57. Hadid 27, Bakara 255 - illa edatı
ثُمَّ قَفَّيْنَا عَلَىٰ آثَارِهِمْ بِرُسُلِنَا وَقَفَّيْنَا بِعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ وَآتَيْنَاهُ الْإِنْجِيلَ وَجَعَلْنَا فِي قُلُوبِ الَّذِينَ اتَّبَعُوهُ رَأْفَةً وَرَحْمَةً وَرَهْبَانِيَّةً ابْتَدَعُوهَا مَا كَتَبْنَاهَا عَلَيْهِمْ إِلَّا ابْتِغَاءَ رِضْوَانِ اللَّهِ فَمَا رَعَوْهَا حَقَّ رِعَايَتِهَا ۖ فَآتَيْنَا الَّذِينَ آمَنُوا مِنْهُمْ أَجْرَهُمْ ۖ وَكَثِيرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ (Hadîd 57:27)
Sonra bunların izinden ardarda peygamberlerimizi gönderdik. Meryem oğlu İsa´yı da arkalarından gönderdik, ona İncil´i verdik; ona uyanların kalplerine şefkat ve merhamet vermiştik. Uydurdukları ruhbanlığa gelince, onu biz yazmadık. Fakat kendileri Allah rızasını kazanmak için yaptılar. Ama buna da gereği gibi uymadılar. Biz de onlardan iman edenlere mükâfatlarını verdik. İçlerinden çoğu da yoldan çıkmışlardır. (Hadîd 57:27, Diyanet Vakfı)
Hadid suresi 27.ayet çevirisi hemen hemen tüm çevirilerde "ruhbanlığı" bidat olarak ortaya koyan hristiyanların, bu ruhbanlığa da hakkı ile uymadıkları şeklinde anlam verilmiş. Oysa ki ayetteki " وَرَهْبَانِيَّةً ابْتَدَعُوهَا مَا كَتَبْنَاهَا عَلَيْهِمْ إِلَّا ابْتِغَاءَ رِضْوَانِ اللَّهِ فَمَا رَعَوْهَا حَقَّ رِعَايَتِهَا
Ve kendilerinin icad ettiği ruhbanlığı onlara biz emretmedik (yazmadık) -velevki (الا) Allahın rızasını kazanmak için icad etmiş olsalar dahi- ona (Allahın rızasına) hakkını vererek uymadılar" şeklindeki çeviri daha doğru olacaktır.
🌐Kur'an'da "الا illa" edatına "ancak" manası genel olarak verilmesine rağmen bu edat bazen "velevki", "hatta", "kesinlikle" manalarına da gelir.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَأْكُلُوا أَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ إِلَّا أَنْ تَكُونَ تِجَارَةً عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُمْ ۚ وَلَا تَقْتُلُوا أَنْفُسَكُمْ ۚ إِنَّ اللَّهَ كَانَ بِكُمْ رَحِيمًا (Nisâ 4:29)
Ey iman edenler! Birbirinizin mallarını haksız yollarla -illaki (velevki) karşılıklı rızaya dayanan ticaret yoluyla da olsa- heba etmeyin ve birbirinizi mahvetmeyin; zira Allah, sizin için bir rahmet kaynağıdır. (Nisâ 4:29, Muhammed Esed)
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ ۚ لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ ۚ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ ۗ مَنْ ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلَّا بِإِذْنِهِ ۚ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ ۖ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِنْ عِلْمِهِ إِلَّا بِمَا شَاءَ ۚ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ ۖ وَلَا يَئُودُهُ حِفْظُهُمَا ۚ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ (Bakara 2:255)
Allah, O’ndan başka ilah yoktur. Diri (hayat sahibi) ve yarattıklarının üzerinde gözeticidir. O’nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde olanların hepsi O´nundur. Kesinlikle O´ndan izinsiz yanında kim şefaat edebilir? Önlerinde ve arkalarında olanı bilir. O’nun ilminden hiçbir şey kavrayamazlar, kesinlikle O ne isterse olur. O’nun otoritesi, gökleri ve yeri kaplamıştır. Onları koruyup gözetmek O’na asla ağır gelmez. O, çok yücedir, çok büyüktür. (Bakara 2:255)
وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا لَعِبٌ وَلَهْوٌ ۖ وَلَلدَّارُ الْآخِرَةُ خَيْرٌ لِلَّذِينَ يَتَّقُونَ ۗ أَفَلَا تَعْقِلُونَ (En’âm 6:32)
"Bu dünya hayatı illâ ki eğlence ve oyundan ibâret değildir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl yaşama odur. Keşke bilmiş olsalardı !" (En’âm 6:32)
Bu ayette ; Ve ma : olumsuz anlamda kullanılmıştr.
İllâ(istisnâ edatı); her halde, mutlaka, ille, illâ ki anlamında kullanılmıştır.
Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Müttakî olanlar için ahiret yurdu muhakkak ki daha hayırlıdır. Hâla akıl erdiremiyor musunuz? (En’âm 6:32, Diyanet Vakfı)