Subhaneke Duası
سُبْحَانَكَ اَللّٰهُمَّ وَبِحَمْدِكَ وَتَبَارَكَ اسْمُكَ وَتَعَالٰى جَدُّكَ (وَجَلَّ ثَنَآئُكَ) وَلاَ اِلٰهَ غَيْرُكَ
Anlamı: “Allah’ım! Sen eksik sıfatlardan pak ve uzaksın. Seni daima böyle tenzih eder ve överim. Senin adın mübarektir. Varlığın her şeyden üstündür, şanın yücedir. Senden başka ilâh yoktur.” (Ebu Dâvûd, “Salât”, 122)
* “Ve celle senâük” cümlesi sadece cenaze namazında okunur.
دَعْوٰيهُمْ ف۪يهَا سُبْحَانَكَ اللّٰهُمَّ وَتَحِيَّتُهُمْ ف۪يهَا سَلَامٌۚ وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ۟
Bunların oradaki duaları, "Seni eksikliklerden uzak tutarız Allah'ım!", aralarındaki esenlik dilekleri, "selam"; dualarının sonu ise, "Hamd alemlerin Rabbi Allah'a mahsustur" sözleridir. (Yunus 10:10)
Sübhaneke duası, Arapça kökenli bir ifadedir ve "Sen her türlü eksiklikten uzaksın" anlamına gelir. Bu ifade, Allah'ın yüceliğini ve mutlak kudretini vurgular. İkincil olarak, bu dua, namazın başında Allah'a olan saygının bir göstergesi olarak okunur.
Dârakutní Enes'den rivayet etmiştir; "Peygamber (s.a.v.) namaza
başlarken tekbir getirir ve Subhâneke'yi sonuna kadar okurdu.
Başka bir dua ilâve etmezdi" (Ibnu'1-Humam, Fethu'T-Kaadir, IV,
202: Zeylai, Nasbu'r-râye, I, 320)
Aişe (r.anhâ)'den : Peygamber (s.a.v.) namaza başladığında
"Ey Allah'm! Seni hamdin ile teşbih ve tenzih ederim. Ismin mubâraktir, azametin yücedir. ve senden başka ilah yoktur" derdi.
(Ebu Dâvud, Salat, Bab 119 -120, Hadis no: 776; Muslim, salât 52;
Tirmizi, salât 65, vitir 19: Ibn Mace, ikáme 1: Darií, salat 33: Ahmed b.
Hanbel, III, 50, 69)
"Allah'im! Seni tesbih eder ve överim. Ismin mubârak, azametin yücedir. Senden başka iláh yoktur."
(Tirmizí, Salat 179, (242, 243), c.1, s.183-184: Ebû Dâoud, Salat 119,120
(776), c.3, s.196: Ibnu Mãce, Ikâmeti s-Salat 1 (804), c.3, s.7: Nesai, Ifti-
tah 18 (899-900), c.1-2, s.537-538; Hákim rivâyet etmiştir.
""Tekbir alıp, Allah'a hamd-u senada bulunmadıkça ve Kur'an'dan kolayına gelen miktarı okumadıkça hiç kimsenin namazı tamamlamış olmaz."
(Ebû Davud, Salât 143,144 (857), c.3, s.349-350: Hákim.