5. Maide 35. Ayet - Tevessül-1 - Vesile - Rabıta
35- Ey inananlar, Allah'tan korkun, O'na yaklaşmaya yol arayın ve O'nun yolunda cihad edin ki, kurtuluşa eresiniz.
36- Bütün yeryüzündekiler ve bir o kadarı daha inkâr edenlerin olsa, bunlar kıyamet gününün azabından kurtulmak için hepsini fidye olarak verseler yine onlardan kabul edilmez. Onlar için can yakıcı bir azap vardır.
"vesile", kendisiyle bir gayeye ulaşılan, yani yaklaşılan sebep, yaklaşma sebebi demektir ki "mâbihittakarrub" (kendisiyle yaklaşılan şey) mânâsına, sadece "kurbet" (yaklaşma) da denilir.
Nitekim Hasen, Mücahid, Atâ, Abdullah b. Kesir gibi bir çok selef tefsircileri "yakınlık" diye tefsir etmişlerdir. Katâde, Allah'a itaat ve hoşnut olacağı amel ile yaklaşınız; Sûddî de: "istemek ve yakınlık" diye ifade etmiştir ki, hem "ibtiğâ" (isteme)yi, hem "vesile"yi açıklamaktır. İbnü Zeyd de, "muhabbet (sevgi) ile Allah'a kendinizi sevdirmeye çalışınız" demiş ve, "Onların taptıkları da Rab'lerine bir yol arar, her biri Allah'a daha çok yaklaşmak için çalışır" (İsrâ, 17/57)
"Mümin kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder" kudsî hadis
Sebe 37, وَمَا أَمْوَالُكُمْ وَلَا أَوْلَادُكُم بِالَّتِي تُقَرِّبُكُمْ عِندَنَا زُلْفَى إِلَّا مَنْ آمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَأُوْلَئِكَ لَهُمْ جَزَاء الضِّعْفِ بِمَا عَمِلُوا وَهُمْ فِي الْغُرُفَاتِ آمِنُونَ ﴿٣٧
Sizi (mânevî derecelerle) huzurumuza yaklaştıracak olan mallarınız ve çocuklarınız (itibariyle fazlalık) değildir. Ancak iman edip de salih âmel işleyen (bize yaklaşır). İşte bunlar (o kimselerdir ki), yaptıklarına karşılık kendilerine kat kat mükâfat vardır ve onlar cennetin yüksek makamlarında emniyet içindedirler.
Tevbe 99-100, وَمِنَ الأَعْرَابِ مَن يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَيَتَّخِذُ مَا يُنفِقُ قُرُبَاتٍ عِندَ اللّهِ وَصَلَوَاتِ الرَّسُولِ أَلا إِنَّهَا قُرْبَةٌ لَّهُمْ سَيُدْخِلُهُمُ اللّهُ فِي رَحْمَتِهِ إِنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ ﴿٩٩
وَالسَّابِقُونَ الأَوَّلُونَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالأَنصَارِ وَالَّذِينَ اتَّبَعُوهُم بِإِحْسَانٍ رَّضِيَ اللّهُ عَنْهُمْ وَرَضُواْ عَنْهُ وَأَعَدَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي تَحْتَهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ ﴿١٠٠
99.Yine Bedevî’lerden öylesi de vardır ki, Allah’a ve âhiret gününe inanır; ve harcadığını, Allah katında (rahmetine) yakınlıklara ve Peygamberin dualarını kazanmıya vesile edinir. Doğrusu, harcamış oldukları şeyler, Allah’ın rahmetine yaklaşmaya kendileri için bir sebebdir. Allah, onları rahmetine (cennet’ine) koyacaktır. Çünkü Allah Gafûr’dur, Rahîm’dir.
100. İslâma ve dolayısiyle (cennete girişte) ileri geçerek birinciliği kazanan Muhacirler ve Ensar, bir de güzel âmellerle onların izinde giden müminler (var ya), Allah onlardan razı olmuştur. Onlar da Allah’dan razı olmuşlardır. Allah, onlara, ağaçları altından ırmaklar akar cennetler hazırladı ki, içlerinde ebedî olarak kalacaklardır. İşte bu, en büyük saadettir.
Tasavvuf ehlinin rabıtaya delil olarak sundukları birinci ayet “Ona yaklaşmaya çalışın/ona yaklaşmak için vesile arayın.” (Maide 35) ayetidir. Hâlbuki bütün müfessirler bu ayetteki “Vesile arayın” emrini, “Onun emir ve yasaklarına riayet ederek Allah’ın rızasını kazanmaya çalışın” şeklinde anlamışlardır. (Ferit Aydın Tarikatta rabıta ve Nakşibendîlik. S. 55-67)
Rabıtaya ikinci delil olarak ta Tevbe suresi 119 ayeti: “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sadıklarla (Doğru insanlarla) beraber olun.” Tasavvuf ehli, bu ayetteki sadıklarla beraber olmayı, tarikat şeyhlerine rabıta yapmak olarak anlamışlar ve anlatmışlardır. Hâlbuki ayetin manasının rabıta yapmakla hiçbir alakası yoktur.
Bu ayette savaşa katılmayıp sonra da pişman olan bir sahabeye hitap ederek: “Savaşa katılan doğru sözlü sahabelerle beraber olun, onlardan ayrılmayın” anlamında kullanılmıştır. O nedenle bu ayetin şeyhlere rabıta yapılması ile gerçekten hiçbir irtibatı yoktur. Sadıkların kimler olduğunu da şu iki ayet açıklamaktadır: Hucurat/15 ve Hacr/8 ayetlerine bakılabilir.
TASAVVUFTA ŞİRK KAVRAMLARI
Saadettin Merdin’nin “İslam’ın
Pavlusları Kitabından alıntılar.
Mehmet Zait Kotku da tasavvufi ahlak kitabında ölmüş şeyhlere rabıta yapmayı tavsiye eder:
“Bazıları meyyit ahirete intikal ettikten sonra dünyaya iltifatı kalmaz’ demişlerdir ki, bu söz çok hatalıdır. Bu söz Evliyaüllah indinde velilerin tasarrufunu (yetkisini) inkârdır. Evliyaullah’ın yetkileri ahirete intikal ettiklerinde de devam eder.
Mahmut Ustaosmanoğlu da şöyle diyor: “Şüphesiz ölülerin ruhaniyetleri cismaniyetlerine galip oldukları için değişik şekillerde gözükürler. Hayatlarında da, ölümlerinden sonra da, kendilerinden tasarruf (yetki) vuku bulur.”
Yorum: Hem de bunu “Ruhul Fürkan” tefsirinde yazan Mahmut efendi Kur’an’ın ruhundan ne kadar uzk olduğunu da böylece göstermiş oldu.
“İşlerinizde bir çıkmazla karşılaşırsanız, kabir ehlinden yardım isteyiniz” hadis diye nakledilen bu uydurmayı izah eden Ramazanoğlu Mahmut Sami efendi, Peygamber Efendimizin şöyle buyurduğunu söyler:
“Ey benim ümmetim, bir probleminiz, bir gam ve kederiniz olursa evliyaullah’ın mezarlarına koşunuz ki, onların bereketiyle sorununuz çözülsün, gam ve kederiniz yok olsun.” Evet, böylece uydurma bir sözden başka bir uydurmanın nasıl üretildiğini de görmüş oluyoruz.
Tasavvuf ehli Rabıta diye bir ibadette uydurmuştur.
Nakşîler: Al-i İmran 200. Ayetteki “Rabitû” emrini şeyhlere rabıta yapın diye manalandırmışlardır. Hâlbuki ayetin anlamı: “Ey iman edenler! Sabredin/zorluklara karşı direnin, direnişte bulunurken birbirlerinizle dayanışma içinde olun. Rıbat yapın (hazır kıta bulundurun, cihat için tetikte durun, mevzilerinizi koruyun) Allah’a karşı gelmekten sakının ki ebedi kurtuluşa erebilesiniz. Ayetteki kelimenin önünde ve arkasında şeyhlere rabıta yapılacağına bir işaret yoktur.
21.07.2019
Mehmet Bülbül