اَفَلَا يَنْظُرُونَ اِلَى الْاِبِلِ كَيْفَ خُلِقَتْ۠
Hiç mi deveye bakmıyorlar, nasıl yaratılmış?
Diğer bir okuyuşa göre “bulutlara.” “İbil,” deve demektir. Bu sözcük “ibbil” olarak okunduğunda ise “bulut” anlamına gelmektedir.
Gaşiye 17, 18, 19, 20. (İnsanlar) devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yeryüzünün nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı? (Diyanet Vakfı).
Süleymaniye Vakfı Meali Gâşiye Suresi 17. Ayet Açıklaması
Hiç bakmazlar mı, bulut[*] nasıl yaratılmış?
[*] İbil, deve sürüsü gibi gözüken yağmur yüklü bulut anlamına da gelir (el-Kâmûs c.3 s.48).
Fil Suresinde ebâbil kelimesi ile ilgili dipnot (Fil 105/3)
أبابيل (ebâbîl) ibil ile aynı köktendir. İbil'in kök anlamı, öbek öbek olma, ağır olma ve kapsamadır (Mekâyîs'il-luğa s.39). Bu üç anlamı bir arada bulunduran deve sürüsüne ibil denir. Kümeler halindeki develere (إبل مؤبّلة) denir (el-Ayn c.2 s.191). Ebu Hatim'e göre "şu kişinin ibili var" demek 100 devesi var demek olur (Mekâyîs'il-luğa s.40). Buna göre وأرسل عليهم طيرا أبابيل üzerlerine deve toplulukları gibi küme küme uçuşan nesneler gönderdi demek olur. İbil, yağmur yüklü bulut anlamına da gelir (el-Kâmûs c.3 s.47). Arap dili bilginlerinden Müberred; "Hiç bakmazlar mı, ibil nasıl yaratılmış?" (Ğaşiye 88/17) âyetindeki ibil'e "büyük bulut kütleleri" anlamı vermiştir (Şevkânî, Feth'ul-Kadîr c.5 s.575). أبابيل (ebâbîl), ibil ile aynı kökten olduğu için Müberred'in tınımına göre (tayran ebâbîl) arka arkaya uçuşan kalın bulut kütleleri olur ve yanardağdan çıkan lav ve kül bulutlarını ifade eder. Zemahşerî, Arap şiirinde bulutların sıklıkla ibil'e (deve sürüsüne) benzetilmesi sebebiyle mecaz olarak bulutlara ibil dendiğini ifade etmiştir (Keşşaf Tefsiri c.6 s.365). Kur'ân'ın mesânî olması sebebiyle ebâbîl ibil'in çoğulu olmalıdır.
, i
Kur’an’da farklı anlam katmanlarına sahip kavramların bulunduğu görülmektedir. Bunlardan biri de “الإبل (el-ibil)” kelimesidir. Bu kelimenin "deve, şiddetli yağmur yüklü bulutlar, sağanak, yoğun bulut kütleleri” anlamına gelebileceği ihtimal dahilinde değerlendirilebilir.
Zira; “Onlar deveye bakmıyorlar mı, nasıl yaratıldı?” ifadesi eğer “ibil” kelimesi deve olarak anlaşılırsa, burada sıradan bir hayvanın yaratılışına dikkat çekilmektedir ve bu yaratılış ilahî kudrete işaret etmektedir. Devenin nasıl yaratıldığı ise gözle doğrudan tespit edilemez. Ancak aynı kelime “bulut kütlesi” olarak değerlendirildiğinde, insanların doğrudan gözlemleyebildiği bulut oluşumu ve gökyüzü hareketleriyle ilişkilendirilebilir. Gökyüzünün bir anda açıkken kısa süre içinde bulutlarla kaplanması, bu bağlamda bir tefekkür alanı olarak görülebilir.
Bu çerçevede “hayvan/ibil” anlamının bağlamla tam olarak örtüşmediği düşünülmekte; bu nedenle “ibil” kelimesinin “bulut” anlamına gelebileceğini düşünmekteyim. Bir diğer surede geçen “ebâbîl” kelimesinin de bu anlamı desteklediğini düşünmekteyim. Ebâbîl ifadesinin üst üste gelen, peş peşe yığılan bulutlar anlamına gelebileceği, bu açıdan ayetin siyak, sibak ve lihak bütünlüğü içinde değerlendirilebileceği kanaatindeyim.“Ve üzerlerine sürü sürü kuşlar gönderdi. Onlara siccîlden taşlar atıyorlardı. Ve onları yenilmiş ekin yaprağı gibi yaptı.” ifadeleri çoğu meal ve tefsirde “sürü sürü kuşlar” şeklinde çevrilmektedir. Oysa “tayr (طيْر)” kelimesinin gökyüzünde uçan her şey için kullanılan genel bir isim olduğu, bu nedenle uçağa da “tayyare” denildiği ifade edilmektedir.
Ayette geçen “gönderdi” ve “atıyordu” fiillerinin kuş davranışıyla tam olarak örtüşmediği, bu ifadelerin daha çok bulut sistemi ve yukarıdan gelen kütleli olaylara işaret edebileceği düşünülmektedir. “Siccîl’den taşlar” ifadesi ise yoğunlaşmış ve taşlaşmış yağmur (dolu / buzlaşmış yağış) olarak değerlendirilmektedir. Surenin son bölümündeki “Onları yenilmiş ekin yaprağı gibi yaptı” ifadesinin de fırtına ve dolu sonrası tamamen kırılıp dökülmüş, içi boşalmış bitki görünümünü ifade eden bir benzetme olarak anlaşılmasının daha uygun olacağını düşünüyorum. Doğrusunu Allah bilir.
Bu çerçevede Kur’an’da yer alan bazı kavimlerin helakıyla ilgili anlatımların “gökyüzü kaynaklı azap” tasvirleri içerdiği dikkate alındığında, Fil Suresi’nde anlatılan olayın da Mekke halkına yönelik bir helak/cezalandırma süreci olarak, bulutlardan gelen bir azap (taş/dolu benzeri yağış) şeklinde gerçekleşmiş olabileceği ihtimal dahilinde değerlendirilebilir. Kur’an’da farklı kavimlere ilişkin anlatımlarda görülen “gökyüzünden gelen azap” temasının burada da benzer bir doğa olayı üzerinden gerçekleşmiş olabileceği ihtimali vardır.Bu bağlamda Kur’an’da geçen Hûd Suresi 82. ayet: “Üzerlerine Rabbin katından, balçık taşları (hicâratin min siccîl) yağdırdık…” ve Hicr Suresi 74. ayet: “Böylece şehri altüst ettik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık.” ifadeleriyle birlikte düşünüldüğünde, tarihî kaynaklarda izleri günümüze kadar ulaştığı ifade edilen Sodom halkının helakının volkanik bir olayla açıklanabileceği, Fil Suresi’nde anlatılan olayın da benzer doğal süreçler çerçevesinde değerlendirilebileceği düşünülmektedir.