56. Vakıa 17. Ayet - Huri Gılman Vildan
Cennet hurileri ve Gılman
Allah-u Teala şöyle buyurmaktadır:
"Çevrelerinde bozulmayan genç hizmetçi (vildan) hizmetçi erkekler dolaşır."(Vakıa 56/17)
"İri gözlü huriler. Saklı inciler gibi."(Vakıa 56/22-23)
"Aranızda ölümü koyan biziz. Siz bizim önümüze geçemezsiniz. Sizin tiplerinizi (emsal) değiştirmek için (ölümü koyduk)"(Vakıa 56/60-61)
وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَ إِذَا رَأَيْتَهُمْ حَسِبْتَهُمْ لُؤْلُؤًا مَنْثُورًا.
Çevrelerinde sürekli hizmetçiler dolaşacaktır. Onları gördüğünde, saçılmış inciler sanırsın. (İnsan 76:19)
Cennete gidecek olanların, cennetteki erkek ve kadınların dünyada benzeri yoktur. "Sizi bilmediğiniz bir şekilde cennette yeniden oluşturacağız" Aynı husus yine vakıa 35.ayette de şu şekilde ifade edilmektedir:
"Biz cennetlik kadınları yeni bir yaratılışla yarattık(acağız)." (Vakıa 35)
Ayette erkek ve kadın müminler sayılır ve sonunda onlar için büyük bir ecir hazırladık denir. Yani, ecir sadece erkeklere değil, cennet ecirleri hem kadın hem erkekler içindir.
Ayetlerde yine cennet anlatılırken şöyle buyurulmaktadır:
"Etrafında onların çocukları dolaşır. Sanki gizli incidirler"(Tur 52/24)
Gülam/Gılman: Kelime manası şehvetinden duvara tırmanmak, sözlükte ise bıyığı terlemiş erkek çocuğu olarak geçer. Kuranda süt çocuğu için de kullanılmıştır. Meryem as ve Zekeriyya as için, onlara verilecek çocuk için "gülam" kelimesi geçer.
Gılman'a hizmetçi anlamı verilemez çünkü ayette "lehüm" kelimesi o zaman görmezden gelinmiş olur. Hizmetçi için Araplar "gılman" kelimesini kullanmaz, vildan (veled'in çoğulu) kullanılır. Hizmetçilere huri de denir.
"Çevrelerinde ölümsüz vildan/hizmetçiler dolaşır"(Cin 72/17)
Vildan'da "lehüm" (onların) ifadesi kullanılmamaktadır. Oysa 52/24'de lehüm/onların ifadesi vardır. Yine ayetlerde "main çeşmesinden testiler, ibrikler ve kadehler", "kuş etleri ile dolaşırlar", "(ve yetufu aleyhim) hurinin; etrafında iri gözlü hizmetçi kadınlar dolaşır" şeklindeki ifadelerde doğru çeviri "iri gözlü hizmetçilerdir.
Huriler cennetliklerin eşleri değil, onlarla birlikte olan hizmetçileridir. Eğer âyette زوجناهم حورا denseydi onların eşi olduğu anlaşılırdı. Çünkü زَوَّجْنَاهَا (Ahzab 33/37) ayetinde olduğu gibi زَوّج kelimesi evlendirme manasına kullanılınca mef”ulünün başında ب harfi cerri olmaz.
Hûrî (hûriyyetün, çoğulu hûriyyâtün) kelimesi Kuran da geçmez. Hûrî; efsanelerdeki peri kızı, masal kızı anlamına gelir. Yine; böceklerin yumurtadan çıktıktan sonra, kanatlarının ve uzuvlarının oluşmadan önceki beyaz larva dönemine de huriyyetün /huri denilir.
Kuran da geçen ‘hûr’ dur. Fakat hûr kelimesi hem müzekker /eril, hem de müennes /dişil için kullanılır. Yani; bu kelime ‘müzekker haver ve müennes havrâ’ kelimesinin çoğuludur. Dişilere /huriyelere/ hamledilmesi doğru olduğu gibi erkeklere/ Nuri’lere hamledilmesi de bir o kadar doğrudur. Yani; “hûr”; ‘kadın-erkek ayırmaksızın cennetteki tertemiz eşler "Ezvâcün mutahheratün" dür.
Kelimenin kökü ‘HVR’ dır. Bu kökten türeyen üç fiil vardır.
1- ‘Şaşırdı, başa sardı, başladığı noktaya döndü’ “O hiç geri dönmeyeceğini sanmıştı” [İnşikak, 84/14] ayetinde olduğu gibi. Bir şeyin kendi ekseni etrafında dönüp dolaşması. Mihver/eksen buradan gelir.
2- Yine beyaz olmak anlamına gelir. ‘Haviratü’l mer’etü’; kadının gözü beyazı çok beyaz, siyahı çok siyah, yani; ceylan gözlü oldu demektir. ‘Ahverat aynühü’; onun gözü pek ziyade güzelleşti demektir.
3- Yine; aynı kökten türeyen ‘hıvâr ve muhavera’ karşılıklı sohbet ve diyalog demektir. Havarî kelimesi de buradan gelir. Hz. İsa’nın sahabesi, sohbet arkadaşlarına havarî denmekteydi. Sahabe’de sohbet’ten türemiştir. Tekili, “Sâhib”tir ki; dost, Arkadaş, yoldaş olmak, beraber olmak anlamındadır.
‘Havarî’; mecazi anlamda elbisesi bembeyaz, her türlü ayıptan arınmış kimse demektir. Çünkü; “havari” çamaşır beyazlatıcısı anlamına gelir. Yine; kireç ile boyayıp beyazlatan badanacı anlamına da gelir. ‘Havvera’; unu veya elbiseyi beyazlatmak demektir.
Havari; sohbet arkadaşı olmanın yanında, yardımcı anlamına da gelir. Nitekim Peygamberimiz halasının oğlu Zübeyr için, “Benim havarim” ifadesini kullanmıştır. İsa (a.s)’ın havarilerine de insanların nefislerini temizledikleri için teşbihen bu isim verilmiştir.[1]
Haver sıfatından türeyen ‘havrâ’; ise şehirli beyaz tenli kadın anlamına gelir. Havrâ göz beyazlığı için kullanılmaz.[2]
Araplar şehirli, bakımlı, temiz beyaz tenli kadınlara ‘havariyyat’ diye isimlendirmekteydi. Ki, Kuran’ın Mekke civarındaki, o çağın ortalama insanının algısını esas alarak cenneti tasvir etmekte olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. İşte ‘hûr’ kelimesi; bu ‘ahver ve havra’ kelimesinin çoğuludur.
“Iyn” sözcüğü, büyük gözlüler anlamındadır. Bu sözcük de yapı olarak hem müzekker “a’yün” kelimesinin, hem de müennes ‘aynâü’ kelimesinin çoğuludur. Her iki cinsi de içermektedir. Araplar iri gözlü kadınlara “imreetün aynâün”, iri gözlü erkeklere de “racülün a’yünün”derler.
Bu iki sözcük beraber “Hûr’un ıyn’un” olarak kullanıldığında anlam, “iri parlak gözlüler anlamında olur ki, orada verilen eşleri nitelediğinden “iri parlak gözlü eşler” anlamı kazanır. Ayetlerde dişi “Huriler” geçmemektedir. ‘Hûr ve ıyn’sözcüklerinin dişi varlıklara hamledilmesi eski tefsircilerin hatalarındandır. Ayetlerde erkeklere “zevce(hanım)/ zevcât” verileceği söylenmemekte, aksine “ezvâc / eşler” verileceği belirtilmektedir. Yani; erkeklere ezvac/eşler (hanım), kadınlara da ezvac/eşler (koca) verilecektir.
‘Hûru’l-ıyn’ tamlaması ise; eğer ‘ıyn’a / göze hamledilirse; ‘kusursuz güzellik’ , ayn’a hamledilirse; ayna insanın ruhunu yansıtan bir alet olması hesabıyla, ‘ruhu temiz’ anlamına gelir. [3]
‘Hûru’l-ıyn’ tabiri Kuran da dört yerde geçer ve bu ayetlerin tamamı Mekkî’dir. Medenî surelerde bu deyim, ‘Ezvâcûn mutahheratün /tertemiz eşlere’ dönüşür.
Cennet kadınları, dünyadaki kadınların ‘yeniden, yeni bir yaratılış ile yaratılacak olan’ kadınlardır. [Vakıa, 56/35-7] Küçük yaşta ya da yaşlı iken ölen tüm kadınlar genç olarak, kusursuz olarak yeniden yaratılacaklardır. Eşi cennete girememiş olanların, eşsiz kalmaları da söz konusu değildir.
“Adn cennetlerine onlar; babalarıyla, eşleriyle ve çocuklarından iyi olanlarla beraber girerler.” [Rad, 13/23]
“Siz ve eşleriniz sevinç ve mutluluk içerisinde cennete giriniz.” [Zuhruf, 43/70] Yine [Yasin, 36/56, Mü’min, 40/8] ayetleri de bunu desteklemektedir.
Müslümanlar, cenneti hak etmiş eş, evlat, ana-babalarıyla beraber cennete gireceklerdir.
“…Sonunda herkes yaptıklarının karşılığını eksiksiz alacak ve hiç kimseye haksızlık edilmeyecektir.”[Al-i İmran, 3/161]
“Erkek olsun, kadın olsun her kim mü’min olarak salih ameller işlerse, cennete girecek, zırnık kadar da haksızlığa uğratılmayacaktır.” [Nisa, 4/124]
Özetle; Kuran’daki ‘Hûru’l-ıyn’i; gözlerini sevgililerine hasretmiş, iyi huylu, güzel bakışlı eşler ya da ‘ezvâcûn mutahheratün’ deki ifadesi ile tertemiz eşler olarak anlamalıyız. Dinimizde, mükâfatlandırma hususunda erkek, kadın ayırımı yoktur. Kuran’da vadedilen nimetler cennete giren herkesedir.
"Müttakiler güvenli bir yerde; bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. İnce ipekten ve parlak atlastan giyinerek karşılıklı otururlar. Böylece biz onları, siyah iri gözlü hûrîlerle evlendirmişizdir."
(Duhan,51-54).
[1]Ragıb el-İsfehânî, Müfredât, Hur md.
[2]Mu’cem’ül-Vasît, 205, 6
[3]Mustafa İslamoğlu, Meal, s.1074
[4]Bekir Topaloğlu, Huri md. DİA C.18, s.387-90