46. Ahkaf 9. Ayet - Aşare-i mübeşşere
İlginçtir ki cennetle müjdelendiği söylenen kişilerin hepsi de KUREYŞTEN.
قُلْ مَا كُنْتُ بِدْعًا مِنَ الرُّسُلِ وَمَا أَدْرِي مَا يُفْعَلُ بِي وَلَا بِكُمْ ۖ إِنْ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَىٰ إِلَيَّ وَمَا أَنَا إِلَّا نَذِيرٌ مُبِينٌ (٩)
Ahkâf, 46:9.. Ayet: De ki "Ben türedi bir elçi değilim. Bana ve size ne olacağını da bilmem. Ben, ancak bana vahyedilene uyuyorum. Ben apaçık bir uyarıcıdan başka bir şey değilim."
Medinede ilk vefat eden Muhacir, Allah Rasülünün süt kardeşi Osman bin Mazun'dur.
Osman b. Mazun ilk Müslümanlardandı. Müslüman olmadan önce de, cahiliyede de içki içmezdi. "Aklımı gideren, benden aşağısını bana güldüren, bir şeyi içmem! " derdi. Medineye hicret ettikten sonra birkaç arkadaşıyla geceleri devamlı namaz kılmak, gündüzleri devamlı oruç tutmak, hanımlarıyla da alakayı kesmek hususunda anlaştılar. Hatta kendilerini hadım ettirmek konusunu da konuşuyorlardı.
Bir gün Osmanın hanımı Ayşe validemizi ziyaret etti. Bakımsız, üstü başı perişan haldeydi. Hâlbuki kendisi bakımlı olmayı, güzel giyinmeyi severdi. Ayşe validemiz durumunu sorunca, olup biteni anlattı. Durum sevgili Peygamberimize intikal edince ; Peygamberimiz çok öfkelendi ; Osmanı çağırttı ve şöyle dedi : Osman sen bizim iman ettiğimiz Allah'a iman etmedin mi?.. Ettim Ya Rasülüllah deyince ; öyle ise bizim yaptığımız gibi yap buyurdu ve ekledi : Osman ben senin için güzel bir örnek değil miyim?.., Ben bazen oruç tutar bazen yerim, gecenin bir kısmında uyur, biraz namaz kılar, eşime de zaman ayırırım. Allah beni Ruhbanlıkla göndermemiştir,..... Allah beni Ruhbanlıkla göndermemiştir,..... Allah beni Ruhbanlıkla göndermemiştir....
Gün olur Osman hastallanır, vefat eder. Peygamberimiz onu Baki kabristanına defneder.
Taziye için Osmanın evinde toplanılır. Osmanın hanımı " Senin için Cennet hazırlanmıştır ey Osman" deyince ; Sevgili Peygamberimiz ona kızgın kızgın bakar ve " nereden biliyorsun" diye sorar. Kadın ;" Ya Rasülüllah O senin süvarin, süt kardeşin değil mi?" diye sorduğunda ; Peygamberimiz a. s. "Vallahi biz onun iyiliğinden başka bir şey bilmiyoruz. Ben, Allah’ın Rasülü olduğum halde bana ve size ne yapılacağını bilmem." der....
ve Ahkaf süresinin 9. ayetini okur....!...
İslâm’ı ilk önce kabul eden muhâcirler ve ensar ile, iyilikle onlara uyanlar var ya, Allah onlardan razı olmuş; onlar da O’ndan razı olmuşlardır. Allah, onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır. (Tevbe 9:100, Diyanet İşleri)
Ne var ki, bedeviler arasında ikiyüzlüler ve (Peygamber'in) şehrinde yaşayanlar arasında da ikiyüzlülüğünü küstahlığa vardıranlar var. Sen onları (her zaman) tanımıyorsun. Ama Biz onları biliyoruz. Onlara (bu dünyada) iki kat azap vereceğiz; (öte dünyada ise) onlar çok (daha) zorlu bir azaba terk edilecekler. (Tevbe 9:101, Muhammed Esed)
Şüphesiz Allah, ağaç altında sana biat ederlerken (söz verirlerken) inananlardan razı olmuştur. Gönüllerinde olanı bilmiş, onlara huzur, güven duygusu vermiş ve onlara, yakın bir fetih (Hudeybiye Barış Sözleşmesini) vermiştir. (Fetih 48:18, Sadık Türkmen)
Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluğun, babaları, oğulları, kardeşleri yahut kendi soy sopları olsalar bile, Allah’a ve peygamberine düşman olan kimselere sevgi beslediğini göremezsin. İşte Allah onların kalplerine imanı yazmış ve onları kendi katından bir ruh (vahy) ile desteklemiştir. Onları, içlerinden ırmaklar akan ve orada ebedî kalacakları cennetlere sokacaktır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah’ın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, Allah’ın tarafında olanlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. (Mücâdele 58:22)
(Ve) iman edip doğru ve yararlı işlerde bulunanlar, işte onlar, bütün yaratıkların en hayırlılarıdır. Rableri katında onların mükâfâtı altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları, Adn cennetleridir. Allâh onlardan râzı olmuş, onlar da O´ndan râzı olmuşlardır. Bu, Rabbine saygı gösterene mahsustur. (Beyyine 98:7-8)
Hz. Ali'den rivayet olunduğuna göre, Rasulullah, Hz. Ömer'e şöyle buyurmuştur:
وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ اطَّلَعَ عَلَى أَهْلِ بَدْرٍ، فَقَالَ: اعْمَلُوا مَا شِئْتُمْ فَقَدْ غَفَرْتُ لَكُمْ
"Ne biliyorsun! Belki de Allah -azze ve celle- Bedir'e katılanların durumlarına (rahmet ve mağfiret bakışıyla) bakmış ve: (Ey Bedir Ehli!) Ne yaparsanız yapın, ben sizleri bağışladım, demiştir." (Buhârî, Megazi 9 hadis no: 3007, Müslim, hadis no: 2494)
Rasulullah, Hatib b. Ebu Beltea olayında, Allah Teâlâ’nın Bedir’e katılan müminlerin gayretlerini överek onlara, “Ey Bedir ehli! Bundan böyle ne işlerseniz işleyin, ben sizleri bağışlayacağım” dediğini hatırlattı (Buhârî, “Cihâd”, 141). Bu olayın, “Ey iman edenler! Benim de sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin” (el-Mümtehine 60/1) meâlindeki âyetin nüzûl sebebi olduğu, ayrıca bir kölesinin Hâtıb’ı Resûl-i Ekrem’e şikâyet edip onun cehennemlik olduğunu söylemesi üzerine Resûlullah’ın Bedir ve Hudeybiye’de bulunan hiç kimsenin cehenneme girmeyeceğini belirttiği rivayet edilmiş, âyetin hitap şekli de Hâtıb’ın imanına Allah’ın şahadeti olarak yorumlanmıştır (Tecrid Tercemesi, X, 299).
Aslen Kureyşli olmayan Hâtıb, Mekke’nin fethi için yapılan hazırlıkları görünce orada bulunan akrabalarının hayatından endişe duydu ve Kureyş’in bazı ileri gelenlerine olayı haber verirse onların bundan memnun kalıp yakınlarını himaye edeceklerini düşündü. Hz. Peygamber ise yaptığı hazırlıkları karşı tarafın bilmesini istemiyor, Hayber’e doğru sefer yapacağını söylüyordu. Resûl-i Ekrem’in asıl maksadını kendilerine açtığı birkaç sahâbîden biri olan Hâtıb, Kureyş’in ileri gelenlerine hitaben yazdığı ve o sırada Medine’ye gelen Ebû Leheb’in müşrik câriyesi (Ya‘kūbî, I, 58) Sâre’ye verdiği mektubunda Hz. Peygamber’in gece karanlığı gibi korkunç, sel gibi bir orduyla onlara doğru gelmek üzere olduğunu belirtiyor ve Resûlullah tek başına da kalsa Allah’ın onu muzaffer kılacağını, zira bunun Allah’ın ona bir vaadi olduğunu yeminle bildiriyordu. Olayı vahiyle öğrenen Resûl-i Ekrem Hz. Ali, Zübeyr b. Avvâm ve Mikdâd b. Amr’ı Sâre’yi yakalayıp getirmekle görevlendirdi ve onu bulabilecekleri yeri de haber verdi (Buhârî, “Meġāzî”, 46). Adı geçen sahâbîler Mekke-Medine yolunda kadını yakalayıp mektubu ortaya çıkardılar ve Hz. Peygamber’e getirdiler. Resûl-i Ekrem Hâtıb’ı çağırtarak mektubu gösterdi ve niçin böyle davrandığını sordu. Hâtıb, Hz. Peygamber’den acele karar vermemesini isteyerek aralarında bir anlaşma bulunan Kureyş’e samimiyetle bağlı olmadığını, muhacirlerin Mekke’deki mallarını ve ailelerini koruyacak yakınları olduğu halde kendi yakınlarını himaye edecek kimsesi bulunmadığını, bu sebeple Mekkeliler’i kendisine minnettar bırakmak suretiyle akrabalarını korumak istediğini belirtti. Resûl-i Ekrem onun savunmasını kabul etti. Hâtıb’ın öldürülmesini isteyen Ömer’i yatıştırmak için de onun Bedir Gazvesi’nde bulunduğunu, Allah Teâlâ’nın Bedir’e katılan müminlerin gayretlerini överek onlara, “Ey Bedir ehli! Bundan böyle ne işlerseniz işleyin, ben sizleri bağışlayacağım” dediğini hatırlattı (Buhârî, “Cihâd”, 141). Bu olayın, “Ey iman edenler! Benim de sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin” (el-Mümtehine 60/1) meâlindeki âyetin nüzûl sebebi olduğu, ayrıca bir kölesinin Hâtıb’ı Resûl-i Ekrem’e şikâyet edip onun cehennemlik olduğunu söylemesi üzerine Resûlullah’ın Bedir ve Hudeybiye’de bulunan hiç kimsenin cehenneme girmeyeceğini belirttiği rivayet edilmiş, âyetin hitap şekli de Hâtıb’ın imanına Allah’ın şahadeti olarak yorumlanmıştır (Tecrid Tercemesi, X, 299). (TDV Ansiklopedisi Hatıb b. Ebî Beltea maddesi)