81. Tekvir suresi-2
Ayette peygamberimizin vahiy yoluyla kendisine bildirilen gayb haberlerini insanlığa tebliğ ederken cimrilik etmediği anlatılmakta ve “Arkadaşınız Muhammed, kendisine vahiyle bildirilen gaybe ait bilgilerde cimri değildir. O haberleri kendine saklamaz, sizlerle paylaşır” mesajı verilmektedir.
Sözcüğün ikinci anlamı esas alındığında ise ayet şöyle açıklanabilir: “Arkadaşınız Muhammed (as), kendisine vahiyle bildirilen gaybe ait konularda, ’sen bu bilgileri kâhinlik ederek, kâhinin birinden ya da Tevrat veya Zebur’dan alarak bize söylüyorsun’ gibi bir ithamla suçlanmış da değildir.”
Bu anlamların ikisi de doğrudur ve her ikisi birden ayetin çevirisinde kullanılabilir.
25.Bu kovulmuş şeytanın sözü değildir.
Ayette geçen “شيطان رجيم kovulmuş şeytan”, kişinin içindeki düşünme yetisidir. Bu yeti aynı zamanda İblis diye de adlandırılır. Ayette bu mesajları/vahiyleri Muhammed’in kendisinin uydurmadığı vurgulanmaktadır. Bu konuda tatmin olunabilmesi için İblis [Şeytan-ı Racim] ile ilgili aşağıdaki yazımızın iyi anlaşılması gerekir.
İblis Nedir ya da Kimdir?
İblis’i tanımanın yolu şeytanı tanımaktan geçer. Bu nedenle şeytan sözcüğünün Kur’an bağlamında doğru anlaşılması gerekir. Şeytan ile ilgili geniş açıklama “Kur’an’da Şeytan” adlı çalışmamızda verilmiştir. Burada özet olarak şu bilgiyi vermekle yetiniyoruz:
“شيطان Şeytan”, sözlük anlamı olarak “Hakk’tan uzak olan” demektir. Kavram olarak ise, “Hakka ve akla aykırı hareket eden her türlü kişi, güç ve kurumun ortak ve karakteristik adı”dır.
Şeytanın kimler veya neler olabileceği, özellikleri ve ayırt edici nitelikleri Kur’an’da detaylı olarak mevcuttur. Kur’an’a göre şeytan:
– Haram yemeyi, haksız kazanç elde etmeyi öneren/emreden,
– Kötülük, hayâsızlık ve Allah’a karşı bilmediğimiz şeyleri söylememizi
telkin eden,
– Bizi fakirlikle korkutan,
– Bizi kuruntulara düşüren,
– Allah’ın yarattıklarını değiştirmeyi emreden,
– Kandırmak için bize yaldızlı sözler fısıldayan,
– Vesvese verip kışkırtan, zihin bulandıran,
– Yaptığımız amellerimizle bizi şımartan,
– Bizi azdıran,
– İçki/uyuşturucu ve kumarda, aramıza düşmanlık ve kin sokmak
isteyen,
– Bizi Allah’ı anmaktan ve O’na kulluk etmekten geri bırakmak
isteyen kişiler ve güçlerdir.
Bu tanımlamalara göre şeytan, yanı başımızda yaşayan, gördüğümüz, bildiğimiz birileri olabileceği gibi, göremediğimiz ama içimizde hissettiğimiz bir şey de olabilir. Zaten Rabbimiz de şeytanın insanlar ve görünmez güçlerden [enerjiden] olduğunu bildirmektedir. Şeytan-i Racim [İblis] de onlardan biridir.
Böylece Biz, her peygamber için gizli-açık şeytanlarını düşman yaptık …(En’am 112)
Enfal suresinin 48. ayetinde geçen “شيطان şeytan” sözcüğü ise o gün için Mekkelileri kışkırtan Beni Kenâne kabilesine bağlı Müdlic Oğullarından Sürâka b. Malik b. Cu’şum isimli biri için kullanılmıştır.
48,49.Hani o münâfıklar ve kalplerinde hastalık bulunan; zihniyeti bozuk kimseler, “Şu adamları dinleri aldattı” dedikleri sırada, Şeytan (o kötü niyetli komutan), onlara amellerini çekici göstermiş ve onlara, “Bugün sizi insanlardan bozguna uğratacak kimse yoktur ve ben de sizin yardımcınızım” demişti. Sonra da, ne zaman ki iki topluluk birbirini görür oldu, o, iki topuğu üstünde geri döndü ve: “Şüphesiz ben sizden uzağım. Şüphesiz ben, sizin görmediğinizi görmekteyim, şüphesiz ben, Allah’tan korkmaktayım” dedi. Ve Allah, sonuçlandırması/ cezalandırması pek şiddetli olandır. Ve her kim Allah’a işin sonucunu havale ederse bilsin ki şüphesiz Allah, en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olandır, en iyi yasa koyan, bozulmayı iyi engelleyen/sağlam yapandır.(Enfal; 48, 49)
Tarih ve siyer kitapları araştırılarak Bedir savaşının ayrıntıları dikkatle incelendiğinde adı geçen kişinin ayette belirtildiği gibi önce müşriklere cesaret ve destek verdiği, sonra da onları yüzüstü bıraktığı görülecektir.
Bazı eski tefsirciler, ilgili ayette geçen “şeytan” sözcüğü ile Sürâka’nın kastedildiğini, ancak Bedir savaşındaki Sürâka’nın gerçek Sürâka olmayıp Süraka kılığına girmiş şeytan olduğunu, dolayısıyla da Kur’an’ın aslında Sürâka kılığına girmiş olan “şeytan”ı işaret ettiğini ileri sürmüşlerdir. İddialarını dayandırdıkları delil ve gerekçe, gerçek Sürâka’nın savaşa gitmediği, hatta savaştan haberi bile olmadığı yolunda kendisinin yaptığı bir açıklamadır. Ancak; ileri sürülen bu iddianın ne delili ne de gerekçesi inandırıcıdır. Çünkü askerî bir otorite olan Sürâka’nın, o günkü Mekke’nin birkaç bin hanelik nüfusu içinde yaşayıp da günümüzdeki askeri mızıka veya bando takımına benzeyen gruplarca çalınan cenk havalarını ve şair kadınlarca sergilenen savaşa tahrik edici şiir ve gösterileri duymaması, kısacası savaştan bihaber olması mantık dışıdır.
Şeytanî özellikleri olan insanları “şeytan” olarak isimlendiren Kur’an’dan bir diğer örnek de Bakara suresinin 14. ayetidir:
14.Onlar, inanmış kimselere rastladıkları zaman da, “İnandık” dediler. Şeytanlarıyla (Kötü niyetli elebaşlarıyla) başbaşa kaldıklarında ise, “Şüphesiz biz sizinle beraberiz, biz sadece alay edenleriz” dediler.(Bakara/ 14)
Bu ayette söz konusu edilen şeytanlar da münafıkların [ikiyüzlülerin] akıl hocaları olan insanlardır.
Bir diğer örnek de Âl-i Imran suresinin 175. ayetinde geçen “şeytan” ifadesidir ki, klâsik eserlerde bu kişinin Nuaym b. Mes’ud adlı bir müşrik olduğu belirtilmektedir.
Şeytan-ı Racîm
Pek çok kimse “şeytan” ile “الشّيطان الرّجيم Şeytan-ı Racim”i birbirine karıştırmakta ve ikisinin de aynı olduğunu düşünmektedir. Bize göre ise “Şeytan-ı Racim”; genel anlamdaki şeytan kavramıyla ifade edilen özelliklerin dışında başka özellikler de gösteren özel bir şeytanın sıfatıdır. Bu özelliği sebebiyle Kur’an tarafından kendisine Şeytan-ı Racim adı verilen bu şeytanın özel ismi “ابليس İblis”tir. Başka bir ifadeyle İblis, yaptığı şeytanlıktan dolayı Rabbimiz tarafından “Şeytan-ı Racim [Kovulmuş Şeytan]” olarak adlandırılan bir varlıktır. [Hicr 34, Sad 77, Tekvir 25 ve Nahl 98. ayetlere bakılabilir.]
Kur’an şeytanî özellikler gösteren insanları “şeytan” diye nitelediği gibi, aynı şeytanî özellikleri gösterdiği için Bakara 36, A’râf 14, 15, İsra 64. ayetlerde olduğu gibi İblis’i de “şeytan” olarak nitelemiştir. Ancak Kur’an Bakara 34, A’râf 11–27, Hicr 28–44, İsra 61–65, Kehf 50, Ta Ha 116–123, Sad 71–85, Şuara 94, 95, Sebe 15–21. ayetlerde olduğu gibi İblis’ten kendi özel ismiyle de bahsetmiştir. Saffat suresinin 7. ayetinde ise İblis boyun eğmeyişi, itaat etmeyişi ve inatçı oluşu nedeniyle “شيطان مارد Şeytan-ı Marid” olarak nitelenmiştir.
Racîm
“رجيم Racim” sözcüğünün mastarı “رجم recm” olup bu sözcüğün ilk anlamı “قتل öldürmek” demektir. Öldürmeye “recm” denmesinin sebebi, Arapların öldürecekleri kimseyi taşlamak suretiyle öldürmeleridir. Sonraları her öldürme işine “recm” denilir olmuştur. Kur’an’da yeri olmamasına rağmen zina suçlularına verilen cezanın adı da buradan gelmektedir. Ne var ki, “Recm” ve türevleri Kur’an’da 14 kez yer almasına rağmen hiçbir yerde bu anlamda kullanılmamıştır.
“Öldürmek” anlamı dışında “recm” sözcüğü şu anlamlarda da kullanılır olmuştur: “Taş atmak”, “lânet etmek”, “sövmek, yermek”, “hicran”, “tart etmek, kovmak”, “zan ve zanna dayalı söz söylemek.” Bu anlamların hepsi de uygun görülerek Şeytan’a -İsm-i Mef’ul anlamıyla- “taşlanmış şeytan”, “lânetlenmiş şeytan”, “kovulmuş şeytan”, “sövülmüş şeytan” denilmiştir.
Ancak; “Recm” sözcüğünün yukarıdaki anlamlarından biri olan ve şeytanın tarzını en iyi ifade eden “zan ve zanna dayalı söz söyleme” anlamı bize göre en tercih edilebilir olanıdır. Bu anlamdan yola çıkarak “Racîm” kelimesine verilebilecek en uygun karşılık, sözcüğü İsm-i Fail olarak anlamlandıran “katil şeytan, aslı astarı olmayan söz söyleyen şeytan, karanlığa taş atan şeytan, kafadan atan şeytan, palavracı şeytan” ifadeleridir.
Mârid
“مارد Mârid” sözcüğü, “azgın, karşı çıkan, inat ve isyanda benzerlerinden çok ileri giden” demektir. Sözcüğün mübalâğa kalıbına sokulmuş olan “مريد merid” şeklindeki bir başka türevi “şeytan-ı merid” olarak Hacc suresinin 3. ve Nisa suresinin 117. ayetlerinde geçmektedir. Sözcüğün geçmiş zaman kipiyle farklı bir kullanımı da “ مردوا على النّفاق Meredû ale’n-nifakı [Münafıklık üzerine inatlarını sürdürdüler]” şeklinde Tövbe suresinin 101. ayetinde yer almıştır. “Marid” sözcüğünün mastarı olan “مرد merd” sözcüğünün türevleri, kendi öz anlamı ekseninde olmak üzere, farklı kalıplarda değişik anlamlar kazanmıştır. Bunlardan en önemlisi, “معرّى soymak, soyunmuşluk” anlamıdır. Araplar, yapraktan soyunmuş, yaprağı olmayan ağaca “شجر امرد şecerün emred”, bitki bitmeyen kumluklara “رملة مرداء remletin merdai”, sakalı bitmeyen köseye de “امرد emred” derler. “تمرّد Temerrüt [uzun bir süre inat etme]” sözcüğü de aynı kökten türemedir.
“Marid” sözcüğü “soymak, soyunmuşluk, çıplaklık” anlamıyla değerlendirildiğinde “şeytan-ı marid”; ism-i mef’ul anlamıyla “hayırlardan, güzelliklerden soyunmuş şeytan”; ism-i fail anlamıyla da “hayırlardan, güzelliklerden soyan şeytan” demek olur. Bu anlam A’râf suresinin 27. ayetinde farklı bir üslûp ile kullanılmıştır.
“Marid” sözcüğü ile İblis’e yakıştırılan “inat ve isyanda çok ileri gitme” sıfatı, Kur’an’da anlatılan olaylardaki İblis’in [Şeytan-ı Racim’in] davranışları ile birebir örtüşmektedir. “İblis’e ’Âdem’e secde et! [boyun eğ!]” denildiğinde secde etmeyerek isyan etmiş, kendisine yapma denileni yapmış, yap denileni yapmamış, Âdem’i yaklaşılması yasaklanan ağaca yaklaştırmıştır.
“ابليس İblis” sözcüğünün anlamı, “hayırdan son derece ümitsiz olan, Allah’ın rahmetinden umudunu kesen” demektir. Araştırmacılar bu sözcüğün aynı “Âdem” sözcüğü gibi Arapça olmadığını, Arapçaya başka dillerden geçtiğini belirtmişler ve Yunanca “Diabolos” sözcüğünün değişmiş hâli olduğunu ileri sürmüşlerdir.
“İblis nedir?” sorusuna eski düşünürlerin birçoğu İblis’in asıl adının Azâzil olduğu, meleklerin ileri gelenlerinden biri iken Âdem’e secde etmediği için Allah’ın rahmetinden uzaklaştırıldığı şeklinde bir açıklama getirmişlerdir.
Şimdi Kur’an ayetleri doğrultusunda İblis’i anlamaya çalışalım.
İblis’in Özellikleri
a- İblis cinlerdendir.
50.Ve hani Biz meleklere, “Âdem’e boyun eğip teslimiyet gösterin” demiştik de İblis/ düşünce yetisi dışında hepsi boyun eğip teslimiyet gösterdi. İblis, cinlerdendi (görünmez varlıklardandı/ enerjidendi). Sonra da kendi Rabbinin emrine ters düştü. Şimdi siz, Benim astlarımdan onu ve onun soyunu yardımcı, yol gösterici, koruyucu yakınlar mı ediniyorsunuz? Hem de onlar sizin düşmanınızken. Şirk koşarak yanlış; kendi zararlarına iş yapanlar için ne kötü bir değiştirmedir bu!(Kehf/ 50)
“الجنّ Cinn” sözcüğü, “kapalı, gözükmez varlık ve güç” demektir. Detayı Nâs suresi tahlilinde verilecektir.
b- İblis ateşten yaratılmıştır.
12.Allah, “Sana emrettiğim zaman, seni boyun eğip teslimiyet göstermekten ne alıkoydu?” dedi. İblis, “Ben, ondan hayırlıyım; beni ateşten/enerjiden oluşturdun, onu da çamurdan/maddeden oluşturdun” dedi.(A’raf/ 12)
İblis’in yaratıldığı “النّار ateş” günümüzde “enerji” olarak isimlendirilen “güç”e karşılık gelmektedir. Âdem’in yaratıldığı تراب toprak, طين balçık ise “madde” diye adlandırılan varlığa karşılık gelmektedir. Bilindiği gibi “ateş”, Pythagoras tarafından ortaya atılan kurama göre, evreni oluşturan dört ana maddeden [hava, su, toprak, ateş] birisidir ve günümüzdeki “enerji” kavramı ile örtüşmektedir. Bir başka ifade ile “ateş”, Kur’an’ın indiği dönemdeki insanlar için, bilinmezleri de temsil eden bir ilk maddedir. Çünkü insanlar havayı solumakta, suyu içmekte, toprağı işlemektedirler ama yıldırım ve şimşeğin ateşini yakından tanımamaktadırlar. Dolayısıyla Kur’an’da İblis’in yaratıldığı “şey”in “ateş” olarak açıklanması, konuya bugünkü bilgiler ışığı altında bakanlar tarafından yadırganmamalıdır.
c- İblis, insanların sudûrundadır [göğüslerdedir; beyinlerindedir, zihinlerindedir].
“Gözükmeyen varlıklardan, bilinen varlıklardan; hepsinden, insanların akıllarında kötülük fısıldayan sinsi düşmanın kötü fısıltılarının kötülüğünden, insanların ilâhına, insanların hükümdarına ve insanların Rabbine sığınırım” de!(Nâs suresi)
d- İblis vesvese verir.
120.Sonunda şeytan ona vesvese verdi. Dedi ki: “Ey Âdem! Sana sonsuzluğun ağacı ve eskimez/çökmez mülk/saltanat için rehberlik edeyim mi?”(Ta Ha/ 120)
20.Derken İblis, onların kendilerinden gizli kalan çirkinliklerini kendilerine göstermek için onlara vesvese verdi. Ve “Rabbiniz, başka bir sebepten dolayı değil, sırf ikinizin de birer melek/iradesiz güç olmanız ya da sonsuz olarak kalıcılardan/gelişmeyen, değişmeyen birer varlık olmanız için sizi girift, çekişmenin kaynağı olan şu şeyden; maldan-mülkten, paradan-puldan men etti/ bunları size yasakladı” dedi.(A’raf/ 20)
16.Ve andolsun insanı Biz oluşturduk. Nefsinin kendisine neler fısıldadığını da biliriz. Ve Biz ona şah damarından daha yakınız. (Kaf/ 16)
“وسوسة Vesvese”, “Gizli bir sesle/fısıltıyla düşünce aşılamak, bir işe veya eyleme yöneltmek” demektir. İblis’in yani Şeytan-ı Racim’in neler fısıldayacağını, neleri gizlice telkin edeceğini konuya girerken belirttiğimiz şeytanî karakterleri göz önüne alarak öğrenebilmek mümkündür.
e- İblis bir melektir.
Bakara 34, Hıcr 31, Ta Ha 116 ve Kehf 50:
İblis’in Âdem’e secde etmeyişini anlatan ayetlerde İblis’in meleklerin içinden istisna edildiği görülmektedir.
“İstisna”, terim olarak “Bir ismi istisna edatlarından biriyle cümledeki yargıdan çıkarmak” demektir. Arapça dil bilgisi kurallarına göre şekil olarak üç çeşidi olmasına rağmen anlam olarak istisna iki çeşittir.
Birincisi “Muttasıl İstisna”dır. [Müstesnanın müstesna minh cinsinden olduğu istisna].
İkincisi “Munkatı İstisna”dır. [Müstesnanın müstesna minh cinsinden olmadığı istisna].
Melek, cin ve şeytan kavramlarını özümseyememiş yorumcular ayette yapılmış istisnayı “Munkatı İstisna” kabul edip İblis’i [Şeytan-ı Racim’i] melekten saymamışlardır. Halbuki İblis’i konu alan Ta ha 116, Sad 73 ve Hicr 31′de “Meleklerin hepsi, toplu halde” ifadeleri yer almaktadır. Bu vurgular ayetteki istisna cümlesinin kesinlikle “Muttasıl İstisna” olduğunu gösterir. Bunun anlamı, İblis’in diğer hemcinsleri gibi Âdem’e secde etmediğidir. İblis, melek grubundan secde yargısında istisna edilmiştir. Öyleyse İblis kesin olarak melektir.
Burada ortaya bir başka sorun çıkmaktadır: İblis melektir ama acaba melek nedir? Çünkü İblis’in bir melek olduğu yargısı klâsik melek anlayışı çerçevesinde kesinlikle kabul edilemez.
Detayı “Melek Kavramı” çalışmamızda olmakla birlikte burada kısa bir açıklama yapmak yararlı olacaktır.