36. Yasin 52. Ayet - kabirden kalkış
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا الْوَعْدُ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ (٤٨) مَا يَنْظُرُونَ إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً تَأْخُذُهُمْ وَهُمْ يَخِصِّمُونَ (٤٩) فَلَا يَسْتَطِيعُونَ تَوْصِيَةً وَلَا إِلَىٰ أَهْلِهِمْ يَرْجِعُونَ (٥٠) وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَإِذَا هُمْ مِنَ الْأَجْدَاثِ إِلَىٰ رَبِّهِمْ يَنْسِلُونَ (٥١) قَالُوا يَا وَيْلَنَا مَنْ بَعَثَنَا مِنْ مَرْقَدِنَا ۜ ۗ هَٰذَا مَا وَعَدَ الرَّحْمَٰنُ وَصَدَقَ الْمُرْسَلُونَ(٥٢)
Yasin 48. Ve: Eğer doğru söylüyorsanız bu tehdid (ettiğiniz azâb) ne zaman (gelecek)? diyorlar.
49. (Ve bilmezler ki) (yeniden dirilmeye) itiraz edip dururlarken, (ceza olarak) kendilerini sarsıp yok edecek bir tek patlama sesi onlara yeter!
50. Ve (akibetleri öyle ani olacaktır ki) ne bir vasiyette bulunabilirler, ne de yakınlarına sığınabilirler.
51. Ve (sonra yeniden diriliş) suru üflenecek; işte o zaman tümü kabirlerinden çıkarak Rablerine doğru koşacaklar!
52. Eyvah! diyecekler, Kim bizi (ölüm) uykumuzdan uyandırdı? (Bunun üzerine onlara şöyle denecek:) İşte Rahman'ın vaad ettiği budur! Demek ki O'nun elçileri doğru söylemişlerdi!
"Sûr´a üflenince, Allah´ın diledikleri müstesna olmak üzere göklerde ve yerde ne varsa hepsi ölecektir. Sonra ona bir daha üflenince, bir de ne göresin, onlar ayağa kalkmış bakıyorlar!" (Zümer 39:68, Diyanet V.)
"O gün onları bırakırız, dalga dalga yürüyüp birbirlerine karışsınlar; ve sura üflenir: Böylece hepsini bir araya toplarız."(Kehf 18:99 Muhammed Esed)
Sur’un birinci defa üflenişi ile bütün canlılar ölecek, ikinci defa üflenen Sur ile de ölmüşler canlandırılarak kabirlerinden kaldırılacak ve Yüce Divan’da toplanmaya sevk edilecektir.
Zümer 68. ayet Sur’un birinci üfleniş, Yasin 49. ayet “yok oluş”, Yasin 51. ayet ikinci üfleniş yani “ayağa kalkış”, Kehf 99.ayet ise üçüncü üfleniş "toplanış" tır.
"O gün, gözleri önlerine eğik, kendilerini zillet kaplamış bir durumda, sanki bir hedefe doğru koşuyorlarmış gibi kabirlerinden hızla çıkarlar. İşte tehdit edilip uyarıldıkları gün bu gündür."
(Me’âric 70:43-44, Bayraktar Bayraklı)
"6. Çağıranın görülmemiş bir şeye çağırdığı gün, sen de onlardan yüz çevir. (7-8) Sanki etrafa yayılmış çekirge sürüsü gibi bakışları perişan (utançtan yere bakar) bir halde ve dâvetçiye koşarak kabirlerden çıkarlar. O esnada kâfirler: Bu, çok çetin bir gündür! derler. (Kamer 54:6-8 Di. Vakfı)
"Sizin yaratılmanız ve diriltilmeniz, bir tek kişi(nin yaratılıp diriltilmesi) gibidir. Şüphesiz Allâh, işitendir, görendir."
(Lokmân 31:28, Süleyman Ateş)
19,20.Artık o zorlu bir haykırıştan ibarettir. Bir de bakmışsın ki, onlar karşıda duruverirler. Ve “Eyvah bizlere! İşte bu, Din Günü’dür!” derler.
21.–“İşte bu, sizin yalanlamakta olduğunuz Ayırma Günü’dür!”
(Saffat/ 37:19-21)
13. Hâlbuki o, bir haykırıştan (sûr’un üfürülmesinden) ibarettir.
14. Birdenbire kendilerini mahşerde buluverirler. (Nâzi’ât 79:13-14, Diy.İşleri)
55. Saat (dünyanın sonu) gerçekleştiği zaman, suçlular, (dünyada) ancak bir saat kaldıklarına and içerler. Onlar işte böyle yanılıyorlardı.
56. Kendilerine bilgi ve inanç verilenler, "Siz ALLAH'ın yasasına göre, diriliş gününe kadar kaldınız. Bu, diriliş günüdür; fakat siz bilemediniz," diyeceklerdir. (Rûm 30:55-56)
Göklerin ve yerin gaybı Allah´a aittir. O sâ´atin işi, bir göz açıp yumma gibi, yahut daha yakındır. Şüphesiz Allâh, her şeye gücü yetendir. (Nahl 16:77)
Sizi çağırdığı gün, O’na hamd ederek çağrısına koşarsınız. Ve dünyada az bir zaman kaldığınızı zannedersiniz. İsrâ52
Ve o Gün Allah onları (huzuruna) topladığı zaman (onlara öyle gelecek ki yeryüzünde) sanki sadece tanışmalarına yetecek kadar (kısa bir süre), sadece gündüzün bir saati kadar kalmışlar; (vaktiyle) Allah'ın huzuruna çıkarılacakları uyarısını yalanlayan ve (bu yüzden) doğru yolu tutmaktan geri duranlar (o Gün) bütün bütün yanılmış, kaybetmiş olacaklar. (Yûnus 10:45)
102. O gün Sûr´a üflenir ve o gün suçluları, gömgök (kör bir durumda) süreriz.
103. birbirleriyle fısıldaşarak: (Dünyada) on (günden) fazla kalmadınız (değil mi)? diye soracaklar.
104. Onların dedikleri(kalış süresi)ni biz daha iyi biliriz. En akıllıları ise: Siz yalnız bir gün kaldınız, der.(Tâ Hâ 20:102-104)
112. (Allah inkârcılara) «Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?» diye sorar.
113. Orada bir gün kaldık, yahut bir günden daha az; bunu (zamanı) saymasını bilenlere sor... diye cevap verecekler. (Mü’minûn 23:112-113)
Kehf 18.19 - Böylece biz, birbirlerine sorsunlar diye onları uyandırdık. İçlerinden biri: "Ne kadar kaldınız"? dedi. (Bir kısmı) "Bir gün, ya da bir günden az", dediler. (Diğerleri de) şöyle dediler: "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz birinizi şu gümüş para ile kente gönderin de baksın; (şehir halkından) hangisinin yiyeceği daha temiz ve lezzetli ise ondan size bir rızık getirsin. Ayrıca, çok nazik davransın (da dikkat çekmesin) ve sizi hiçbir kimseye sakın sezdirmesin."
102. O Gün ki, sura üflenir; o Gün ki, suçlu olanları, gözleri (korku ve şaşkınlıktan) donuklaşmış olarak bir araya toplayacağız;
103. birbirleriyle fısıldaşarak: (Dünyada) on (günden) fazla kalmadınız (değil mi)? diye soracaklar.
104. İçlerinden en kavrayışlısı: (Orada) sadece bir tek gün kaldınız! dediği zaman onların birbirlerine (şaşkınlıktan) neler diyeceklerini de, şüphesiz en iyi Biz biliriz. (Tâ Hâ 20:102-104, Muhammed Esed)
Bakara 2.259 - Yahut şu kimse gibisini (görmedin mi) ki, duvarları, çatıları üstüne yığılmış (alt üst olmuş) ıssız bir kasabaya uğramıştı; Allâh, bunu böyle öldükten sonra nasıl diriltecek? demişti. Allâh da kendisini yüz sene öldürüp sonra diriltti. Ne kadar kaldın? dedi. Bir gün, ya da bir günün birazı kadar kaldım dedi. (Allâh) Hayır, dedi, yüz yıl kaldın. Yiyecek ve içeceğine bak, bozulmamış. Eşeğine bak, seni insanlar için bir ibret kılalım diye (böyle yaptık). Kemiklere bak, nasıl onları birbiri üstüne koyuyor, sonra onlara et giydiriyoruz! Bu işler ona açıkça belli olunca: Allâh'ın herşeye kâdir olduğunu biliyorum. dedi..
Mü'minun 23.99 - Nihâyet onlardan birine ölüm geldiği zaman: Rabbim, der, beni geri döndürünüz!
23.100 - Ki terk ettiğim dünyâda yararlı bir iş yapayım. Hayır, bu onun söylediği bir sözdür. Önlerinde tâ diriltilecekleri güne kadar bir berzah vardır.