Vakıa 79. Ayet Abdestle ilgili değildir
56. Vakıa 79. Ayet - Temiz Olmayanlar Dokunamaz
Kur’an’ın Kaynağına Temiz Olmayanlar Dokunamaz
إِنَّهُ لَقُرْآنٌ كَرِيمٌ (٧٧) فِي كِتَابٍ مَكْنُونٍ (٧٨) لَا يَمَسُّهُ إِلَّا الْمُطَهَّرُونَ (٧٩) تَنْزِيلٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ (٨٠) أَفَبِهَٰذَا الْحَدِيثِ أَنْتُمْ مُدْهِنُونَ (٨١)
(77-78) Şüphesiz bu, korunmuş bir kitapta bulunan değerli bir Kur´an´dır.
(79) Ona, temizlenip-arınmış olanlardan başkası dokunamaz.
(80) Âlemlerin Rabbinden indirilmiştir.
(81) Şimdi siz bu sözü (Kuran'ı) mı hor görüp-küçümsüyorsunuz? (Vâkı’a 56:77-81)
..................................................................................
(1) Kerîm sıfatının Kur’an’ı nitelediği tek yer. Kalıbın mübalağa ile özne oluşuna, dolayısıyla Kur’an’ın da muhatabını inşâ gücü çok yüksek bir “büyük özne” oluşuna dikkat çekilir.
(2)Yani: “Onu kaynağında tahrif etmek için hiçbir şeytan ona el uzatamaz”. Bu âyet Şu’arâ’ 210-212 ışığında anlaşılmalıdır.
وَمَا تَنَزَّلَتْ بِهِ الشَّيَاطِينُ (٢١٠) وَمَا يَنْبَغِي لَهُمْ وَمَا يَسْتَطِيعُونَ (٢١١) إِنَّهُمْ عَنِ السَّمْعِ لَمَعْزُولُونَ (٢١٢)
O´nu (Kur´an´ı) şeytanlar indirmedi. çünkü bu onların harcı değildir; zaten, buna güçleri de yetmez. Çünkü onlar vahyedileni işitmekten uzaklaştırılmışlardır. (Şuarâ 26:210-212)
Vakıa 79. âyetin mushafa abdestli dokunmanın hükmüyle herhangi bir alâkası yoktur. Çünkü:
1) Bu âyet indiğinde henüz elde “kitap” denilebilecek bir “mushaf” bulunmamaktadır. 2) O dönemde henüz abdesti farz kılan Mâide 6 inmemişti.
3) Âyetin hitap bağlamı mü’minler değil kâfirlerdir.
4) Âyetin konusu insanlar değil cin ve melek gibi görünmeyen varlıklardır.
5) Âyetteki temizlik de maddî değil pekçok âyette kullanıldığı üzre mânevî temizliktir ki, vahyin sayfaları da “temiz sayfalar” olarak anılır.
Kitap ehlinden kâfirler ile müşrikler; kendilerine o apaçık delil gelmeden önce, içinde bulundukları durumdan ayrılacak değillerdi. Apaçık delil, yani Allah tarafından bir Elçi ki; tertemiz sayfalar okur. (Beyyine 98:1-2)
Onların mallarından, kendilerini temizleyeceğin, yücelteceğin bir sadaka al ve onlara du´â et; çünkü senin du´ân, onlara huzûr verir. Allâh işitendir, bilendir. (Tevbe 9:103)
Hani (Allah) kendi tarafından bir güvenlik olarak sizi hafif bir uykuya daldırıyor; sizi temizlemek, sizden şeytanın vesvesesini gidermek, kalplerinizi pekiştirmek ve ayaklarınızı sağlam bastırmak için üzerinize gökten yağmur yağdırıyordu. (Enfâl 8:11)
Allâh demişti ki: Ey Îsâ, ben senin canını alacağım, seni bana yükselteceğim, seni inkâr edenlerden temizleyeceğim ve sana uyanları kıyâmet gününe kadar inkâr edenlerin üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz bana olacaktır. Ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim. (Âl-i İmrân 3:55)
6) Inşâ değil haber cümlesidir. Yani; “dokunmasın” değil, istese de “dokunamaz” denilmektedir.
7) Âyet ahkâm âyeti değildir, çünkü Mekkîdir.
8) Meknûn kitap, yani “korunmuş/saklanmış kitap” elle tutulup gözle görülemez.
Abdestsiz Kur'an tutulabilir ve okunabilirle ilgili;
[3773-Buhâri] [3890-Müslim-Ebu Davud-Tirmizi-Nesai (Hadis No.3862) (İbrahim Canan çevirisi C.11 s.120 Hadis no:3890 c.3 Hadis No.3890)
----------------------------------------
Cünüp olan (veya abdestsiz bulunan) kimsenin mushafa dokunmasının haram olduğunu kabul eden fakihler, delil olarak Kur’ân-ı Kerîm’deki bir âyeti ve bazı hadisleri ileri sürerler. “Ona sadece temiz olanlar dokunur” (el-Vâkıa 56/79) meâlindeki âyetin metninde yer alan ve “dokunulmama” kavramını yönlendiren zamirin, önceki iki âyette geçen mushaf anlamındaki “Kur’an”a mı, yoksa levh-i mahfûz anlamındaki “kitâb”a mı râci olduğu bilginler arasında ihtilâflıdır. Eğer zamir Kur’an’a râci ise âyetten, “Kur’an’a sadece cünüplükten, abdestsizlikten ve maddî kirliliklerden temizlenmiş olanlar dokunabilir”, levh-i mahfûza râci ise, “Levh-i mahfûzdaki kitaba sadece melekler dokunabilir” şeklinde bir mâna çıkar. Müfessirler, ikinci mânanın Kur’an üslûbuna daha uygun düştüğünü belirtirler (bk. Taberî, XXVII, 118-119; krş. Râzî, XXIX, 194-
Âyet-i kerimede "Ona, tertemiz olanlardan başkası el süremez" buyurul-maktadır. Abdullah b. Abbas, Mücahid, Dehhak ve Cabir b. Zeyd´e göre âyette zikredilen "O" zamirinden maksat, Allah katında korunmuş olan kitaptır. Yani Levh-i Mahfuz´dur. Bu izaha göre âyetin manası şöyledir: "Levh-i Mahfuza, tertemiz olan yaratıklar dışında hiçbir şey dokunamaz. Öyle ki ona toz dahi konamaz. Bu hususta Dehhak diyor ki: "Kâfirler, Kur´anı Hz. Muhammed´e şeytanın indirdiğini zannetmişlerdir. Bunun üzerine Allah teala, Kur´anı Hz. Muhammed´e şeytanların indiremeyeceklerini, onların buna layık olmadıklarını ve onların, Kur´anın indiği Levh-i Mahfuzdan uzak olduklarını bildirmiştir." Dehhak daha sonra şu âyetleri okumuştur. "Kur´anı şeytanlar indirmedi." "Buna onlar dokunamaz, zaten güç de yetiremezler." "Hem de onlar, vahyi dinlemekten uzak tutulmuşlardır.
Abdullah b. Abbas, Saki b. Cübeyr, Cabir b. Zeyd, îkrime, Mücahid ve Ebııl Âliye´ye göre burada ifade edilen "Tertemiz olanlar"dan maksat meleklerdir. Onun indireceği kitaba, tertemiz olanlardan yani meleklerden başkası dokunamaz.
Katade´den nakledilen bir görüşe göre âyetin manası şöyledir: "Kur´ana, O, Allah katındayken ancak tertemiz olanlar dokunur. Yani yeryüzüne indikten sonra, necis olan müşrikler, mecusiler ve münafıklar da dokunur."
(Taberî, Vakıa 79. ayet tefsiri)
Peygamber’den nakledilen, “Kur’an’a ancak temiz olanlar dokunabilir” (el-Muvaṭṭaʾ, “Ḳurʾân”, 1; Nesâî, “Ḳasâme”, 46) meâlindeki hadisi de delil kabul etmişlerdir. Ancak cünüp kimsenin mushafa dokunmasının câiz olmadığı konusunda icmâ bulunduğu kaydedilmekle birlikte bu hadisin sıhhati ve birden fazla mânaya gelen “temiz” (tâhir) kelimesinin buradaki anlamı konusunda farklı görüşler de ileri sürülmüştür. Bu sebeple bazı sahâbîler ve tâbiîn âlimleri, abdestsiz kimsenin mushafa dokunabileceğini belirtmişler, Dâvûd ez-Zâhirî ve diğer bazı fakihler, cünüp kimsenin de mushafa dokunmasında sakınca bulunmadığını ileri sürmüşlerdir (bk. Şevkânî, I, 243-245).
İslâm’a göre gerek hayız gerekse cünüplük hali kişiyi necis kılmaz. Bu sebeple cünüplük veya hayız halinde bulunan kişilerle birlikte bir mecliste oturup sohbet etmenin, yemek pişirmenin, beraber yiyip içmenin vb. muaşerette bulunmanın herhangi bir sakıncası yoktur. Geçmiş bazı dinlerde ve Câhiliye inançlarında mevcut bu tür telakkileri Hz. Peygamber söz ve fiilleriyle kaldırmıştır (meselâ bk. Buhârî, “Ḥayıż” 3, “Ġusül” 23-24; Tirmizî, “Ṭahâret” 89, 100)
(TDV Ansiklopedisi "cenabet" maddesi)