105. Fil suresi Tefsiri
Mücadele 20, Saffat 171-173, Mümin 51-52, ayetleri fil süresini adeta tefsir eder. Müslümanların Mekke’de eziyet ve işkence gördüğü yıllarda Müslümanlara gelecekte üstün geleceklerinin müjdesi verilmiştir. Fil süresi 2.ayette onların kötü planlarını boşa çıkarmadı mı diye bahsedilen kötü plan müşriklerin bu işkence ve eziyetlerle müslümanları yok etmek istemeleri anlatılır. Ama Allah dini ile elcileriyle uğraşanları hep yenilmiş ekine çevirmiştir. Ebrehenin asıl amacı sadece kabeyi yıkmak değildi , hacc merkezini Yemene taşımaktı.
2.bir anlatıma göre Fil suresinde geçen Ashabil fil kelimesi feyl manasında Mekkeli müşriklerin ahmaklar için kullandığı kelimedir. Sevdiğini ahmakça aşırı sevdiği için akılsızlar, ahmaklar topluluğu demek olur.
Arabca feylezuf (فيلسوف) ile latincedeki "phileo = aşırı sevmek" ve "sophos = bilgi, üstad" kelimeleri aynı manadadır.
Fil aslında iri cussesiyle ve kabiletiyle yaprakları ip gibi orebilecek durumda iken aklını tam kullanamadığı için Arapça fil ismini almıştır (Yasin 2-6, necm 61, Bakara 171, Mâide 58,Haşr 14-16).
Abdullah b. Mes´ud, "Ebabil"den maksadın "Bölük bölük" , Abdullah b. Abbas ve Dehhak "Birbirini takip edenler", Mücahid "Bir araya toplanmış, birbirini takip eden, bölük bölük" , Katade ve Hasan-ı Basri, "Çok" demek olduğunu söylemişlerdir.
Hersekli Arif Hikmet bey;
Olma isyana çeri' kuvvet ile fil gibi, Düşmanı hakka hücum eyle Ebabil gibi.
Filler :
“Asya (veya Hint) fili” ve “Afrika fili adlarıyla ikiye ayrılır. Afrika fili Asya filinden daha iri ve ortalama 7,5 ton ağırlığında, 3-4 m. yüksekliğindedir; Asya fili ise 5 ton ağırlığında, 2,5-3 m. yüksekliğindedir. Yetmiş seksen yıl kadar yaşayabilen filler gövdelerinin iriliğine rağmen oldukça hızlı ve hareketli hayvanlardır.
Dişi filin gebelik süresi iki yıla yakındır ve yedi yılda bir doğurur; yaklaşık 100 kg. ağırlığında ve 1 m. yüksekliğinde olan yavrunun yere sert şekilde düşmemesi için doğum bir su kenarında yapılır. Filin tabii düşmanı yoktur; yalnız kulağının içine girip çok rahatsızlık verdiği için küçük orman faresinden korkar.
Tarihî kayıtlara göre filler genellikle tuzak kurularak yakalanırdı. Bunun en yaygın şekli, ancak bir filin sığabileceği üç tarafı dik bir çukur açıp üzerine sevdiği meyve ve yeşilliklerin serpiştirildiği meyilli bir yolla hayvanın buraya girmesini sağlamaktı. Çukura giren fil oradan geri dönemez ve kımıldayamazdı. Daha sonra parlak kırmızı, mavi ve sarı renkli elbiseler giymiş avcılar gelerek uzun sopalarla hayvanı döverler, ardından beyaz elbiseli biri gelip onları kovalayarak file yiyecek, içecek verir ve yanına oturup onu kendisine ısındırmaya çalışırdı. Bu muamele beyazlı adamın file dokunmasına, hatta sırtına binmesine kadar devam eder, bu aşamadan sonra çukurun önündeki toprak kazılarak hayvan dışarı çıkarılırdı. Filin ehlileştirilmesi işi hemen sadece Hindistan’da gerçekleştirilmiştir. Asya fili zeki, sabırlı, uslu ve sahibine sadık, fakat tehlikeli boyutlarda da kincidir; Afrika fili ise tamamen vahşi tabiatlı olup bugün bile ehlileştirilememektedir.
300 GÜN HAVADA KALABİLİYOR.
İnsanoğlu hiçbir zaman böyle gelişmiş bir hava aracı yapamayacaktır. Bir avuca sığabilen küçücük ebabil kuşları, hiç ara vermeden 10 ay yani yaklaşık 300 gün havada kalabiliyor. Ayrıca, bu inanılmaz kuşlar uçarken uyuyabilmekte ve beslenebilmektedir.
Kuşlar konusunda uzman bir araştırmacı olan ve kuşların göçlerini izleyen Global Flyway Network’ten Dr. Jesse Conklin, bu kuşlar için "dünyanın neresinde olduklarını bilebilme yetenekleri var gibi görünüyor" diyor.
Ayrıca "tam olarak açıklayamıyoruz, ama sanki yanlarında harita taşıyorlar” diyor ve ekliyor: “Büyük Okyanus’un ortasında, açık okyanusta günlerce uçuyorlar; hiç kara yok.”
Kuşlarda öyle karmaşık, çok gelişmiş ve zor anlaşılan bir GPS sistemleri var ki, yapısı uzun yıllardır keşfedilemiyor. Sadece tahminler ve teoriler üretiliyor.
Başka bir araştırmacı ebabiller için, “kanat çırparken de, süzülürken de maksimum enerji verimliliği ile uçacak şekilde tasarlanmışlar” diyen Prof. Hedenström, bu kuşların uçarken böceklerle beslendiklerini ve kısa periyotlarda uyuduklarını söylüyor.
Günümüzde en gelişmiş yolcu uçağı 20 saat kadar havada kalabiliyor **. İHA'larda bu süre biraz daha artıyor ama ancak 1 gün veya biraz daha üstüne çıkabiliyor. Akıncı'nın 24 saat havada kalabileceği belirtildi.
Ebabil Kuşları’nın Ebrehe’nin ordusuna karşı Kâbe’yi koruduğu Kur’an-ı Kerim’deki Fil Suresi’nde geçiyor.
Üstlerinde kanat çırparak uçan kuşlara bakmazlar mı? Onları (havada) ancak Rahmân tutuyor. Şüphesiz O her şeyi hakkıyla görendir. ﴾Mülk 19﴿
Prof. Dr. Haluk Gümüşkaya
Stockholm sendromu : rehinenin kendisini rehin alan kişiyle olası diyalog sürecinde oluşan, duygusal anlamda sempati ve empati oluşmasıdır. "The negotiator" adlı filmde bu sendrom anlatılmaktadır.
İlk kez psikiyatr Bejerot tarafından tanımlanan sendrom, ismini 1973 yılında İsveç'in başkenti Stockholm'de yaşanan bir olaydan almaktadır. Banka soyguncusu tarafından 6 gün boyunca rehin tutulan banka görevlisi bir kadın, soyguncuya duygusal olarak bağlanır.
Lima sendromu, kaçıranların kurbanlarıyla duygusal bir bağ kurduğu bir durumdur. Stockholm sendromunun tam tersidir.
Bu sure klasik tefsirlerde Yemende yapilan bir hristiyan kilisesine Mekkeli bir Arabin girip büyük abdestini yapmasi uzerine Yemenli Komutan Ebrehenin Mekkeye gidip Kabeyi başlarına yikacagim diyerek ordusunu toplayip Mekkeye geldiği Kabenin onune gelindiginde orduda bulunan filin ileri gitmediği geri kaçtığı ve ebabil kuşlarınca atılan minik taşlarla ordusunun helak edildiği ve bu olayın Peygamberimizin doğumundan 1 yıl önce olduğu ve Allah'ın Kabeyi koruduğu teferruatlı anlatılır. Oysaki 571 de Kabe içinde 360 tane putun bulunduğu bir müşrik mabedi konumundaydı.Saldıran Ebrehe o günün son dini olan Hristiyanlığa bağlı idi ve Allah için yaptığı kilisesine yapılan saldırının intikamını almak için hareket etmişti. 571 de içi put dolu olan kabenin korunarak o dönemde inancı salih olan henuz İslamla geçerliliği sonlandırılmamış olan bir dine mensup Ebrehe ve ordusunun helak edilmesine karşın daha sonra mesela 680 yilinda artık putlardan arındırılmış İslamin hacc ibadeti yeri haline gelen Kabenin Yezid tarafindan mancınıklarla yıkılmasına Allah’ın mudahale etmemesi enteresan gelmiyormu size. Bu klasik tefsirlerdeki anlatım Estonya feribotu sendromunu hatırlatıyor.
Estonya Feribotu Sendromu :
28 Eylül 1980 yılında Almanya MayerWerft tersanesinde inşa edilen Estonya Feribotu battı 852 yolcu öldü, 137 kişi bu kazadan kurtuldu.
Kıyıya yakın bir mesafede su alması nedeniyle yatarak batan feribot,gemi mühendsleri tarafından aileleriyle görüşüp geçmişlerini incelediler.
Ölenlerin %98’inin çok iyi yüzme bildiklerini belirleyen uzmanlar son olarak kazadan kurtulanlarla görüştüler.
Ortaya çıkan sonuç;
Feribot, gece 00.50’de sert dalgalar nedeniyle su almaya başladı. Feribottaki sular 50 cm yüksekliğe ulaştı ve feribot yan yatmaya başladı. Su miktarının artmasıyla birlikte tahliye işlemi başladı. Ancak 987 yolcudan sadece 137’si su almaya başlar başlamaz feribotu terk etti.
Geri kalan 852 yolcu ise, gemi kaptanının “Panik yapmayın; dünyanın en güçlü feribotundasınız” sözlerine kanarak su boşaltma işlemini izlediler.
Saatler ilerledikçe daha da yattı ama 852 yolcu izlemeye devam etti saat 01.50’de tamamen sulara gömüldü.
Feribotun su aldığını ve yan yatmaya başladığını görmelerine rağmen son saniyeye kadar izleyenler psikoloji ders kitaplarında “Estonya Feribotu Sendromu” olarak yeralmıştır.
Halen o insanların davranış şekillerine psikoloji bilimi mantıklı bir açıklama getirememiştir.
YENGEÇ SEPETİ SENDROMU..
Bir kova içerisinde yakalanmış yengeçler var, kovanın üstü açık, kapağı yok. Eğer kovada, tek bir yengeç olsa, kesinlikle kaçabilir. Ancak kovada çok yengeç olunca, biri kaçmaya çalışırsa diğerleri onu yakalar, kaçamıyacağından emin olur, geri kalanlar da aynı kaderi yaşarlar.” Çünkü birbirlerini yukarı itmek yerine, aşağı çekerek engellerler. Sonunda kimse çıkamaz. Bu durum, Yengeç Sepeti Sendromu’dur.
Filipinliler arasında popüler olan kavram, “Ben sahip değilsem, sen de olamazsın.”, “Ben başaramıyorsam, sen de başaramazsın.” anlayışını ifade eder. Yengeç Sepeti Sendromu, her alanda yaşanabilir. “Ne gerek var?”, ”Boşver.”,”Zaten beceremezsin, hiç uğraşma.”
Dini alanda ve hayatında farklı düşüncelere yer veremeyenlerin durumu bu sendromu yaşamalarına izin vermelerindendir. Bir hadiste Peygamberimiz : "Kişi arkadaşının dini üzeredir" buyurmuşlardır.
Kurbana dönüşmemek için:
Zamanınızın çoğunu birlikte geçirdiğiniz insanlara dikkat edin. “İnsan, en çok vakit geçirdiği 5 kişinin ortalamasıdır.” (Jim Rohn). Aile üyeleriniz, çalışma arkadaşlarınız, yakınlarınız size yengeç sepeti sendromu yaşatan kişiler olabilirler. Kiminle, ne kadar vakit geçireceğinizi iyi belirleyin.
Yengeçlerin sizi hedeflerinizden ve hayallerinizden uzaklaştırmalarına, üretkenliğinizi azaltmalarına izin vermeyin. Kovadaysak da çıkmayı başarmak bizim elimizde...
FARE ÇUVALI TEORİSİ
“Fare Çuvalı Teorisi” olarak da bilinen bir hikaye…
“ Mısır’ın bir köyünde tarım mühendisi olarak çalışan bir adam, Kahire’ye gitmek üzere trene bindi. Yanına, köyün yaşlı çiftçilerinden biri oturdu. Mühendis, çiftçinin ayakları arasında bir çuval olduğunu fark etti ve yol boyunca çiftçi, her çeyrek saatte bir çuvalı çevirip içindekileri karıştırıyor, sonra tekrar ayakları arasına yerleştiriyordu.
Bu durum yolculuk boyunca devam etti.
Mühendis çiftçinin bu hareketini garipseyerek çuvalın hikayesini sordu. Çiftçi, “Fareleri ve sıçanları yakalayıp bunları Kahire’deki Ulusal Araştırma Merkezi’ne satıyorum; orada laboratuvar deneylerinde kullanılıyorlar” dedi.
Mühendis, “Peki bu çuvalı neden sürekli çevirip sallıyorsun?” diye sordu.
Çiftçi, “Bu çuval fareler ve sıçanlarla dolu, eğer çuvalı çeyrek saatten fazla sallamaz ve çevirmezsem fareler ve sıçanlar rahatlayacak ve yerleşecekler.
Bu durumda, onların gerginlikleri azalacak ve çuvalı kemirip delmeye başlayacaklar.
Bu yüzden onların korku ve gerginliklerini artırmak için her çeyrek saatte bir çuvalı sallıyorum. Böylece birbirleriyle çatışırlar, içgüdülerine kapılırlar ve çuvalı unuturlar, ta ki Araştırma Merkezi’ne varana kadar” dedi.
Mühendis, çiftçinin düşünce şekli ve (Fare Çuvalı Teorisi) karşısında şaşkınlığa uğradı ve Batı’nın ülkelerimize karşı uyguladığı siyasi tuzakları iyi anlayarak, ne zaman ülkemiz , huzur ve istikrar hissetmeye başladığında, içerden ve dışarıdan çuvalı sallıyorlar ve fitneler başlatarak, terör azıyor !..
Doğal olarak halklarımız içgüdülerini manipüle edenlerin ardına düşüyor ve herkes “çuvalı kemirip delme” gerekliliğini unutuyor..