4. Nisa 65. Ayet - şecere
فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتّٰى يُحَكِّمُوكَ فٖيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لَا يَجِدُوا فٖى اَنْفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلٖيمًا
Muhammed Esed Meali:
Nisa 4.65 - Ama hayır, Rabbine and olsun ki onlar, (ey peygamber), aralarında anlaşmazlığa düştükleri her konuda seni hakem yapmadıkça ve sonra da senin kararına kalplerinde hiçbir burukluk duymaksızın tam bir teslimiyetle tabi olmadıkça, (gerçekten) inanmış olmazlar.
Bu ayette geçen "şecere" vuku bulma, her konuda, anlaşmazlık halinde, çarpık işlerde, ihtilaflı işlerde, çekiştikleri işlerde gibi anlamlara gelir.
هُوَ الَّذٖى اَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً لَكُمْ مِنْهُ شَرَابٌ وَمِنْهُ شَجَرٌ فٖيهِ تُسٖيمُونَ يُنْبِتُ لَكُمْ بِهِ الزَّرْعَ وَالزَّيْتُونَ وَالنَّخٖيلَ وَالْاَعْنَابَ وَمِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ اِنَّ فٖى ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
Nahl 16:10 - O ki gökten bir su indirdi, ondan içersiniz ve yine yararlandığınız ağaçları onunla sularsınız.
16.11 - Allah o su ile size; ekin, zeytin, hurma ağaçları, üzümler ve her türlü meyvelerden bitirir. Elbette bunda düşünen bir kavim için bir ibret vardır.
Bu ayetteki "şecere" gövdeli ağaçlar anlamındadır, tıpkı Rahman 6. ayetteki şecere gibi, o ayette "necm" kelimesi ise gövdesiz bitkiler anlamındadır.
وَالنَّجْمُ وَالشَّجَرُ يَسْجُدَانِ
Diyanet Meali:
55.6 - Otlar ve ağaçlar (Allah'a) boyun eğerler.
وَاِذْ قُلْنَا لَكَ اِنَّ رَبَّكَ اَحَاطَ بِالنَّاسِ وَمَا جَعَلْنَا الرُّءْيَا الَّتٖى اَرَيْنَاكَ اِلَّا فِتْنَةً لِلنَّاسِ وَالشَّجَرَةَ الْمَلْعُونَةَ فِى الْقُرْاٰنِ وَنُخَوِّفُهُمْ فَمَا يَزٖيدُهُمْ اِلَّا طُغْيَانًا كَبٖيرًا
İsra 17.60 - Hani sana, "Muhakkak Rabbin, insanları kuşatmıştır" demiştik. Sana (geceleyin) gösterdiğimiz o rüyayı (temaşayı) da, Kur'an'da lânetlenmiş bulunan o ağacı da sırf insanları sınamak için vesile yaptık. Biz onları korkutuyoruz. Fakat bu, sadece onların büyük azgınlıklarını (daha da) artırdı.
Bu ayette gösterilen temaşa isra 1.ayette anlatılan geceleyin gösterilen ayetler olabilir.
"şeceretül mel'un" lanetlenmiş ağaç hakkında tefsirciler farklı görüştedirler:
Zakkum ağacı, soy ağacı (lanetli soy), mal mülk para, imtihan ağacı, cehennem ağacı gibi.
فَوَسْوَسَ اِلَيْهِ الشَّيْطَانُ قَالَ يَا اٰدَمُ هَلْ اَدُلُّكَ عَلٰى شَجَرَةِ الْخُلْدِ وَمُلْكٍ لَا يَبْلٰى
Diyanet Meali:
Taha 20.120 - Nihayet şeytan ona vesvese verip şöyle dedi: "Ey Âdem! Sana ebedîlik ağacını ve yok olmayan bir saltanatı göstereyim mi?"
فَلَمَّا اَتٰیهَا نُودِىَ مِنْ شَاطِئِ الْوَادِ الْاَيْمَنِ فِى الْبُقْعَةِ الْمُبَارَكَةِ مِنَ الشَّجَرَةِ اَنْ يَا مُوسٰى اِنّٖى اَنَا اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَمٖينَ
Kasas 28.30 - Mûsâ, ateşin yanına gelince, o mübarek yerdeki vadinin sağ tarafındaki ağaçtan şöyle seslenildi: "Ey Mûsâ! Şüphesiz ben, evet, ben âlemlerin Rabbi olan Allah'ım."
وَلَقَدْ رَاٰهُ نَزْلَةً اُخْرٰى عِنْدَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهٰى عِنْدَهَا جَنَّةُ الْمَاْوٰى اِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشٰى مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغٰى لَقَدْ رَاٰى مِنْ اٰيَاتِ رَبِّهِ الْكُبْرٰى
Necm 53.13 - Ve onu bir kez daha görmüştü,
53.14 - en uzak noktadaki sidre (kiraz) ağacının yanında,
53.15 - Cennetul Me'va yakınında,
53.16 - meçhul bir parlaklığın çevresini sarıp kuşattığı sidre ağacının başında.
53.17 - (Dikkat edin,) göz ne kaydı, ne de (başka yöne) çevrildi:
53.18 - Andolsun, Rabbinin büyük âyetlerinden bazılarını gördü.
اِنَّ شَجَرَتَ الزَّقُّومِ طَعَامُ الْاَثٖيمِ كَالْمُهْلِ يَغْلٖى فِى الْبُطُونِ كَغَلْیِ الْحَمٖيمِ
Duhan 44.43-44 - Şüphesiz, zakkum ağacı, günahkârların yemeğidir.
44.45-46 - O, maden eriyiği gibidir. Kaynar suyun kaynaması gibi karınlarda kaynar.
ثُمَّ اِنَّكُمْ اَيُّهَا الضَّالُّونَ الْمُكَذِّبُونَ لَاٰكِلُونَ مِنْ شَجَرٍ مِنْ زَقُّومٍ فَمَالِؤُنَ مِنْهَا الْبُطُونَ فَشَارِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ الْحَمٖيمِ فَشَارِبُونَ شُرْبَ الْهٖيمِ هٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ الدّٖينِ Vakıa Suresi 56.51-56
56.51-52 - Sonra siz ey haktan sapan yalanlayıcılar! Mutlaka (cehennemde) bir ağaçtan, zakkumdan yiyeceksiniz.
56.53 - Karınlarınızı ondan dolduracaksınız.
56.54 - Üstüne de o kaynar sudan içeceksiniz.
56.55 - Kanmak bilmez susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz.
56.56 - İşte bu hesap ve ceza gününde onlara ziyafetleridir.
اَذٰلِكَ خَيْرٌ نُزُلًا اَمْ شَجَرَةُ الزَّقُّومِ اِنَّا جَعَلْنَاهَا فِتْنَةً لِلظَّالِمٖينَ اِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ فٖى اَصْلِ الْجَحٖيمِ طَلْعُهَا كَاَنَّهُ رُؤُسُ الشَّيَاطٖينِ فَاِنَّهُمْ لَاٰكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِؤُنَ مِنْهَا الْبُطُونَ
Saffat 37.62 - Bu (cennet nimetlerine) konmak mı hayırlı, yoksa (kokusu kötü ve tadı acı olan cehennemdeki) Zakkûm ağacı mı?
37.63 - Şüphesiz biz onu zalimler için bir imtihan aracı kıldık.
37.64 - O, cehennemin dibinde biten bir ağaçtır.
37.65 - meyvesi şeytanların kellesi gibi (tiksindirici)dir;
37.66 - Cehennemlikler ondan yiyecekler ve onunla karınlarını dolduracaklardır.
وَاَنْبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِنْ يَقْطٖينٍ
Saffat 37.146 - Üzerine geniş yapraklı bir ağaç bitirdik.
"şecereten min yaktiyn" : geniş yapraklı ağaçlar.