TAKVA NEDİR?
Kur’an’ın odak kavramlarından olan “takva” çok boyutlu bir kavramdır. Amelî bir kavram olarak bilinmesine rağmen zihinsel tarafı daha ağır basar. Takva, zihin ve gönül tezkiyesi ile başlar, amelî olarak devam eder.
Takvanın çok boyutluluğuna şu ayet açıklık getirmektedir:
“Yüzlerinizi doğu ve batı tarafına (şeklen) çevirmeniz iyilik/takva değildir. Asıl iyilik/takva Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere iman etmek; sevdiği malından akrabalara, yetimlere, yoksullara, yolculara, (fakirlik nedeniyle) isteyenlere ve kölelere vermek; namazı hakkıyla kılmak, zekâtı vermek, söz verdiğinde ahitlerinin gereğini yerine getirmek; sıkıntı ve darlık anında, özellikle savaş anında sabretmektir. (İmanlarında ve sözlerinde) sadık olanlar bunlardır; gerçek takva sahibi olanlar da bunlardır.”[1]
Ayete baktığımız zaman görürüz ki ayet takvayı bize önce itikat sonra da ahlak, ibadet ve sosyal boyutlarıyla anlatmaktadır. Kısacası; zihin de, ameller de eş zamanlı tezkiye olmalıdır.
Kafalar Müslüman ameller fâsit; ameller Müslüman kafalar fâsit bir takva anlayışı Kur’an’la örtüşmez. Hele de kâfirlerin velayetine teslim olup İslâm’ın kendilerine yüklediği anlamı bilmeyen, verili ve güdümlü siyasetin piyonu olan insanlardan takvalı şahsiyet çıkmaz.
Takva dediğimiz üstünlük hâli marifetullahtan beslenmelidir. Kendi zihin ve gönül dünyalarını marifetullahtan beslemeyen kimseler takvaya erişemezler. Kişinin takva sıfatını kazanabilmesi için; imanını, ibadetlerini, davranışlarını, velayetini, ahlakını, iktisadi ve sosyal hayatını vahye uygun hâle getirmesi; büyük günahlardan kaçınması, küçük günahlar üzerinde ısrar etmemesi; haramlardan uzaklaşıp şüpheli şeylere mesafeli durması şarttır.
Takva, küfre karşı bir duruş ve saf tutmadır. İslâm’da takva üstünlük sebebi olduğu gibi emanetlere liyakat da bu nitelikle kazanılır. Hâliyle davetçinin de takvalı insanlardan seçilmesi vahyin ruhuna en uygun davranıştır.
İslâm davetçilerinin en önemli vasıflarından olan takvanın da dereceleri vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:
a- Allah’a iman, itaat ve emirlerine inkıyatta; muharramattan sakınmakta samimi olmak.
b- Allah Teâlâ’nın dışında hehangi bir varlığı ilah edinmemek. Hayatın genişlik alanının anlamlandırılmasında vahin dışında bir dünya görüşüne asla yer vermemek. Küçük şirk olan riyadan kaçınmak. Zira riya; amelleri Allah’tan başkasına arz etmektir.
c- Nefsin arzuladığı kötü hazları ve dinin yasakladığı şeyleri terketmek. Haramlardan uzaklaşıp mekruhlar üzerinde ısrar etmemek.
d- Hayatta Allah’tan başka bir varlığı gaye edinmemek ve bütün amellerini sadece O’nun rızasını kazanmak için yapmak.
e- Kendisini üstün görerek başka mü’minlerden daha hayırlı olduğunu iddia etmemek.
f- Hz. Muhammed’in (s.a.v.) sünnetine söz ve davranışlarıyla uyup onun hayat tarzına tabi olmak.[2] Sünnetin karşıtı diye bildiğimiz bidatlerden; ideolojik yaklaşımlardan uzak durmak.
g- Allah Teâlâ’nın emirlerine aynı anda ittiba edip yapacağı hayırlı işleri geleceğe havale etmemek.
h- Ahlakın en güzeliyle donanmak; ahlak-ı hamide sahibi olmak. Muhammedi ahlakla bezenmek.[3]
i- Manevi sırları ulu orta herkesin yanında söylememek.
j- Cahillerin yanında (amaçsız ve gündemsiz şekilde) durmamak.[4]Şayet cahiller Allah’ın emirlerine, karşı bir tavır koyuyor ve dini hükümleri tezyif ediyorlarsa ortama uygun biçimde müdahale etmek.[5]
k- Hiçbir zalime, kâfire, münafıka, fasıka ve dinlerini parçalayan müşriklere zerre kadar sempati göstermemek.
l- Sevdiklerini yalnızca Allah için sevmek; buğzettiklerine de sadece Allah için buğzetmek.
m- Emanete liyakat kazanabilmek için farzları, vacipleri ve sünnetleri yerine getirmek; haramlardan kaçınıp mekruhlar üzerinde ısrar etmemek.
n- Hiçbir kâfire velayet hakkı tanımamak ve vermemek.[6]
İslâm davetçilerinin yukarda sayılan niteliklerle donanması, beraberinde takvanın semeresinin üzerlerinde tecelli etme dönemini getirecektir. Bu dönemde davetçiler hem emanete liyakat kazanmış olacaklar hem de sözlerinin tesiri daha da artacaktır.
[1] Bakara 2/177
[2] Cürcani, Seyyid Şerif, Tarifat, s.65
[3] Bak: Ahzab 33/21
[4] Sülemi, Hakaik’u-t Tefsir, c.II, s.360
[5] Bak: Enam 6/68.
[6] Bak: Âl-i imran 3/100; Nisa 4/60; Maide 5/44-47,51
MEHMET SÜRMELİ