Sâbiîlik veya Mandeizm/Mandaeizm (Mandaeans) (Arapça: الصابئة veya مندائية), Orta Doğu'da bir dindir.
Sâbiî (subbâ, subbî) ve sâbiîlik terimleri, Arap komşularınca Güney Mezopotamya’da yaşayan bir topluluk ve onların dinleri için kullanılmaktadır. Terimin menşei hakkında çeşitli görüşler bulunmaktadır. Genellikle İslâm âlimleri sâbiî kelimesinin Arapça asıllı olup sab’ (dönme, değişme) veya sabv (meyletme, çocukluğa dönme) kökünden geldiğini ileri sürmüşlerdir. Araplar sab’ masdarını din değiştiren kişinin davranışını ifade etmek için de kullanırlardı (Taberî, Câmiʿu’l-beyân, I, 318-319; Zemahşerî, Esâsü’l-belâġa, s. 345).
Işık ve karanlık tanrıları bulunur ve Sabiîler bunlardan Işık tanrısına ibadet ederler.
Oruç, hac, kurban ibadetleri de bulunmaktadır. Âdem, Nuh ve Vaftizci Yahya'yı peygamber kabul eden bir dindir.
11. yy.da Birûni, gerçek Sabiîleri II. Kiros ve I. Artaserhas zamanında Babil sürgününden Kudüs’e dönüşte geride kalan Yahudi kabilelerinin kalıntıları olarak tanımlamıştır. E. S. Drower'a (1937) göre bu kabileler Zerdüştçülük (Magizm, Zoroastrianizm) ve Yahudilik karışımı bir sistemi benimsemişlerdir.[1]
Sabii, sıyrılıp çıkan demektir, Ebu Cehil HZ Muhammed'i sabii olmakla suçlamış ve atalarımızın dininden yani İbrahim’in dininden ayrıldın demiştir.
إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَالَّذِينَ هَادُوا وَالنَّصَارَىٰ وَالصَّابِئِينَ مَنْ آمَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَعَمِلَ صَالِحًا فَلَهُمْ أَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ (٦٢)
Şüphesiz iman edenler; yahudiler, hıristiyanlar ve sâbiîlerden Allah´a ve ahiret gününe inanıp sâlih amel işleyenler için Rableri katında mükâfatlar vardır. Onlar için herhangi bir korku yoktur onlar üzüntü çekmeyeceklerdir. (Bakara 2:62)
إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَالَّذِينَ هَادُوا وَالصَّابِئُونَ وَالنَّصَارَىٰ مَنْ آمَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَعَمِلَ صَالِحًا فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ (٦٩)
İman edenler ile yahudiler, sâbiîler ve hıristiyanlardan Allah´a ve ahiret gününe (gerçekten) inanıp iyi amel işleyenler üzerine asla korku yoktur; onlar üzülecek de değillerdir. (Mâide 5:69, Diyanet Vakfı)
إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَالَّذِينَ هَادُوا وَالصَّابِئِينَ وَالنَّصَارَىٰ وَالْمَجُوسَ وَالَّذِينَ أَشْرَكُوا إِنَّ اللَّهَ يَفْصِلُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ۚ إِنَّ اللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ (١٧)
Mümin olanlar, yahudi olanlar, sâbiîler, hıristiyanlar, mecûsîler ve müşrik olanlara gelince, muhakkak ki Allah, bunlar arasında kıyamet gününde (ayrı ayrı) hükmünü verir. Çünkü Allah her şeyi hakkıyla bilendir. (Hac 22:17, Diyanet Vakfı)
İncil'de Elçilerin İşleri kitabında bölüm 19:
1-2 Apollos Korint'teyken Pavlus, iç bölgelerden geçerek Efes'e geldi. Orada bazı öğrencileri bularak onlara "İman ettiğiniz zaman Kutsal Ruh'u aldınız mı?" diye sordu. "Kutsal Ruh'un varlığından haberimiz yok ki!" dediler. 3 "Öyleyse neye dayanarak vaftiz* oldunuz?" diye sordu. "Yahya'nın öğretisine dayanarak vaftiz olduk" dediler. 4 Pavlus, "Yahya'nın yaptığı vaftiz, tövbeyle ilgili bir vaftizdi" dedi. "Halka, kendisinden sonra gelecek Olan'a, yani İsa'ya inanmalarını söyledi." 5 Onlar bunu duyunca, Rab İsa'nın adıyla vaftiz oldular.
Pavlus Efes'e gittiğinde muhtemelen Sabiîler ile karşılaşmış ve Kutsal Ruh'un varlığını bilmedikleri için "Öyleyse neye dayanarak vaftiz oldunuz?" diyerek şaşkınlığını dile getirmiştir.