9. Tevbe 60 muellefei kulub (Tuleka)
إِنَّمَا الصَّدَقَاتُ لِلْفُقَرَاءِ وَالْمَسَاكِينِ وَالْعَامِلِينَ عَلَيْهَا وَالْمُؤَلَّفَةِ قُلُوبُهُمْ وَفِي الرِّقَابِ وَالْغَارِمِينَ وَفِي سَبِيلِ اللَّهِ وَابْنِ السَّبِيلِ ۖ فَرِيضَةً مِنَ اللَّهِ ۗ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ.
Sadakalar (zekâtlar) Allah´tan bir farz olarak ancak, yoksullara, düşkünlere, (zekât toplayan) memurlara, gönülleri (İslâm´a) ısındırılacak olanlara, (hürriyetlerini satın almaya çalışan) kölelere, borçlulara, Allah yolunda olana, yolda kalana mahsustur. Allah pek iyi bilendir, hikmet sahibidir. (Tevbe 9:60, Diyanet Vakfı)
Sözlükte “yakınlaştırmak, birleştirmek, ısındırmak” anlamındaki elf (ülfet) kökünden türeyen müellefe ile kalbin çoğulu kulûb kelimesinden oluşan müellefetü’l-kulûb (müellefe-i kulûb) terkibi “gönülleri ısındırılan, yumuşatılan kimseler” demektir.
Maddî ihsanda bulunmak suretiyle gönüllerinin İslâm’a ve müslümanlara karşı yumuşatılması arzulanan gayri müslimleri, kendilerinin veya bağlılarının İslâm’ı benimsemesi umulan yahut zarar vermelerinden korkulan veya düşmana karşı himayeleri istenen nüfuz sahibi kimseleri ve dinde sebat etmeleri arzulanan yeni mühtedileri belirtmek için kullanılmıştır.
"İbnissebil" (ابْنِ السَّبِيلِ) kelimesi yolda kalmış ihtiyaç sahipleri olarak algılansa da asıl mana itibarı ile sokakta yaşayan evsiz, yurtsuz insanlardır.
TULEKA (الطلكاء) :
Sözlükte “âzat edilmiş, serbest bırakılmış” anlamındaki talîkin çoğulu olan tulekā kelimesi, Hz. Peygamber tarafından Mekke’nin fethinde Kureyşliler’e hitaben söylenmiştir. Mekke’ye giren Resûl-i Ekrem kendilerine yapılacak muameleyi endişe ile bekleyen Mekkeliler’e, “Size ne yapacağımı düşünüyorsunuz?” diye sormuş, onlar da, “Senden iyilik bekleriz çünkü sen hayırlı bir kardeşsin” dediler, Rasulullah “Size Yûsuf’un kardeşlerine hitap ettiği gibi hitap edeceğim, bugün sizler azarlanıp kınanmayacaksınız; gidin, hepiniz serbestsiniz” (tulekā) buyurmuştur (Taberî, II, 161).
Yaklaşık 2000 kişi olduğu kaydedilen tulekānın (İbn Kesîr, III, 377) önde gelenleri arasında Ebû Süfyân, Muâviye ve Yezîd, Safvân b. Ümeyye, Süheyl b. Amr, Abdurrahman b. Semüre, Hakîm b. Hizâm, Attâb b. Esîd, Hişâm b. Velîd, Huveytıb b. Abdüluzzâ, Ebü’s-Senâbil b. Ba’kek, Cübeyr b. Mut‘im gibi isimler yer almaktadır.
قال: قال رسول الله ﷺ: إن الأشعريين إذا أرملوا في الغزو، أو قل طعام عيالهم بالمدينة جمعوا ما كان عندهم في ثوب واحد، ثم اقتسموه بينهم في إناء واحد بالسوية، فهم مني، وأنا منهم[1]، متفق عليه.
Resulüllah buyuruyor ki:
'Eşariler ne güzel insanlardır, zorda kaldıklarında, kimde ne varsa toplarlar, bir sergide biriktirirler sonra da herkese eşit dağıtırlar. Ben onlardanım onlar da bendendirler' (Buhari Müslim)