Zekat-2 - Borçların Zekâtı
Borçların Zekâtı
Bir kimsenin başkasındaki, nisâb miktarına ulaşan ve gerekli şartları hâiz olup üzerinden bir sene geçen alacaklarının zekâtı hususunda mezheblerin detaylı görüşleri aşağıda anlatılmıştır.
Hanefîler: Borçların; kuvvetli, orta ve zayıf borçlar olmak üzere üç kısma ayrıldıklarını söylemişlerdir.
Kuvvetli borç: Müflis de olsa borçlunun kabullendiği ticâret ve istikraz borçlarıdır.
Orta borç: İhtiyaç duyulan bir elbise ve içinde oturulacak evi satan kimsenin alacağı borçlar ile, yiyecek ve içecek gibi aslî ihtiyaçla ilgili şeyleri satan kimsenin alacağı borçlardır.
Zayıf borç: Mihir borcu gibi, bir mal karşılığında olmaksızın borçlanılan borçlardır. Mihir borcu, kocanın karısından almış olduğu bir mala karşılık değildir. “Hulu’ “ borcu da mihir borcu gibidir. (Hulu’ kadının kocasına belli bir mal veya para vererek boşanmasını taleb etmesidir.) Vasiyet borçları da bu cümledendir.
Kuvvetli borcu olan bir kişi, bu borcundan her kırk dirhemini tahsil ettiğinde, bunun bir dirhemini zekât olarak vermelidir. Ama kırk dirhemden az bir meblâğı tahsil ettiğinde bunun için zekât vermesi gerekmez.
Hanbeliler dediler ki: Borçlu müflis de olsa, zimmetinde sabit olan borçlar zekâta tâbidir. Ancak böyle bir borcun zekâtının, tahsil edildiği anda verilmesi vâcib olur. Borcun tahsil edilen kısmı, nisâb miktarında olursa veya alan kişinin ana malına eklendiğinde nisâb miktarını bulursa zekâtının ivedilikle verilmesi vâcib olur. Borçlunun zimmetinde sâbit olmayan borçlar, zekâta tâbi olmazlar.
Malikiler dediler ki: Hîbe, miras, sadaka, hulu’, eşya, akar gibi birikmiş bir malı satarak veya bir cinayet diyetini hak ederek bir mala sâhib olan kişi, bu mala el koymaz ve bu mala el koymuş olan kişinin yanında borç olarak kalırsa; tahsil edip de üzerinden bir sene geçmedikten sonra bu malının zekâtım vermesi vâcib olmaz.
Bir kişinin kendi elinde bulunan bir malı başkasına ödünç olarak vermesi ve bu malın borçlunun yanında senelerce kalması halinde, sadece bir senenin zekâtını vermesi vâcib olur.
Borcun, ileride de izah edileceği şekilde bir miktarının tahsil edilmesi gerekir. Tahsil edilmediği takdirde, zekâtını vermek vâcib olmaz.
Şafiiler dediler ki: Vâdesi gelmiş olsun olmasın, dirhem, dinar, ticâret malı türünden olan ve borçlunun zimmetinde sabit olan borçların zekâtını vermek vâcib olur. Ama borç, hurma ve üzüm gibi yiyeceklerle davar gibi mallardan olursa zekâtını vermek vâcib olmaz. Alacaklı, tahsil edemediği alacağının zekâtını vermekle yükümlü olmaz.Ama tahsil ettiği anda, geçmiş senelerinkiyle birlikte zekâtını vermesi vâcib olur. Tahsil edemeden telef olan borçların zekâtları düşer.
Kaynak: Zekât, borçlar bölümü, Abdurrahman Ceziri, Dört Mezhebe Göre İslam Fıkhı- 2, Çağrı Yayınları, 7. Baskı, İstanbul, 1993: 861-864.