Asiye, Maşite ve Harbil
Kur’an-ı Kerim’in (Mümin 40:28-31) “Firavun ailesinin mümin ferdi” olarak andığı kişi, Harbil, Firavun'un amcası oğlu ve veziridir. Yani sarayda makam sahibi ve aileden biri idi. Ve hanımı “Maşita hatun” da aynı zamanda Firavun'un kızının mürebbiyesi idi, onun eğitiminden kıyafetine, yemesinden içmesine herşeyinden sorumlu biri idi.
Harbil ve Maşite, Musa aleyhisselamın dinine inandığı halde imanını gizliyor ve ibadetlerini de gizlice yapıyorlardı.
Firavun, kocası Harbil ile beraber Maşite hatunu ve iki yavrusunu kaynar kazanın içine attı. Maşite’nin talebi üzerine, ailenin bakiye kalan kemikleri toplayıp aynı mezara gömüldü. Hz. Asiye’nin, Maşite’nin şehid edilmesinden sonra imanını açıkladığı rivayet edilir. Hz. Asiye, Maşite’yi savunup onun doğru söylediğini söyleyince Firavun; “sen aklını mı yitirdin” der. Hz. Asiye’nin akrabalarını çağırır ve “bunu ikna edin, yoksa kötü şeyler olacak” der.
Hz. Asiye:
“Ben deli değilim. Benim, senin ve bütün varlıkların ilahı olan Allah'a inanıyorum” diye cevap verir.
Bunun üzerine Firavun, Asiye annemize, her türlü baskı ve şiddeti uyguladıktan sonra, el ve ayaklarını çarmıha çiviletip günlerce işkence ile şehid etmiştir.
Kitabımız Hz. Asiye’den şöyle bahseder: “Allâh, inananlara Firavun’un karısını (Âsiye’yi) misâl gösterdi. O: «Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap! Beni Firavun’dan ve onun (kötü) işinden koru ve beni zâlimler topluluğundan kurtar!” demişti.” (Tahrîm Suresi, 11).
Asiye, “Asi” kelimesinin müennes şeklidir. Ayn ve Sad’la yazılırsa “İsyânkar, itaat etmeyen, başkaldıran!” anlamına gelir. Elif ve Sin ile yazılan Asiye “teselli verici” demektir. “Asiye binti Müzahim” Allah'a ve Resulüne iteat, Firavun'a itiraz eden, isyan eden bir azize idi.
Firavunun topladığı sihirbazlar Hz. Musa (a.s) karşısında mağlup olunca müslüman olduğu rivayet edilir.
Firavun, Hz.Musa'yı öldürmek istemiş ama Allah, kendi ailesinden bir kahramanı başına dikmiş, karşısına çıkartmıştı; bu sebeple Harbil Firavun ailesinin mümini diye bilinmiş ve tanınmıştır.
Kur’an-ı Kerim’in (Mümin 40:28-31) “Firavun ailesinin mümin ferdi” olarak andığı bu kişinin kıssası, Tevrat'ta ve Talmud'da yer almayan bir kıssa olup, İsrail tarihi ile ilgili olarak Kur’ân’ın dünya tarihine bir armağanıdır.
"Firavun hanedanından olup o zamana kadar iman ettiğini saklayan biri çıkıp şöyle hitap etti: 'Ne o, siz bir insan "Rabbim Allah’tır." dedi diye kalkıp onu öldürecek misiniz? Halbuki o Rabbiniz tarafından açık belgeler ve mûcizeler de getirdi. Eğer yalan söylüyorsa, yalanı zaten kendisinin aleyhinedir. Ama şayet doğru söylemişse, en azından onun sizi tehdit ettiği şeylerin bir kısmı başınıza gelecektir. Şu bir gerçektir ki Allah haddi aşan, yalancı kimseleri iflah etmez.'
'Ey benim sevgili halkım! Bugün hakimiyet sizindir, ülkede üstünlük sizdedir. Ama yarın Allah’ın azabı başımıza gelir çatarsa, söyler misiniz hangi kuvvet bizi kurtarabilir?' Buna karşılık Firavun: 'Ben size sadece kendimce uygun bulduğum görüşü bildiriyor ve size tutulması gereken doğru yolu gösteriyorum.' dedi."
"O imanlı zat bunun üzerine: 'Ey benim halkım.' dedi, 'Ben sizin hakkınızda, Nuh halkının, Âd halkının, Semûd halkının ve ondan sonraki milletlerin başına gelen âkıbetin sizin de başınıza gelmesinden endişe ederim. Yoksa suçsuzlara azab etmek sûretiyle Allah kullarına zulmetmek istemez." (Mumin, 40/28-31)
27.05.2023