81. Tekvir 29. Ayet - şae - ALLAH'IN DİLEMESİ ve İRADE
ALLAH'IN DİLEMESİ...ve İRADE..!
وَمَا تَشَاؤُونَ إِلَّا أَن يَشَاء اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ
Zaten alemlerin Rabbi olan Allah (size irade vermeyi) dilememiş olsaydı, siz hiçbir şey dileyemezsiniz. (Tekvir 81:29, Mustafa İslamoğlu Meali)
Âlemlerin Rabbi Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. (Tekvîr 81:29, Diyanet Vakfı)
Fakat o âlemlerin rabbı Allah dilemeyince siz dilemezsiniz (Tekvîr 81:29, Elmalılı H. Yazır)
Ama Allah, bütün alemlerin Rabbi, (o yolu size göstermeyi) istemedikçe siz onu isteyemezsiniz. (Tekvîr 81:29, Muhammed Esed)
Evrenin sahibi Allah sizlere dileme (isteme) özgürlüğü verdi. Bu özgürlüğü vermeseydi, siz zaten bir şey dileyemezdiniz. (Tekvîr 81:29, Sadık Türkmen)
Siz zaten ancak, âlemlerin Rabbi olan Allah'ın dilediğini dilersiniz. (Tekvîr 81:29, Bayraktar Bayraklı)
İnsan, diğer varlıklar içinde Allah'a karşı sorumlu iradeli, tercih yapabilecek, bir şekilde yaratılmıştır.
Bu özellik ona, fıtraten verilmiştir.
Arapçada ŞÂE fiili çok özel bir kelimedir. Geldiği yerlerde cümle içinde "iki özneyi" birden işaret eder.
Genellikle bu özellik her nedense tercüme ve meallere pek yansıtılmamış ve bundan dolayı çeviriler farklı anlamlarda yapılmıştır.
Örnek:
Allah dilediğini saptırır veya dilediğini doğru yola iletir...şeklinde yapılan mealler sıkıntılıdır.
Bu tür ayetlerde doğru tercüme;
> Allah, dileyenin sapmasını diler veya dileyeni doğru yola iletir...şeklinde olmalıdır.
Bu tür çeviri imtihanın mantığına daha uygundur.
Şâe (شاء) fiilinin kökü, “bir şey yapma” anlamında olan şey (شيء)’dir. Allah’ın yapması o şeyi var etmesi, insanın yapması da o şey için gereken çabayı göstermesidir (Müfredât). Allah, her şeyi bir ölçüye göre var eder (Kamer 54/49, Ra’d 13/8). İmtihanla ilgili şeyleri iyi ve kötü diye ikiye ayırmıştır (Enbiyâ 21/35). Allah, herkesin doğru olmasını ister (Nisa 4/26) ama sadece doğru şeyler yapanı doğru yolda sayar (Nur 24/46). Yaptığının doğru veya yanlış olduğunu da kişiye ilham eder. Onun için doğru davrananın içi rahat, yanlış davrananın içi de sıkıntılı olur (Şems 91/7-10). Buna göre şâe = شاء fiilinin öznesi Allah olursa “gerekeni yaptı veya yarattı”, insan olursa “gerekeni yaptı” anlamında olur. Allah insanlara, tercihlerine göre davranma hürriyeti vermeseydi hiç kimse yanlış bir şey yapamaz ve imtihan diye bir şey de olmazdı (Nahl 16/93).
وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ إِلَّا بِلِسَانِ قَوْمِهِ لِيُبَيِّنَ لَهُمْ ۖ فَيُضِلُّ اللَّهُ مَنْ يَشَاءُ وَيَهْدِي مَنْ يَشَاءُ ۚ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ (İbrâhim 14:4)
İbrahim dördüncü ayet de böyle. İmam Maturidi Te'vîlâtü'l Kur'ân eserinde İbrahim dördüncü ayeti açıklarken şöyle yazmış; Allah sapkınlık yoluna götüren sebebi tercih edeni sapkınlığa, doğru yola götüren sebebi tercih edeni de doğru yola iletir.
4.Biz, her resulü / elçiyi ancak kendi halkının dili ile gönderdik ki (ayetleri) açık açık anlatsın. Bundan sonra Allah, (sapıklığı) tercih edeni sapık sayar, (doğru yolu) tercih edeni de yoluna kabul eder.[*] O, daima üstün ve bütün kararları doğru olandır. (İbrâhim 14:4, Süleymaniye Vakfı)
4. Biz her bir peygamberi ancak toplumunun lisanıyla (konuşabilir durumda) gönderdik ki, kendilerine (gönderilmiş olduğu ümmetlere, gereken hükümler hakkında) iyice açıklamada bulunabilsin (böylece onlar da çabucak ve kolayca o hükümleri anlayıp başkalarına tercüme edebilsin)! Artık Allâh (sapıtma sebeplerini tercih ettiğini bildiği için, sapıklıkta kalmasını) dilediği kimseyi saptırır, (hidâyet bulma vesilelerine başvurduğunu bildiği için, doğru yola iletmek) istediğini de hidâyete erdirir. (Hiçbir arzusu engellenemeyecek yegâne) Azîz de, (üstün hikmetine dayalı olmayan hiçbir şeyi dileme yen) Hakîm de ancak O’dur. (İbrahim 14:4, Kur'ân-ı Mecid Tefsirli Meal-i Alisi - İsmailağa Cemaati)
4. (Allah'ın emirlerini) onlara iyice açıklasın diye her peygamberi yalnız kendi kavminin diliyle gönderdik. Bundan sonra Allah sapıklığı tercih edeni sapık sayar. Hidayeti tercih edeni de yoluna kabul eder. Çünkü O, güç ve hikmet sahibidir. (İbrahim 14:4, Viyana Kur'an Okulu Kur'an-ı Kerim Meali)
İnsan, iradesini iyiye veya kötüye kullanabilen bir varlıktır. Bu durumda insandaki iradeye, 'dinamik irade' diyebiliriz. İnsan dışındaki varlıklar ise 'statik irade'ye sahip olup, ancak yaratılış amacına uygun hareket edebilirler.
İnsana iradeyi Allah bahşettiği için bunu şöyle formüle edebiliriz:
Allah, "insanın dilemesini" dilemiştir. Yani Allah, bizim dilememizi dilemeseydi, biz dileyemezdik.
Buna en iyi örnek Tekvir suresi 29. Ayettir.
وَمَا تَشَاؤُونَ إِلَّا أَن يَشَاء اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ
Alemlerin Rabbi olan Allah (size irade vermeyi) dilememiş olsaydı, siz hiçbir şey dileyemezdiniz.
Enfal Suresi 17. Ayette de buna benzer anlam vardır.
فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ وَلَٰكِنَّ اللَّهَ قَتَلَهُمْ ۚ وَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ وَلَٰكِنَّ اللَّهَ رَمَىٰ ۚ وَلِيُبْلِيَ الْمُؤْمِنِينَ مِنْهُ بَلَاءً حَسَنًا ۚ إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
(Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü onları; attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı (onu). Ve bunu, müminleri güzel bir imtihanla denemek için (yaptı). Şüphesiz Allah işitendir, bilendir. (Enfâl 8:17, Diyanet Vakfı)
Onları siz kendi arzunuz ile öldürmediniz. (Sizinle savaşı onlar başlattıkları için), Allah onları öldürmenize izin verdi. Attığın(oklar)ı arzu ederek atmadın. Allah atmanıza müsaade etti. Müminlere yapılanların karşılığını vermek için! Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. (Enfâl 17, Sadık Türkmen)
Allah dilediğine azap eder, dilediğini affeder.
Allah'ın dilemesi hikmetten rahmetten adaletten bağımsız gelişi güzel değildir. Elbette Allah dilediğine rahmet eder dilediğine azap eder. Buna kimse mani olamaz. Allah kimin ne olduğunu neye müstahak olduğunu bilir. Allah herkesin müstahakını verir.
"Şâe, yeşau" müstahak olunanı gerek görmektir. Allah gerek gördüğünü affeder gerek gördüğüne azap eder. Gerekçesi hikmettir adalettir rahmettir. Gerekçesi kulun iradesi niyeti fiilidir. Gerekçesi Allah'ın rahmeti adaleti hikmetidir. Mahkeme olunacağı makamın Allah olmasına sevinemeyenin şüphesi zillettir. Allah ki merhametliler merhametlisi, kalbimizdekileri bilir.
--------------------------------------
Yüce Allah’ın saptırma ve hidayete erdirmeyi rasgele dilemediği Kur’an’da açıkça görülür.
=========================
Allah’ın Hidayet Edeceği Kimseler:
=========================
• Kendilerini değiştirmek isteyenler (Ra’d 11, Enfal 3)
• Müminler (Bakara 26, Muhammed 46, Meryem 76, Hacc 54, Tövbe 124, İbrahim 27, Müddessir 31, Hucurat 7,8, Enfal 2, Nahl 102, Nur 55, Zümer 23, Fetih 4, Zariyat 55)
• Tağuttan kaçınanlar (Zümer 17, 18)
• Allah’a yönelip O’na sarılanlar (Şûra 13, Zümer 17, Ra’d 27, Âl-i Imran 101)
• Salih amelde bulunanlar (Şûra 23)
• Fakirlere yardım edenler (Leyl 5-7)
• Cihat edenler (Ankebut 69)
• Sözü dinleyip en güzeline uyanlar (Zümer 18)
=====================
Allah’ın dalalette bıraktığı Kimseler:
=====================
• Kâfirler (Mümin 74, Nisa 155, Tövbe 37, Nahl 107, Meryem 83, Müddessir 31)
• Ahirete inanmayanlar (İsra 45)
• Ayetlere inanmayanlar (Nahl 104)
• Zalimler (İbrahim 27, Tövbe 109, En’âm 129)
• Münafıklar (Nisa 82)
• Fasıklar (Saff 5, Bakara 26, Maide 108, Tövbe 80, Münafikun 6)
• Kalplerinde hastalık olanlar (Bakara 10, Tövbe 124, 125, Müddessir 31, Hacc 53)
• Mücrimler (Hicr 11-13)
• Düşünmek ve öğrenmek istemeyenler (Tövbe 127, Rum 59, Yunus 100, A’râf 179)
• Dünya hayatını tercih edenler (Nahl 107)
• Haddi aşanlar (Mümin 10, 12, 28, 34, Yunus 74, 20, 125-127)
• Kur’an’dan yüz çevirenler (Zühruf 36, 37)
• Allah’ı unutanlar (Haşr 19)
• Cimriler (Tövbe 76, 77)
• Kibirliler (Mümin 35)
• Müstağniler (Leyl 8-10, Abese 5-7, Alak 6, 7)
• Zorbalar (Mümin 35, İbrahim 13 16)
• Yalancılar (Zümer 3, Bakara 10, Tövbe 77, Nahl 36, Mümin 28, Leyl 8-10)
• Nankörler (Bakara 276, Hacc 38, Lokman 32, Sebe 17, Fatır 36, Kaf 24, İsra 27, Zümer 3)
• Şüpheciler (Mümin 34)