Tahiyyat Duası
التّحِيّاتُ للّهِ وَالصّلَوَاتُ وَالطَّيِّبَاتُ. السَّلاَمُ على النبي! وَرَحْمَةُ اللّهِ وَبَركَاتُهُ، السّلاَمُ عَلَيْنَا وَعَلى عِبَادِ اللّهِ الصّالِحِينَ، أشْهَدُ أنْ لاَ إلَهَ إلاَّ اللّهُ وَأشْهَدُ أنَّ مُحَمّداً عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ.
"Peygamber (s.a.v.) aramızdayken السلام عليك أيها النبي diyorduk. O (s.a.v.) vefat ettikten sonra السَّلاَمُ عَلَي النّبىِّ... “Esselâmu ale’n-nebiyyi” (Selâm, Peygamber’in üzerine olsun) demeye başladık."
(Buhârî; Muslim; İbn Ebû Şeybe (1/90/2); Serrâc ve “el-Musned” (2/258) Ebû Ya’la rivâyet etmiştir. Hadis, “el-İrvâ”da (321) tahriç edilmiştir.)
İbnu Mes'ud' dan sonra sahâbîler, Peygamber (s.a.v.) hayattayken “Esselâmu aleyke eyyuhe’n-nebiyyu…” diyorlardı. Onun vefatından sonra onlar bu sözü bırakıp, onun yerine “Esselâmu ale’n-nebiyyi” demeye başladılar. Ancak bunun da Peygamber (s.a.v.) tarafından belirlenmiş olması gerekir. Nitekim Aişe (r.anha)’nın namazda okunacak teşehhudu öğretirken “Esselâmu ale’n-nebiyyi” demesi bu görüşü kuvvetlendiriyor. Bunu “el-Musned” (c. 9, 1/2) adlı kitabında Serrâc ve “el-Fevâid” adlı kitabında (c11/54/ 1) el-Muhallis iki sahih senedle Aişe (r.anha)’dan rivâyet etmiştir.
Hafız İbn Hacer bu hadis hakkında şöyle demiştir: “Bu ziyadenin zahirinden şu anlaşılmaktadır: Onlar Peygamber (s.a.v.) hayattayken ikinci tekil şahıs zamiriyle “Esselâmu aleyke eyyuhe’n-nebiyyu” diyorlardı. Peygamber (s.a.v.) vefat edince bunun yerine üçüncü tekil şahıs zamirini kullanmaya ve “Esselâmu ale’n-nebiyyi” demeye başladılar.”
“Ashab-ı kiram, Peygamber (s.a.v.) hayattayken “Esselâmu aleyke eyyuhe’n-nebiyyu” diyorlardı. O vefat edince “Esselâmu ale’n-nebiyyi” demeye başladılar.”
Bu, sahih bir seneddir.
Bir de التحية[tahıyye] sözcüğünün esas anlamı, “yaşam dilenmesi” olup sözcüğün aslı, Arapların birbirleriyle karşılaştıklarında, حيك الله [hayyekellâh/Allah seni yaşatsın] demeleridir. Bu bizdeki, “Allah sana uzun ömür versin” sözü gibidir.
Ayetlerimize inananlar sana gelince, "Size selam olsun. Rabbiniz merhametli davranmayı prensip edindi. Bunun için, her kim bilmeyerek işlediği bir kötülükten sonra tevbe ederek kendini düzeltirse, bilsin ki O Bağışlayandır, Rahimdir." (En’âm 6:54)
Elçilerimiz, müjde ile İbrahim’e gelmişler ve “selam!” demişlerdi. İbrahim de: -Selam! deyip, hemen bir kızarmış dana getirdi. (Hûd 11:69)
Adn cennetlerine girerler. Babalarından, eşlerinden ve çocuklarından iyi olanlar da kendileriyle beraber olur. Melekler de her kapıdan yanlarına varırlar: Sabretmenize karşılık selâm size, yurdun sonu ne güzel! (derler). (Ra’d 13:23-24)
Melekler, arınmış kimselerin canlarını alırken: -Selam size! Yaptıklarınızın karşılığı olarak girin cennete! derler. (Nahl 16:32)
Ey inananlar, kendi evlerinizden başka evlere, izin alıp halkına selâm vermeden girmeyin. Herhalde bunun, sizin için daha iyi olduğunu düşünüp anlarsınız. Eğer orada kimseyi bulamazsanız, size izin verilinceye kadar oraya girmeyin. Ve eğer size: Dönün denirse dönün. Bu, sizin için daha temizdir. Allâh yaptıklarınızı bilendir. (Nûr 24:27-28)
Allah’a kavuşacakları gün, müminlere yönelik esenlik dileği: “Selam”dır. Allah onlara çok değerli bir ödül hazırlamıştır. (Ahzâb 33:44)
O gün cennetlikler, gerçekten nimetler içinde safa sürerler. Onlar ve eşleri gölgeler altında tahtlara kurulurlar. Orada onlar için meyvalar ve istedikleri her şey vardır. Onlara, merhametli Rabbin söylediği selâm vardır. (Yâsîn 36:55-58)
Rablerine karşı gelmekten sakınanlar ise, bölük bölük cennete sevk edilir, oraya varıp da kapıları açıldığında bekçileri onlara: Selam size! Tertemiz geldiniz. Artık ebedî kalmak üzere girin buraya, derler.(Zümer 39:73)
Ama eğer ölen kimse Allah’a yakın olanlardan ise, onun için rahatlık, güzel nasip ve naîm cenneti var.
Eğer sağdakilerdense, kendisine, “Sağdakilerden sana selâm vardır” denilir. (Vâkı’a 56:91)
O, öyle Allah´tır ki O´ndan başka ilah yoktur. Meliktir (mutlak Hakim), mukaddestir (kutsalın kaynağı), selâm (esenlik veren) mü´min (güvenlik veren), müheymin (kollayıp koruyan), aziz (üstün, gâlib), cebbâr (istediğini zorla yaptıran), mütekebbir (çok ulu)dur! Allâh (puta tapanların) ortak koşmalarından yücedir. (Haşr 59:23)
NAMAZDA TAHİYYAT OKUMAK HAKKINDA KUR'AN'DAN BAKIŞ!
....Ta'zim etmek, selam vermek, selamet dilemek gibi anlamlara gelen Tahiyyat kelimesi Kuranda iki yerde geçer.
"....Evlere girdiğiniz zaman Allah katından bir esenlik, bereket, temizlik dileği olarak kendinize selam verin." [Nur 61.
..."İşte onlar sabretmeleri sebebiyle oralarda ödüllendirilir, orada esenlik dileğiyle ve selamla karşılanırlar." [Furkân 75.
...Demek ki tahiyyat evlere girince okunması gereken bir şey. Örneğin ‘’selamun aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhu’’ denilebilir.
''..içtenlikle selam verin'' [33/Ahzab 56.
''..Zikrim için salâta devam et.''
‘’Kitaptan sana vahyedilen şeyi oku ve salata devam et..’’ [29/Ankebut 45]
''Şüphesiz mescitler Allah içindir, öyleyse Allah ile beraber kimseye yalvarmayın'' [72/Cin 18] ‘’....Rabbiniz dedi ki: Bana yalvarın ki size icabet edeyim..’’ [40/Mumin 60]
"Subhane rabbike rabbil izzeti amma yesifun. Ve selamun alel murselin. Velhamdu lillahi rabbil alemin." [37/ Saffat 180-182] Anlamı: Üstünlüğün sahibi olan rabbin, niteledikleri şeylerden münezzehtir. Selam, gönderilenlerin üzerine olsun. Alemlerin rabbi olan Allah’a hamd olsun.
Bölüm 2: Sünnilere göre tahiyyat! Mezheplerin tahiyyatı oturuşta peygambere hitap etmektir. Onu da farklı rivayetlerden seçip kabul etmişlerdir. Hanefilerin beğendiği rivayeti Şafiiler beğenmemiş, şafiilerin beğendiği rivayeti malikiler beğenmemiş. Birbirini kınayıp muhalefet etmişler. Örneğin Hanefilerin ve Hanbelilerin namazda okuduğu tahiyyat şöyledir.
"Ettehiyyatu lillahi ves salavati vettayyibat. Esselamu aleyke eyyuhen nebiyyu. Ve rahmetullahi ve berakatuhu. Es selamu aleyna ve ala ibadillahis salihin. Eş hedu enla ilahe illallah ve eşhedu enne muhammeden abduhu ve rasuluhu.” (Esenlik ve tazim, ibadetler, temiz ve güzel şeyler Allah içindir. Selam sana olsun ey nebi! Allahın rahmeti ve onun bereketi de. Selam bize ve salih kullara olsun. Ben şahitlik ederim ki Allahtan başka ilah yok, şahitlik ederim ki Muhammed onun kulu ve elçisidir) Bu, sözde İbn mesud'un rivayet ettiği teşehhüttür.
Şafii ise İbn Abbas'ın rivayetini tercih eder. Onun rivayet ettiği teşehhüd şöyledir: “Ettehiyyatul mubarakatud dayyibatullahi, selamun aleyke eyyuhen nebiyyu. Ve rahmetullahi ve berakatuhu. Selamun aleyna ve ala ibadillahis salihin. Eş hedu enla ilahe illallah, ve eşhedu enne muhammeden abduhu ve rasuluhu.” (En mubarek en guzel dualar, Allah'a mahsustur. Ey Peygamber selam sanadır, Allahın rahmet ve bereketi sanadır. Selam, bizlerin ve Allahın salih kullarının üzerine olsun. Kesinlikle bilir ve şahadet ederim ki; Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur ve şahadet ederim ki, Muhammed Allahın kulu ve elçisidir.)
Malik ise Ömere atfedilen teşehhüdü alır. O da şöyledir: “Ettehiyatun namiyyatuz zekiyyatel mubarakatun dayyibatillah." (Her an çoğalan en temiz, mübarek ve güzel dualar Allah'a mahsustur) Malik: ''Ömer, Resulullahın minberinden insanlara teşehhüdü bu şekilde öğretirdi'' der. [Serahsi – mebsut – cilt 1, sayfa 52 - 53, Gümüşev yayıncılık, 2008 İstanbul]
Aslında mezhepler rivayetlerin versiyonlarından birini alıp, diğerini çöpe atıyorlar. Tıpkı;
''Yoksa sizin bir kitabınız var da ondan mı ders alıyorsunuz? Onun içinden kendinize seçip beğeniyorsunuz.'' [68/Kalem 37-38] ayetinde eleştirilen kişiler gibi davranıyorlar. Diğer mezhebin beğendiği rivayeti ise şöyle eleştiriyorlar.
“Şafii'nin tercihi gerçekten uzak bir tercihtir. Çünkü böyle bir tercih yeni yetişen gençleri islama ilk günlerinde giren ve hicret ehli olanların önüne geçirme anlamı taşır ki bunu kimse söyleyemez.
Malik'in görüşü de kuvvetli değildir çünkü Ebu bekir de Resulullah’ın minberinden insanlara İbn Mesud'un teşehhüdü gibi bir teşehhüd öğretirdi. Bu da İbni mesud'un teşehhüdünü almanın daha uygun olacağını gösterir.”
[Serahsi – mebsut – cilt 1, sayfa 54, Gümüşev yayıncılık, 2008 İstanbul]
Bu hanefilerin savunmasıydı.
Şafii ve Malikileri dinleseniz onlar da aynı ithamları hanefiler için yapmaktalar.