben dört ay on gün vefat iddeti tamam olduğunda başkasıyla evlenebileceği görüşü nakledilmiş olup Hz. Ali, Hz. Ömer, Hz. Osman,İbn Mesud, İbn Ömer ve İbn Abbas'ın ictihadları da bu istikamettedir. Saîd b. Müseyyeb’den ise savaş saflarında kaybolanın karısının bir yıl, başka durumda kaybolanın karısının dört yıl bekleyeceği görüşü nakledilir. Osmanlı da böyle uygulanmıştır. Mefkud konusunda mezhepler 60 ila 120 yaşına kadar beklenir görüşünde olup, imam Şafii'de 4 yıl bekler rivayeti vardır.