Salman Farisi (d.568 - ö.656)
Eshab-ı kiramın büyüklerinden olan Selman-ı Farisi, insanları Hakka davet eden ve doğru yolu gösteren büyük alim ve velilerin ikinci halkasıdır.
Milattan sonra 568 yılında İran’da dünyaya geldi. Hz. Osman’ın halife olduğu dönemde, Hicret’in 36. yılında vefat eden Selman-ı Farisi, 88 yaşına kadar yaşamıştır.
Asıl adı Mâhbe (Mâyeh) b. Bûzehmeşân (Bûzekhân, Bûzihşân, Hûşbûdân) b. Mürselân b. Yehbûzân iken müslüman olduktan sonra kendini Selmân İbnü’l-İslâm diye tanıtmış, Selmân el-Hayr, Selmân-ı Pâk veya Selmân el-Hakîm diye de anılmıştır. Mecûsî dinine mensup olan babası köyünün reisi (dihkan) idi. Selmân, Râmhürmüz’de doğdu ve ilk çocukluk yıllarını burada geçirdi.
Selmân biri Kindeli olan, diğeri vefatı sırasında baş ucunda bulunan Bukayre (Müsned, V, 439) isimli iki hanımla evlendi. Abdullah adlı bir oğlu ile biri İsfahan’da, diğerleri Mısır’da yaşayan üç kızından bahsedilmektedir.
Mecûsî âteşkedesinde kutsal ateşin sönmemesini sağlamakla görevli iken yeni bir din arayışına giren Selmân ailesinin şiddetli muhalefetine rağmen Hıristiyanlığı benimsedi ve önce Dımaşk’a kaçtı, ardından Musul, Nusaybin ve Ammûriye’ye (Amorion {Afyon} ) gitti. (TDV Ansiklopedi Selmân’ı Farisi mad.)
Dinar'da Mesogis Dağı'nın terasında, Marsyas Nehri kaynaklarının üzerinde erken Bizans Dönemi'ne tarihlenen bir kilise mevcuttur. Kilisenin etrafında Antik Dönem'e ait herhangi bir yapılaşma görülmez. Bu kilise antik kentin yerleşim alanının dışına, diğer yandan kente en yakın ama çıkılması ve inilmesi zahmetli olan Marsyas Nehrikaynaklarının üzerine inşa edilmişti. Kilise'nin buraya inşa edilmesi olasılıkla Nuh'un gemisinin indiği varsayılan Marsyas Nehri kaynaklarının üzerinde bulunan kutsal Ararat Dağı'yla ilişkili olmalıdır.
Ammûriye’de kendisinden Hıristiyanlık hakkında bilgi aldığı bir papaz, kendisine pek yakında Arap yarımadasında İbrâhim'in Hanîf dini üzere gönderilecek son elçinin geleceğini haber verdi.
Bir Arap tüccarıyla tanışan Selmân, kendisini çölden geçirmesi karşılığında sahip olduğu hayvanları ona verip kervanına katıldı. Ancak Hicazda tüccar Selmân’ı bir yahudiye köle olarak sattı. Ardından bu yahudi onu Medine’de yaşayan Benî Kurayza’ya mensup bir yahudiye (Osman b. Eşhel) sattı. Selmân, Medine’yi görünce Ammûriyeli rahibin tarif ettiği şehre geldiğini anladı. Daha sonraki günlerde Hz. Peygamber’in Medine’ye doğru yola çıktığını ve Kubâ’ya geldiğini duyunca hemen oraya gitti ve rahipten öğrendiği nübüvvet alâmetlerinin kendisinde bulunduğunu görünce müslüman oldu. Âzat edilmesine kadar meydana gelen Bedir ve Uhud gazvelerine katılamadı. Hendek Gazvesi’nden önce Resûl-i Ekrem’in tavsiyesi üzerine efendisiyle anlaşıp muhtemelen İslâmî dönemin ilk mükâtebe* sözleşmesini yaptı. Hendek Savaşı’nda hendek kazılması fikrini vererek asıl ününü kazanmıştır.
Hz. Peygamber’in saçlarını tıraş etmesi sebebiyle berberlerin pîri sayılmıştır.
Medâin’de 35 (656) yılı sonu veya 36 (656) yılı başlarında vefat etmiş olmalı.
Selmân’ın IV. Murad tarafından yeniden yaptırılan türbesi Bağdat yakınlarında onun kabri etrafında oluştuğu belirtilen, bugün Selmânıpâk diye bilinen kasabadadır.
Selmân’ın Rumca ve İbrânîce öğrendiği, Farslar’ın, Romalılar’ın, yahudi ve hıristiyanların kutsal kitaplarını okuduğu rivayet edilmektedir. Bu sebeple onun hakkında “sâhibü’l-kitâbeyn” (Kur’an’ı ve Kitâb-ı Mukaddes’i iyi bilen) veya “önceki ve sonrakilerin ilmini öğrenmiş bitmez tükenmez bir umman” ifadeleri kullanılmıştır. Selmân’ın namazda Fâtiha sûresini Farsça’ya tercüme ettiği ve Resûlullah’ın bunu menetmediği kaydedilmektedir (Serahsî, I, 37).
Şiîler, Selmân’ı sayıları çok az olan güvenilir sahâbîler arasında saymış, onu Hz. Ali’den sonra ikinci sırada önemli bir kişi kabul etmiş, ne Yazık ki zamanla kabrini Kerbelâ dönüşü uğranması gereken bir ziyaretgâh haline getirmiştir. Hatta Bazı aşırı Şiîler, Hz. Ali’nin Allah katındaki makamına vâkıf olduğu için Selmân’ı hüccet kabul etmektedir. Gulât-ı Şîa’dan bir grup Selmân-ı Fârisî’yi peygamber saymış, ve ona Peygamber’in üstünde bir değer atfetmiştir (EI2 [İng.], VIII, 998).
Sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed, sahabeden Selman-ı Farisi'ye Fars dilinde namaz kılınabileceğine ilişkin ruhsat vermiştir (kaynak: Muhammed Hamidullah, Kur'an Tarihi). Söz konusu ruhsat İmam Maturidi'nin Tevilatu'l- Kur'an kitabının Fussilet 44. ayetin tefsirinde de referans olarak yer almaktadır. Ayrıca Muhammed Şeybanî'nin el- Camiu's-Sağir adlı yapıtında da konuya ilişkin bilgiler var.
15.07.2023
Mehmet Bülbül
Okçular Köyü, Dinar
"BEN İSLAM’IN OĞLU SELMAN'IM!"
'Selman-ı Farisi’yle aralarında hafif bir tatsızlık olan bir arkadaşı, Selman’ı mahcup etmek ister. Onun da bulunduğu bir mecliste olanlara sırayla sorar: "Ey filan! Sen kimsin, necisin? Soyun ne sopun ne?"
Kendisine soyu sorulan saymaya başlar: "Ben filan oğlu filanım. Filan kabiledenim."
O bitirince diğeri başlar.
Sıra asıl maksada gelmiştir. Selman’a sorar. "Senin soyun kim, sopun ney?"
Ne desin Selman?
Taa İsfahan’dan kopup gelmiştir. Medine’de hiç kimsenin tanımadığı bir bölgeden. Ailesini tanıyan yoktur, aşiretini bilen yoktur…
Hakikatin peşinde ömrünü tüketen Selman (r.a.), bulduğu hakikatin öğrettiği imanla cevap verir:
"Ben İslam’ın oğlu Selman’ım."
"Ben dalaletteydim Allah bana Muhammed (a.s.) ile hidayet verdi."
"Ben fakirdim Allah beni Muhammed (a.s.) ile zenginleştirdi."
"Ben köleydim Allah beni Muhammed (a.s.) ile özgürleştirdi."
Herhalde Selman’ın cevabı karşısında onu mahcup etmek isteyenler bin defa mahcup olmuşlardır.
Yaşananları öğrenen Hz. Ömer (r.a.) Araplar arasında çok bilinen nesebine rağmen "Ben Ömer’im. Ben de İslam’ın oğluyum ve Selman’ın kardeşiyim" demiştir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Selman bizdendir, Ehl-i beytimizdendir” diyerek onurlandırmıştır."