17. İsra 85. Ayet - RUH
وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الرُّوحِۜ قُلِ الرُّوحُ مِنْ اَمْرِ رَبّ۪ي وَمَٓا اُو۫ت۪يتُمْ مِنَ الْعِلْمِ اِلَّا قَل۪يلًا
Sana ruhtan soruyorlar. De ki: "Ruh Rabbimin emrindendir. Size ilimden ancak az bir şey verilmiştir." (İsra 17:85)
(Buhari`nin Abdullah bin Mes`ud (r.a.)`dan rivayet ettiğine göre yahudilerin Resulullah (a.s.)`a ruhun ne olduğunu sormaları üzerine bu ayeti kerime indirilmiştir. Tirmizi`nin Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre bu soruyu yahudilerin tavsiyesi ile müşrikler sormuşlardır. İbnu Hacer iki rivayetin birleştirilmesi için Resulullah (a.s.)`ın yahudilerin sorularına cevap vermediğinin, sonra müşriklerin soruyu tekrar etmeleri üzerine bu ayeti kerimenin indirildiğinin düşünülebileceğini söylemiştir. Suyuti ise Buhari`nin rivayetini tercih etmiştir.)
RUH
Fazlur Rahman’a göre, “Vahiy Elçisi” için melek tabirinin kullanılmasını doğru bulmaz. Çünkü Kur’ân onu –en azından Peygambere tasvir ederken- melek tabirini kullanmamıştır. Aksine devamlı onun için ya “Ruh”, ya da “Ruhanî Elçi” tabirini kullanmıştır. Kur’ân semavî varlıklar olarak meleklerin görevlerinden ayrıntılı olarak bahsetmesine rağmen, onlardan “vahiy elçileri” olarak bahsetmez. Haddizatında Allah, meleklerin kendilerine bile vahiy gönderip zorda kalan müminlere yardım etmelerini emredebilir. [Enfal 12]
Hani Rabbin meleklere şöyle vahy ediyordu: Muhakkak ki Ben sizinle beraberim. Siz inananların direnmelerini sağlayınız. Ben inkâr edenlerin kalplerine korku salacağım. Onların/müşriklerin boyunlarına vurunuz,⁴ onların bütün parmaklarına vurunuz/onları uyuşturunuz. (Enfal 8:12)
(Maturidî ve Razî gibi müfessirlere göre buradaki hitap, melekler vasıtasiyle mü’minleredir. Melekler savaşa iştirak etmiyorlar, müşriklerin moralini bozmak ve mü’minlerin de morallerini yükseltmekle görevlidirler.)
Fakat yine de şöyle umumi bir açıklama verilmiştir. “Allah emrinden olan ruhu, kullarından dilediğine indirir.” [40/15] ve yine “Melekleri kullarından dilediğine, emrinden Ruh ile indirir. [16/2] Bunlardan şöyle bir sonuç çıkarmak mümkündür; Allah’ın peygamberleri, kendilerine vahiy getiren Allah’ın Ruh’una mazhardırlar. Peygamber olmayan Meryem’i hamile bırakan Kur’ân’ın “Ruhumuz” dediği Ruh’tur. [19/17-22] Yine Âdem’i yarattıktan sonra “Ona kendi ruhundan üflemiştir.” [15/29, 38/72] Yine Allah müminleri kendinden bir Ruh ile desteklemiştir. [58/22] İsa Kutsal Ruh ile desteklenmiştir. [2/87, 5/110]
İşte Kur’ân’ı vahiy olarak getiren bu Ruh’tur. “Onu Ruhu’l-Kudüs/Kutsal Ruh Rabbinin katından indirdi.” [16/102] Peygamber’e vahiy elçisi olarak gönderilen bu ruh olduğuna hiç kuşku yoktur. Mekkelilerin sürekli “ona bir melek indirilmeli değil miydi?” şeklinde itiraz etmelerinin nedeni de ona meleğin vahiy getirmemesidir. Haliyle peygamberimize vahiy için melek gönderilmediği kesindir. Zira ona vahiy, Ruhu’l-Emîn olarak tasvir edilen Kutsal Ruh tarafından getirilmiştir. [26/193] Mekkeliler görebilecekleri bir meleğin Peygambere inmesini istemelerine karşılık Kur’ân bunu sürekli reddetmiş, vahyi peygamberin kalbine indirenin Ruhu’l-Emîn olduğunu vurgulamıştır.
Ayrıca Ruh’un aslen vahyin muhtevası olduğuna dair de işaretler vardır: “وَكَذٰلِكَ اَوْحَيْنَا اِلَيْكَ رُوحًا/İşte sana da, Ruh’u vahyettik.” [42/52] Ve yine: “Allah, emrinden olan Ruh’u kullarından dilediğine indirir.” [40/15] Bu durumda Ruh, muhtemelen Peygamber’in kalbinde oluşan ve ihtiyaç olduğunda vahiy şekline dönüşen bir kuvve, bir duyu olarak da yorumlanabilir. [9] Vahyin iniş şekline gelince: [42/51-2] ayeti, Allah’ın insanlarla doğrudan konuşmadığını söylemektedir. Allah’ın, Muhammed’le konuşması da, onun kalbine Ruh’u göndermekle gerçekleşir.
Bakara 97 cibril ve mikal
Mikal yüce, aziz demektir ibrani dilinde (Tevbe süresinin sonunda Muhammed as için de aziz denmiştir).
Ruhu Kudüs ; Kuddus olan Allah’ın vahyi.
Ruhul emin ; güvenilir vahiy.