18. KEHF 60.Ayet - MUSA (A.S) VE BİLGE KUL KISSASI
60. Hani Musa, genç arkadaşına: -İki denizin birleştiği yere ulaşmaya veya yıllarca yürümeye kararlıyım, demişti.
61. Onlar, iki denizin birleştiği yere ulaştıklarında balıklarını unuttular. O da denizde kaybolup gitti.
62. O yeri geçtikleri zaman genç arkadaşına: -Yiyeceğimizi getir, bu yolculuğumuzda bir hayli yorgun düştük, dedi.
63. -Gördün mü, kayalığa sığındığımızda ben balığı unuttum. Onu bana Şeytandan başkası unutturmadı. Şaşılacak şekilde o, denizde yol aldı, demişti.
64. Musa: -İşte, aradığımız buydu, dedi. İzleri üzerine gerisin geriye döndüler.
65. Orada, kendisine katımızdan bir rahmet ve katımızdan bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul buldular.
66. Mûsâ ona: Sana öğretilenden, bana da bir bilgi öğretmen için sana tâbi olabilir miyim? dedi.
67. (O kul): -Sen benimle olmaya dayanamaz/ sabredemezsin, dedi.
68. (İç yüzünü) kavrayamadığın bir bilgiye nasıl sabredersin?
69. Musa: İnşaallah, dedi, sen beni sabreder bulacaksın. Senin emrine de karşı gelmem.
70. (O kul:) Eğer bana tâbi olursan, sana o konuda bilgi verinceye kadar hiçbir şey hakkında bana soru sorma! dedi.
71. Böylece yürüdüler. Nihayet gemiye bindiklerinde, onda delik açtı. "Halkını boğmak için mi gemide delik açtın? Gerçekten müthiş bir iş yaptın," dedi.
72. (O kul): Sen benimle beraber bulunmağa dayanamazsın demedim mi? dedi.
73. (Mûsâ): Unuttuğum şeyden ötürü beni kınama ve bana bu işimden dolayı bir güçlük çıkarma. dedi.
74. Yine yürüdüler. Nihâyet bir oğlana rastladılar. (O kul) hemen onu öldürdü. (Mûsâ): Bir can karşılığı olmadan temiz bir cana kıydın ha? Doğrusu sen, çirkin bir iş yaptın! dedi.
75. (O kul): Ben sana, sen benimle beraber bulunmağa dayanamazsın, dememiş miydim? dedi.
76. (Musa) Eğer, dedi, bundan sonra sana bir şey sorarsam artık bana arkadaşlık etme. Hakikaten benim tarafımdan (ileri sürebilecek) mazeretin sonuna ulaştın.
77. Yine yola koyuldular, sonunda ulaştıkları kasaba halkından kendilerine yiyecek istediler. Kasaba halkı onları misafir etmek istemedi. Onlar da orada yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular. O kul, bunu doğrulttu. Musa: -Eğer isteseydin buna karşılık bir ücret alabilirdin, dedi.
78. (O kul) şöyle dedi: İşte bu, benimle senin aramızın ayrılmasıdır. Şimdi sana, sabredemediğin şeylerin içyüzünü haber vereceğim.
79. O tekne, geçimini denizden sağlayan yoksul insanlara aitti; ona hasar vermek istedim, çünkü peşlerinde her (sağlam) tekneye zorla el koyan bir hükümdar oldu(ğunu biliyordum).
80. Oğlana gelince: Onun anası babası mü´min insanlardı. Bunun, onlara da azgınlığı ve küfrü ile sarmasından/zarar vermesinden korktuk (endişe ettik).
81. İstedik ki Rableri onun yerine onlara ondan daha temiz, daha merhametli (hayırlı bir evlat) versin.
82. Duvara gelince, şehirde iki yetim çocuğun idi; altında da onlara ait bir hazine vardı; babaları ise iyi bir kimse idi. Rabbin istedi ki, o iki çocuk güçlü çağlarına erişsinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Ben bunu da kendiliğimden yapmadım. İşte, hakkında sabredemediğin şeylerin iç yüzü budur.
Kehf Suresinde anlatılan bu kıssa Ubeyy b. Ka’b'dan alındığı rivayeti ile anlatılmış olup, bununla Hızır adında biri türetilmiştir.
Kehf 65.ayette geçen kul Allahın katından rahmet ve ilim öğrettiği biridir , bu da ancak kendisine Musa Aleyhisselam gibi Ululazam bir peygamber tabi olduğu için O kul da Yüce biri yani peygamber olmalıdır.
65. Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, Biz ona katımızdan bir rahmet vermiş ve tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.
“O bilgin kul”un Nisa suresi 164 ve Mümin suresi 78. ayetlerde bahsedilen, adı ve kendi hikâyesi bildirilmemiş peygamberlerdendi olduğu anlaşılmaktadır.
Nisa 164: Bir kısım peygamberleri sana daha önce anlattık, bir kısmını ise sana anlatmadık. Ve Allah Musa ile gerçekten konuştu.
Mu'min 78: Andolsun biz, senden önce de elçiler gönderdik. Onlardan kimini sana anlattık, kimini de anlatmadık....
Musa Aleyhisselam O bilge kula öğretilen (ilmüledin) bilgiden öğrenmek için o bölgeye yeni gelmiş ve “bilgin kul” ile tanışmıştır. “bilgin kul”un ifadelerinden anlaşılan o ki “bilgin kul” o yörenin insanıdır ve orda görevlidir. Zira “ O bilgin kul”,belli bir görevi ifa etmek için dolaştığı o bölgede, o bölgeyi iyi tanıdığı için, bazı olumsuzluklarla karşılaşabileceğini bilmekte ve olaylar karşısında Musa Aleyhisselamın bu olayların iç yüzünü bilmediğinden sabredemeyeceğini öngörmektedir.
“ O Bilgin kul”un o bölgeyi tanıdığının bir kanıtı da, bindikleri geminin sahiplerini tanıması ve öteki kıyıda hüküm süren zalim kraldan haberdar olmasıdır. Bunları bildiği için gemiyi yaralamış ve zalim kralın gemiye el koymasını engellemiştir.
66. Musa ona: “Doğru yol konusundaki sana öğretilenden bana da öğretmen şartıyla sana tabi olabilir miyim?” dedi.
67. (O kul): -Sen benimle olmaya dayanamaz/ sabredemezsin, dedi.
68. (İç yüzünü) kavrayamadığın bir bilgiye nasıl sabredersin?
69. Musa: “İnşallah beni sabırlı bulacaksın ve senin hiçbir işine karşı gelmem.”dedi.
70. (O kul): “O halde eğer bana uyacaksan, bana hiçbir şey hakkında soru sorma, taki ben sana ondan söz açıncaya kadar.”
“ O bilgin kul”un Kehf 82. ayette, duvar doğrultma işini kendi iradesi ile yapmadığını beyan etmesinden anlaşılıyor ki, duvar altında duran iki yetime ait gömünün varlığı ve belli bir süre daha orada korunması için duvarın doğrultma işi, “O bilgin kul”a ya vahy ile telkin edilmiş, ya da gömü sahibi salih kimse tarafından emanet olarak tenbih edilmiştir.
Kehf 74. ayetteki “Bir can karşılığı olmaksızın masum bir cana mı kıydın?” ifadesinden, “gulam”ın erişkin birisi olduğunu anlıyoruz. Zira çocuk yaşta birisi başkasını öldürürse ona kısas yapılmaz. Buradaki olay kısasa uygun görüldüğüne göre “gulam”, çocuk değil erişkin bir delikanlıdır.
Gulam (غُلَام) Oğlan, köle, uşak, genç çocuk, hizmetçi, erkek çocuk, hizmetli, oğul, delikanlı, genç, cinsel ilişkiye arzulu ve çok düşkün olan demektir.
Arap eski dilcilerinden İbni Side El-Mursi Gulam kelimesinin anlamını şöyle açıklamıştır;
والغلام: .... وقيل: هو من حين يولد الي أن يشيب ...
"Kişinin doğumundan saçının ağarmasına kadar gulam denir".
(Meryem de), "Bana bir insan dokunmadığı ve ben de iffetsiz bir kadın olmadığım halde benim nasıl çocuğum (gulam) olabilir" dedi.
(Meryem 19:20)
(Zekeriyya) dedi ki: "Rabbim, bana ihtiyarlık gelip çatmış, karım da kısırken benim nasıl oğlum olur?" (Allâh): Öyledir ama Allâh, dilediğini yapar. dedi. (Aliimran 3:40)
Bir kervan gelmiş, sucularını suya göndermişlerdi. Sucu kovasını kuyuya salınca, "Müjde! Müjde! İşte bir oğlan (gulam)!" dedi. Onu alıp bir ticaret malı olarak sakladılar. Oysa Allah, onların yaptıklarını biliyordu. (Yusuf 12:19)
Oğlanın öldürülmesine Musa Aleyhisselam haricinde karşı çıkan olmamıştır. Demek ki, “O bilgin kul”un oğlanı niçin öldürdüğünü o beldenin insanları, öldürülen delikanlının yakınları, ana-babası yani herkes bilmektedir.
Çünkü o oğlan azgınlık (terör) ve nankörlük yapmış ,tabiri caizse günümüzdeki gibi kırmızı bültenle aranan bir suçludur ve bulunduğu yerde öldürülecektir. Eğer oğlanın öldürülmesi yaşadığı kentte yasal bir icraat olmasaydı, hem oğlanın yakınlarının hem de şehir idaresinin “O bilgin kul”a gerekli tepkiyi göstermeleri ve onu cezalandırmaları söz konusu olurdu.
Kehf 80. ayetteki "korktuk" ifadesi Allah'a izafe edilemez, O Bilge kulun "korktuk" demesi; oğlan sağ oldukça azılı bir terörist olduğundan o şehir halkı için endişe verici ve tehlikeli olduğu içindir.
Bu kıssada bize verileni 3 ders var,
1. Kehf 79. ayette "ona hasar vermek istedim" ifadesinde olduğu gibi Kulun kendi iradesi ile yaptığı iş,
"79. O tekne, geçimini denizden sağlayan yoksul insanlara aitti; ona hasar vermek istedim, çünkü peşlerinde her (sağlam) tekneye zorla el koyan bir hükümdar oldu(ğunu biliyordum)."
2. Kehf 80. ayette "zarar vermesini uygun görmedik (endişe ettik)" ifadesinde olduğu gibi Kulun kendi iradesi ile ilahi iradenin hukukunun birleşmesi,
"80. Oğlana gelince: Onun anası babası mümin insanlardı. Bunun, onlara da azgınlığı ve küfrü ile sarmasını/zarar vermesini uygun görmedik."
3. Kehf 82. ayette "Rabbin istedi ki" ifadesinde olduğu gibi hükmün sadece ilahi irade ile gerçekleşmesidir.
"82. Duvara gelince, şehirde iki yetim çocuğun idi; altında da onlara ait bir hazine vardı; babaları ise iyi bir kimse idi. Rabbin istedi ki, o iki çocuk güçlü çağlarına erişsinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Ben bunu da kendiliğimden yapmadım. İşte, hakkında sabredemediğin şeylerin iç yüzü budur."
03.08.1998
Mehmet Bülbül