Said Nursi (1878-23 Mart 1960)
Bitlis’in Hizan ilçesine bağlı Nurs köyünde dünyaya geldi. Doğum tarihi 1878 Ocak-Mart aylarına tekabül eden hicrî 1295'tir (Külliyât, s. 835). Babası sûfî olarak tanınan Mirza, annesi Nûriye Hanım'dır.
İlk öğrenimine kendi köyünde başladı ve çevredeki medreselerde eğitime devam etti. Doğubayazıt'ta Şeyh Muhammed Celâlî'nin ders halkasına girerek 1892 yılında henüz on dört yaşında iken icâzet aldı.
Kendisine Bedîüzzaman lakabının verilmesi "Maḳāmât yazarı Bedîüzzaman Hemedânî'ye atfendir. (Emirdağ Lâhikası, s. 76).
"Fünûn-i medeniyye" diye isimlendirdiği modern bilimlere ilgi duydu. Dini ve diğer ilimlerin beraber olacağı "Medresetüzzehrâ" adını verdiği dârülfünun şeklinde tasarladığı bir medrese kurmayı düşünüyordu. B görüşlerini Sultan Abdülhamid'e sunmak için İstanbul'a geldi. Pervasız davranışlarından dolayı aklî dengesinin yerinde olmadığı düşünülerek Üsküdar Toptaşı Akıl Hastahanesi'ne sevkedildi.
Daha sonra bir müddet tevkif edildi ve II. Meşrutiyet'in ilânında serbest kaldı, Selânik Hürriyet Meydanı'nda 26 Temmuz 1908 tarihinde istibdat aleyhinde bir konuşma yapmıştı.(Külliyât, s. 1932-1935). Bu dönemde İttihat ve Terakkî mensuplarıyla ilişki içine girmişti. Otuzbir Mart Vak'ası'na kadar Said Nursi hürriyet fikri ve meşrutiyet yönetimi için faal çalıştı.
Otuzbir Mart Vak'ası ile irtibatlandırılarak 1 Mayıs 1909'da tutuklandı. "Dîvân-ı Harb-i Örfî" adıyla yayımlayacağı müdafaasını (Külliyât, s. 1920-1928) yaptıktan sonra beraat etti. İnebolu üzerinden Rize'ye, buradan Batum ve Tiflis'e geçti, oradan da 1910 yılının ilk aylarında Van'a ulaştı. Van'da Kürt aşiretlerini dolaşarak onları meşrutiyet, hürriyet, istibdat, meşveret ve şûra gibi kavramları anlattı.
Dârülfünun kurma düşüncesi ile Şam'a gitti. Emeviyye Camii'nde hutbe okudu. Şam'dan Beyrut'a geçti, buradan tekrar İstanbul'a döndü. Sultan V. Mehmed Reşad'ın yanındaki heyet içinde Selânik, Üsküp, Priştine ve Kosova'yı kapsayan Rumeli seyahatine katıldı (5-26 Haziran 1911).
Sultan Reşad "Medresetüzzehra" kurulması için bütçeden 19 bin altın verdi. 1912 yazı Van Valisi Tâhir Paşa'nın da katıldığı bir törenle Van gölü kıyısında dârülfünunun temeli atıldı. I. Dünya Savaşı ile birlikte Said Nursi'nin dârülfünun girişimi yine sekteye uğradı.
Bitlis savunmasında bulundu, yaralanmıştı. Ruslar tarafından esir alınarak Volga nehri kıyısında Kostroma'ya gönderildi. İki yıllık esaretten sonra firar ederek Almanya ve Avusturya üzerinden 1918 yılında İstanbul'a döndü.
1920'de İngilizler İstanbul'u işgal edince gazetelerde halkı işgale karşı mücadeleye teşvik etti. Bu çıkışı ile Ankara'da yeni kurulmakta olan meclise davet edildi.
Rus esareti sonrası İstanbul hayatı (1918-1922) Said Nursi'nin değişim sürecine tekabül eder. Zühd ve takvâ hayatı yaşamayı arzuladığı görülür. Said Nursi bu dönemini "eski Said'den yeni Said'e inkılâp" diye nitelendirmiştir (Külliyât, s. 705). Hayatını iki devreye ayırmış: Eski Said dönemi (1878-1918), yeni Said dönemi (1923-1950). Bundan sonraki hayatını ise üçüncü Said dönemi olarak adlandırmıştır.
1923'te geldiği Van'da iki yıl kalan Said Nursi, Şeyh Said isyanı çıkınca 25 Mart 1925'te Van'dan alınarak Erzurum'a sonra İstanbul'a getirildi, aynı yılın yazında Burdur'a sürgün edildi. Burada kendini "Risâle-i Nûr" adını verdiği eserlerini yazmaya ve bu eserler doğrultusunda talebe yetiştirmeye adadı.
Bu aynı zamanda sürekli sürgün, hapis ve mahkemelerle geçecek hayatın başlangıcı oldu. Burdur'dan 1926 baharında Isparta'nın Barla köyüne gönderildi. Barla'da kaldığı sekiz yıl içinde eserlerinin büyük bir kısmını yazdı. 1934 yazında Isparta'ya getirildi ve 27 Nisan 1935'te tutuklanarak 100'den fazla talebesiyle birlikte Eskişehir Hapishanesi'ne gönderildi. Suçları genellikle gizli cemiyet kurma, rejim aleyhine çalışma, Cumhuriyet'in temel nizamlarını yıkmaya teşebbüs ve laikliğe aykırı davranma gibi iddialardı. Said Nursi, Eskişehir mahkemesinde kendini bu iddialara karşı savundu ve müdafaasını Lem'alar adlı eserine dahil etti (a.g.e., s. 2148-2175).
Buradan Kastamonu'ya sürülen Said Nursi, bu şehirde sekiz yıl kaldıktan sonra 20 Eylül 1943 tarihinde yapılan bir aramada ele geçen kitapların kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle tutuklanarak Denizli'ye gönderildi. Denizli'de Isparta, Kastamonu ve diğer birçok ilden toplanan 126 talebesiyle birlikte yargılandı. Ancak mahkeme Risâle-i Nûr hakkında verdiği raporda siyasî bir faaliyetin olmadığı, tarikat ve cemiyetçilik yapılmadığı, yazıların iman ve Kur'an'a dair konulardan ibarettir dedi ve talebeleriyle birlikte beraat etti.
1944 yazında Said Nursi bu defa Afyon'un Emirdağ ilçesine sürgün edildi. Dört yıl sonra tutuklanıp Afyon Hapishanesi'ne kondu ve yirmi ay hapse mahkûm edildi, ancak kararın temyizinde beraat etti. Tekrar Emirdağ'a nakledilen Nursi 14 Mayıs 1950'de Demokrat Parti'nin iktidara gelmesiyle kısmen toplum içine döndü.
1952'de eserlerinden Gençlik Rehberi adıyla derlenen kitap ilk defa Latin harfleriyle İstanbul'da basıldı. Bu dönemde Sebîlürreşâd gibi dergilerde yazı ve mülâkatları çıktı.
Yaşının ilerlemesi sebebiyle ağır hasta olduğu halde kendi isteğiyle Emirdağ'dan Urfa'ya nakledildi ve 23 Mart 1960 tarihinde vefat etti. Urfa'daki mezarına halkın yoğun ilgisi dolayısıyla endişelenen dönemin askerî yönetimi tarafından cesedi bilinmeyen bir yere nakledildi.
Rus esareti sonrası İstanbul hayatı (1918-1922) Said Nursi'nin değişim sürecine tekabül eder. Zühd ve takvâ hayatı yaşamayı arzuladığı görülür. Said Nursi bu dönemini "eski Said'den yeni Said'e inkılâp" diye nitelendirmiştir (Külliyât, s. 705). Hayatını iki devreye ayırmış: Eski Said dönemi (1878-1918), yeni Said dönemi (1923-1950). Bundan sonraki hayatını ise üçüncü Said dönemi olarak adlandırmıştır.
Âlimler ölür eserleri kalır. Bıraktığı Külliyâtı içinde; Sözler, Mektubat, Lem'alar, Şualar, İşârâtü'l-i'câz, Barla Lâhikası, Kastamonu Lâhikası, Emirdağ Lâhikası, Sikke-i Tasdîk-i Gaybî, Tiryak ve bunların dışında Osmanlı döneminde basılan ve daha çok siyasî ve sosyal içerikli risâleler.
23.03.2024 Cumartesi
Mehmet Bülbül