Sigorta Tarihçesi ve Hükmü
Sigortanın tarihçesi
sigortaya benzer bazı yardımlaşma kurumuna eski çağlardan beri rastlanmaktadır.
MÖ 4500 yıllar Mısır'da, MÖ 2000 yıllar Yunan`da, Eski Roma ve Mısır`da Babil'de, MÖ 1800 Hammurabi Kanunlarına fakir ve yoksullara yardım yapan dernekler vardı.
Mısır`da Hz. Yusuf`un yedi bolluk yılında depoladığı tarım ürünlerini, sonraki yedi kıtlık yıllarında dağıttı. (Yusuf, 12/47, 49). Roma Imparatorluğunda Roman Collegia`lar, üyeleri için kurulmuş hem yardım hem de cenaze masraflarını karşılayan derneklerdir.
*****************V****************
Hicri 1.yılda Medine site Devleti anayasasında sosyal dayanışma fonu "Maakıl" uygulandı.
Âkile veya maâkıl sistemi Medine`deki Arap kabilelerinin Peygamber tarafından yeniden teşkılatlandırılması ile birlikte düzenli bir şekil almıştır. Çünkü bir kimse savaşta esir düşse, onun kurtarılması için fidye, öldürme ve yaralamalarda ise diyet ödemesi gerekiyordu. Bunların miktarları çoğu zaman esir ve suçluların ödeme gücünü aşıyordu.
Peygamber Efendimiz bu durumu çözüme kavuşturmak için karşılıklı yardımlaşma esasına dayanan âkile veya maâkıl sistemini kurdu. Buna göre, bir kabilenin mensupları kabile bütçesi için para yardımı yapacak; buna karşılık, ödeme gücünü aşan bir tazminatla karşılaşırsa bu bütçeden yardım bekleyecekti. Hatta kabile bütçesi de yeterli olmazsa diğer akraba ve komşu kabîleler onların yardımına gelecekti. Daha sonra âkile sistemi Halife Ömer tarafından geliştirilmiş ve Divan sistemi olarak uygulanmıştır.
*****************V****************
Selçuklular döneminde esnaf ve tüccarın oluşturduğu "fütüvvet" ve "âhilik" adı verilen esnaf birlikleri halk arasında yardımlaşmayı sağlamıştır. (Ahmet Tabakoğlu, Iktisat Tarihi, Istanbul 1986, s. 163).
Osmanlılarda Loncâ teşkılatlarının kurduğu orta ve teâvün sandıkları ile esnaf vakıfları, esnafın karşılaştığı mâlî veya meslekî problemleri çözmede etkili olmuştur (Tabakoğlu, a.g.e., s. 414). İlk yerli sigorta şirketi, II. Abdülhamid zamanında 1892'de Osmanlı Umum Sigorta Şirketi adıyla İstanbul'da kuruldu.
Günümüzdeki gibi prim esasına dayalı ticarî sigorta uygulaması ilk defa 1250 yıllarında Venedik, Pizza ve Floransa’da görülmüştür. XIV. yüzyılın başlarında İtalya’da ilk sigorta poliçesi yapılmıştır. 18. yüzyılda profesyonel sigortacılık uygulamaları gelişti. Zaman içinde özel sigorta şirketleri yanında, devlete ait sosyal sigorta kurumları ortaya çıktı.
------------------------------------
Sigortanın Dini Hükmü
Din İşleri Yüksek Kurulu, özetle 07/04/2005 tarihinde verdiği karara göre; Sigorta, sigortacının, bir prim karşılığında diğer bir kimsenin para ile ölçülebilir bir menfaatini halele uğratan bir tehlikenin (rizikonun) meydana gelmesi halinde tazminat vermeyi yahut bir veya birkaç kimsenin hayat müddetleri sebebiyle veya hayatlarında meydana gelen belli bir takım hadiseler dolayısıyla bir para ödemeyi veya sair edalarda bulunmayı üstlendiği bir akittir (Türk Ticaret Kanunu Madde 1263).
Ticarî sigortaların, sadece hedefinin kazanç olduğu gerekçesiyle reddedilmesi de doğru değildir. Bu gerekçeyle caiz olmadığını söyleyen fıkıhçıların hemen tamamı, sosyal sigortaları ve karşılıklı sigortaları, hedefi yardımlaşmadır diye caiz görmektedirler.
Sigorta, İslâm’ın ilk dönemlerinde bilinmeyen, yakın zamanlarda ortaya çıkmış bir akittir. Bu nedenle sigorta konusunda fıkıh kaynaklarımızda bir açıklamaya rastlanmaz.
Bu konuda ilk defa görüş beyan eden, İbn Âbidîn sigorta konusunu, Raddü'l-Muhtâr adlı haşiyesi Kitabu'l-Cihâd bölümü Müste'men alt başlığı altında ele almıştır.
Sigortayı yasaklayan kesin bir nass olmadığı, için, faiz karışmaması ve genel ahlâka aykırı olmaması şartıyla sigortanın bütün çeşitleri caizdir. Zira akitlerde asıl olan, yasaklayıcı bir nass bulunmadığında helal olmasıdır.
Sigortada haksız tazmin söz konusu değildir. Zira sigortacı ödemeleri bilerek, hesaplayarak ve isteyerek yapmaktadır. Kaldı ki bunun benzeri, kefalet, muvalât gibi meşru akitlerde de bulunmaktadır. Hanefî, Malikî ve Hanbelîlere göre meçhul bir borca kefil olmak sahihtir ve gerektiğinde kefilin bu borcu ödemesi gerekir.
------------------------------------
Akitlerde asıl olan caiz olmaktır; İslâm'ın öngördüğü temel prensiplere aykırı bir husus içermeyen ve akdin dinen aranan bütün unsur ve şartlarını taşıyan her akit sahihtir. Bu itibarla, Asr-ı saadette ve müçtehit imamlar döneminde bilinmeyen ve yakın zamanda ortaya çıkan sigorta da, söz konusu unsur ve şartları taşıması halinde caizdir.
Bu bağlamda sigortanın caiz olmadığını ileri süren bilginlerin gerekçeleri değerlendirilmiş ve bu gerekçeler sigortanın caiz olmadığını ortaya koyacak nitelikte görülmemiştir.
Kaza ile bir insanın ölümüne sebep olan kişinin ödemesi gereken tazminat, âkilesine, yani erkek tarafından akrabalarına veya divan, meslek ve benzeri mensubu bulunduğu gruba taksim edilir. Âkile sisteminin meşru olduğu konusunda sahih hadisler bulunmaktadır (bk. Buhârî, Diyât, 24; Müslim, Kasâme, 11; Tirmizî, Diyât, 18).
İbn Âbidîn, Reddu'l-Muhtâr adlı eserinde, "… İslâm'dan önce iyilik olsun diye ve asalet icabı tazminatı yükleniyorlardı; İslâm da bunu kabul etti; yani gerekli ve mecbur kıldı. Bu adete insanlar arasında rastlanır; hırsızlık, yangın gibi bir zarara maruz kalan kimse için -aynı sebeple- yardım toplarlar." demektedir (bk. İbn Âbidîn, Raddu'l-Muhtâr, VI/640 vd.)
Avrupada müslümanların kurdugu Cenaze Fonları da böyledir.
Özet olarak, Mustafa Ahmed ez-Zerkâ, Ali el-Hafif, Muhammed el-Behiy, Muhammed Necatullah Sıddikî gibi çağdaş İslam hukukçuları; sadece yardımlaşma sigortasının değil, ticari sigortanın da islami ilkelerle çelişmediğini, hepsinin risk paylaşımı kurumu olduğunu savunurlar. (Hacak, “İslâm Hukukunda Sigorta”, 37-38).
02.03.2006
Mehmet Bülbül