11. Hud 36-46 - Nuh Aleyhisselamın oğlu ve karısı
Nuh (as), uzun mücadele sonunda kavminin putperestlikten vazgeçmediğini görünce inanmayanları cezalandırması için Allah’a dua etti (eş-Şuarâ 26/118-119; Nûh 71/1-28). Allah Nûh’un duasını kabul etmiş ve inkârcı kavmin tûfanla helâk edileceğini, kendisinin ve inananların kurtulacağını bildirerek bir gemi yapmasını istemiştir (Hûd 11/36-39).
Hûd Suresi:
36. Nûh’a vahyolundu ki, “İnanmış olanların dışında daha kimse inanmayacak, onların yaptıklarından dolayı üzülme.”
37. Gözümüz önünde ve vahyimiz gereğince gemiyi yap ve zulmedenler hakkında bana hitabetme (onların kurtuluşu için bana yalvarma); onlar mutlaka boğulacaklardır!
Şuarâ Suresi :
117. (Nûh) dedi ki: “(Ey) Rabbim! Doğrusu kavmim beni yalanlıyor”
118. Benimle onların arasında hükmü Sen ver. Beni ve benimle birlik olan mü’minleri kurtar.”
Nûh Suresi :
26. Nûh: “Ey Rabbim! Yeryüzünde kâfirlerden yurt sahibi hiç bir kimse bırakma.” dedi.
27. Sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar ve sadece günahkâr nankör nesiller yetiştirirler.
28. Rabbim beni, babamı-anamı, inanarak evime gireni, inanan erkek ve kadınları bağışla; zalimlerin de sadece helakini artır (onların köklerini kurut)."
Şuarâ Suresi :
119. Bunun üzerine biz, onu ve beraberindekileri o yüklü gemide kurtardık.
Gemi inşa edilirken Nûh’un kavmi kendisiyle alay etmiştir (Hûd 11/38).
Hûd Suresi :
38. (Nûh) gemiyi yapıyordu. Kavminden ileri gelenler her ne zaman yanına uğrasalar, onunla alay ediyorlardı. Dedi ki: “Bizimle alay ediyorsanız, sizin bizimle alay ettiğiniz gibi biz de sizinle alay edeceğiz.”
Geminin inşası bitince sahip oldukları her hayvan türünden birer çift almaları, ayrıca boğulmasına hükmedilenler dışındaki aile fertleri ve iman eden diğer kimselerin gemiye binmeleri sağlanır.
Nûh ve ona inananlar kurtulurken eşi ve oğlu inanmayanlarla birlikte boğulur (Hûd 11/40-47; el-Mü’minûn 23/26-29; el-Furkān 25/37; el-Kamer 54/10-17). Kur’ân-ı Kerîm’de ayrıca Nûh’un oğlu için dua ettiği, ancak bunun kabul edilmediği belirtilmektedir (Hûd 11/42-43, 45-46; et-Tahrîm 66/10). Tûfan sona erince, “Ey Nûh! Sana ve seninle birlikte olanlara bizden selâm ve bereketle gemiden in ...” denilir (Hûd 11/48).
41. “Nuh dedi ki ‘Binin gemiye! Onun yüzüp gitmesi de durması da Allah’ın adıyladır. Gerçekten Rabbim gafurdur, rahîmdir/affı, rahmet ve ihsanı pek boldur.’"
42. "Ve o (gemi), dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. Oysa (dalgalar henüz oluşmadan ve geminin hareketinden önce) Nuh, ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna: “Yavrucuğum (işte, biz biniyoruz), haydi bizimle beraber sen de bin, inkârcılarla birlikte olma!” diye seslenmişti.
43. O: ‘Beni sudan koruyacak bir dağa sığınırım!’ dedi. Nuh ise: 'Bugün Allah’ın helâk emrinden koruyacak hiçbir kuvvet yoktur. Ancak O’nun merhamet ettiği kurtulur!’ der demez, birden aralarına dalga girdi ve oğlu boğulanlardan oldu.” (Hud, 11/41-43)
Meallerde sanki dalgalar oluşmuş ve geminin de dalgalar arasında yüzerken Hz. Nuh oğlunun gemiye binmesi için sesleniyor. Hâlbuki öyle değildir, çünkü bu durumda oğlunun suyun dev dalgaları arasında yüzen gemiye binmesi zaten mümkün değildi. Bu yüzden bu durumda Hz. Nuh’un, oğlunun gemiye binmesi için seslenişinin bir anlamı yoktur. Ayrıca zaten ayette geçen ’’nâdâ’’ (نادي) geçmiş fiil kipidir ve anlamı, daha önce ‘’ona seslenmişti’’ şeklindedir.
Nuh tufanı, bölgesel bir tufandır. Nuh\un davetine muhatap olanları kapsamaktadır. Bütün bir yeryüzünde olduğu düşüncesi Tevrat\tan kaynaklanmaktadır. Allah davete muhatap olmamış kimseleri cezalandırmaz.
Zira Allah elçi göndermediği toplumlara asla azap etmez:
“Biz bir peygamber göndermedikçe, hiçbir topluluğa azap etmeyiz.” (İsra 17/15)
45. Nûh Rabbine seslendi: “Rabbim! Oğlum benim ailemdendir. Sen’in sözün elbette haktır/gerçektir ve Sen hükmedenlerin en iyi hükmedicisisin!” dedi.
46.Dedi ki: “Ey Nuh! O senin ehlinden değildir. Zira onun yaptığı doğru olmayan bir işti. Öyleyse hakkında bilgin olmayan¹ şeyi Benden isteme. Cahillerden² olmaktan seni sakındırıyorum.” ((Hud 45-46)
Kur’an Peygamberlere nispet edilen bağları soy değil, inanç bağı anlamında alır. İsrailoğulları derken Hz. Yakup’a soy olarak değil, inanç bağı ile bağlı olanları kasteder. Keza Âdemoğulları derken de Hz. Âdem’e soy bakımından ziyade inanç ve karakter itibariyle nispet edilmiştir. Aynı şekilde bütün Müslümanlara “Babanız İbrâhim” derken de soy bakımından değil, “tevhid” inancından dolayıdır. İnsan hangi ırktan ve soydan gelirse gelsin, tevhid altında iman birliği olmadıkça gerçek kardeşlik olamaz.
Nitekim Hz. Nuh’un oğlu babasına inanmadığı için, Allah Teâlâ onu Nuh peygamber’in ailesinden saymamıştır. Halbuki Hz. Peygamber, aralarında hiçbir neseb bağı bulunmayan Selman’ı Farisi’yi kendi ailesinden saymıştır… (Diy. Vakfı Meali 46. Ayet Açıklaması)
Bazı müfessirlere göre (örn. Taberî ve Râzî) innehû ‘amelun ğayru sâlihin cümlesi Hz. Nûh’un oğlu için yakarmasına ilişkindir ve dolayısıyla ilahî bir kınama ifade etmektedir: bu durumda cümlenin, “doğrusu, bu (yakarış senin hesabına) doğru olmayan bir davranış” şeklinde çevirilmesi ya da anlaşılması gerekir.
Özetle Hz. Nuh’un oğlu için, iman etmeyen karısının işlediği zina mahsulü sonucunu çıkarmak, Hz. Nuh’un eşine yapılmış bir iftiradır. İnanan ya da inanmayan farketmez birine iftira atmak büyük günahlardandır.
03.05.2008
Mehmet Bülbül