9. Tevbe 84. Ayet - kafir olarak ölenlere dua edilmez -2
“Akraba bile olsalar, cehennem halkı oldukları açıkça belli olduktan sonra müşrikler için af dilemek ne peygamberin ne de iman edenlerin yapacağı iştir. (Tevbe 9:113)
“İbrâhim’in, babası için af dilemesi, sırf ona yaptığı vaadi yerine getirmek için olmuştu. Fakat onun Allah düşmanı olduğu kendisine belli olunca, onunla ilgisini kesti. Gerçekten İbrâhim çok yumuşak huylu ve pek sabırlı idi.” (Tevbe, 9/114)
Ibrahim’de ve onunla birlikte bulunanlarda sizin için, güzel bir örnek vardır. Hani onlar kavimlerine: “Biz sizden ve Allah’ı bırakıp taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah’a inanıncaya kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret oluşturdunuz” demişlerdi. Yalnız İbrahim’in babasına: “Senin için mutlaka bağışlama dileyeceğim. Fakat Allah’tan sana gelecek herhangi bir şeyi önlemeye gücüm yetmez” sözü başka! Onlar şöyle dediler: “Ey Rabbimiz! Ancak Sana dayandık, içtenlikle yalnız Sana yöneldik. Dönüş de ancak Sanadır/Senin huzurunadır.” (Mümtehine 60:4)
“İbrâhîm: (Babası Azer'e) «Sana selâm olsun! Rabbimden senin için mağfiret dileyeceğim. Çünkü O, bana karşı çok lutufkârdır.» dedi.” (Meryem, 47)
"Babamı bağışla ey Rabbim. Çünkü o yoldan sapanlardan oldu." (Şuarâ, 26:86)
"Ey Rabbimiz! Amellerin tartılacağı gün beni, anamı babamı ve müminleri bağışla." (İbrahim, 14:41)
“Şu muhakkak ki Allah kendisine şirk koşmasını affetmez.” (Nisa, 4:48)
“Onlardan ölen hiçbir kimsenin cenaze namazını kılma ve kabri başında dua etmek üzere durma. Çünkü onlar Allah’ı ve Resulünü tanımadılar ve yoldan çıkmış olarak öldüler.” (Tevbe, 9/84)
Küfreden ve küfründe sonuna kadar direnip o hal üzre ölen kimselere gelince: Allah'ın, meleklerin ve tüm insanlığın lanetine uğrayacak olanlar onlardır. (Bakara 2:161)
Onlar ebediyen lânet içinde kalırlar. Artık ne azapları hafifletilir ne de onların yüzlerine bakılır. (Bakara 2:162)
..... Sizden kim, dininden döner ve kâfir olarak ölürse, onların yaptıkları işler dünyada da ahirette de boşa gider. Onlar cehennemliktirler ve orada devamlı kalırlar. (Bakara 2:217)
İman etmelerinin ardından inkara sapıp, sonra da inkarda ileri gidenlere gelince: Onların tevbesi kabul olunmayacaktır; işte asıl sapıklar onlardır. (Âl-i İmrân 3:90)
İnkâr edip kâfir olarak ölenler, dünyâ dolusu altın fidye vermiş olsa dahi hiçbirinden kabul edilmeyecektir. Onlar için acı bir azâb vardır ve onların hiçbir yardımcıları yoktur! (Âl-i İmrân 3:91)
Evet, inkarda direnen ve Allah yolundan alıkoyan sonra da bu inkar üzere ölen kimseler gelince: Allah onları asla bağışlamayacaktır. (Muhammed 47:34)
Hz. İbrahim'in babası hakkındaki tevillerden biri de Kur’ân-ı Kerîm’deki (el-En‘âm 6/74) eb (baba) kelimesinin “amca” mânasında kullanıldığı dolayısıyla Âzer’in Hz. İbrâhim’in babası değil amcası olduğu şeklindedir. Ancak bu yorum doğru değildir. Zira Hz. İbrâhim’in babasını hak dine davetiyle ilgili diğer âyetlerde (Meryem 19/42-45; el-Enbiyâ 21/52; eş-Şuarâ 26/70, 86; es-Sâffât 37/85; ez-Zuhruf 43/26) ve Allah’tan onun affını talep etmesine dair âyetlerde (et-Tevbe 9/114; el-Mümtehine 60/4) eb tekrar edilmiş, ayrıca Kur’an’ın diğer yerlerinde bu kelime “baba” anlamında kullanılmıştır. Şuarâ sûresinin 219. âyetinden hareketle Hz. Peygamber’in ecdadında kâfir bulunmadığını, dolayısıyla kâfir olan Âzer’in de Hz. İbrâhim’in babası olamayacağını ileri süren görüş ise Kur’ân-ı Kerîm’in zâhirine aykırı ve yanlış bir görüştür (Elmalılı, III, 1964).
Hz. İbrâhim’in babasının adı hakkında Âzer veya Târah olmak üzere mevcut olan bilgilerin biri Kur’an’a, diğeri ise sonuç itibariyle Tevrat’a dayanmaktadır. Vahiy ürünü olan Kur’an’ın, Tevrat gibi tahrife uğramamış olması gerçeği karşısında Âzer adının, ya doğrudan veya lakap ve benzeri yollarla İbrâhim peygamberin babasına ait bir isim olduğunu kabul etmek en uygun tercih olarak görünmektedir (TDV Ansiklopedisi Azer maddesi).