Hadislerin yazılması
Ebû Saîd el-Hudrî’den rivayet edilmiştir: “Benden [Kur’an’dan başka] bir şey yazmayınız! Kim benden Kur’an’dan başka bir şey yazmışsa onu imha etsin” (Müslim, Zuhd,72, Hanbel, Musned 3/12,21,33).
Ebu Sa’îdu el-Hudrî r.a dan. Peygamber s.a.v şöyle söyledi : Benden Kur’ân dışında bir şey yazmayın. Kim benden, Kur’ân’dan başka bir şey yazdı ise onu imha etsin. Ama benden rivayet edebilirsiniz, bunda bir mahzur yok. Ancak, kim bilerek bana yalan nisbet ederse ateşteki yerini hazırlasın.
(Müslim : 8.C.3004. Ahmed:3 / 12,21,33, Hakim : 1 / 127, Ramuz el e-hadis, 478. sayfa, 12. hadis)
Zeyd b. Sâbit’ten rivayet edilmiştir: “Resûlullah bize hadislerini yazmamayı emretti” (Ebû Dâvûd, İlim, 3)
“Sahabe Allah’ın elçisinden sözlerini yazmak için izin istediler. Ancak onlara izin verilmedi.” (Darimi,Sünen)
“Biz hadis yazarken Hz. Peygamber yanımıza geldi ve ‘Yazdığınız şey nedir?’ dedi. ‘Senden işittiğimiz hadisler’ (sözler) dedik. Hz. Peygamber; ‘Allah’ın kitabından başka kitap mı istiyorsunuz? Sizden evvelki milletler Allah’ın kitabı yanında başka kitaplar yazdıkları için yoldan çıktılar.’ dedi” (El Hatib, Takyid)
“Allah elçisinden sözlerini yazmak için izin istedik, bize izin vermedi.” (Tirmizi, es-Sünen, K. İlm)
Ebu Hureyre r.a dan. Dedi ki : Ensardan bir adam Peygamberin mec-lisinde oturur, ondan hadis dinler ve hoşuna giderdi. Fakat ezberleyemezdi. Resulullah s.a.v’e bu durumdan yakındı ve :
– Ya RasulAllah ! senden hadis dinliyorum, hoşuma gidiyor fakat ezberleyemiyorum, dedi. Bunun üzerine Allah resulü s.a.v :
– Elinden istifade et, diyerek yazmaya işaret etti.
(Tirmizi: 4.C.2803. Ahmed:2 /12,192. Beyhaki Medhal: 418/9 – Hatib Bağdadi Takyidul İlim : 67.S)
… Rafi bin el Hadic r.a dan. O şöyle dedi : Ben Allah Resulü s.a.v’e :
– Ya RasulAllah ! biz senden çok şeyler işitiyoruz ; onları yazalım mı ? diye sordum. Resulullah s.a.v : Yazınız, sakıncası yoktur, buyurdular.
(İbni Ferhun, ed Dibae el Muzehheb kitabında; İmam Malik’in Muvatta’da on bine yakın hadis topladığını, bu hadisleri gözden geçirip her sene içinden ayıkladığını, sonunda çok az kaldığını, biraz daha yaşasa hepsini atabileceğini anlatır.) Hicri 241 yılında vefat eden Hanbel’in kitabına da Muvatta’ya da “sahih” ve “zayıf “ayrımları yapılmadan (hadisler doğru olma ihtimaline göre kategorileştirilmeden), o günlerdeki rivayetlerin bir ayrım yapılmaksızın girdiğini görüyoruz.
Hicri üçüncü yüzyılda yaşayan Buhari’den önce hadisleri doğruluk derecelerine göre ayırma çabası dahi olmamıştır. “Sahih” ve “zayıf” şeklinde hadisleri ayırma çabası Buhari ile başlar.
Hadisler incelendiğinde, bu çabanın gerekli sonucu vermediği anlaşılır. Meşhur altı tane hadis kitabının -kütübü sitte- yazarlarından Buhari hicri 256’da, Müslim 261’de, Tirmizi 279’da, Ebu Davud 275’de, Nesai 303 yılında, İbni Mace 273’de vefat etmişlerdir. Şiilerin hadis kitapları ise farklıdır ve Sünniler de Şiiler de birbirlerinin hadis kitaplarını geçerli kabul etmezler. Şiilerin hadis kitaplarının oluşumu daha da ileri tarihlere denk gelir. Meşhur Şii hadisçilerinden Kafi hicri 329’da, Babeveyh 381’de, Muhammed Hasan Tusi 460’da vefat etmiştir.
Hadislerin delil yönüyle Kur’an gibi olması mümkün değildir. Yeryüzünde yüzde yüz kesin olan ve yakîn bilgi ifade eden tek kelam, Kur’an’dır. Mütevatir sahih hadisler Kur’an’a yakın bilgiyi ifade edebilir ama hiçbir zaman Kur’an ile eşdeğer değildir. En sağlam hadis, mütevatir sahih hadistir. Aklın, yalan üzerine ittifak etmelerini kabul etmeyeceği kalabalık bir topluluğun, aynı şekilde kalabalık bir topluluktan rivayet ettikleri hadise mütevatir hadis denir. (Kuranı Kerim Ancak Hadisler Işığında Doğru Anlaşılır / Yrd. Doç. Dr. Mustafa Canlı).
Nebiye atf ile binlerce herze uydurdun.
Yıktın da din-i mübini yeni bir din kurdun.
Doğrudan doğruya Kuran’dan alarak ilhamı.
Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı.
(Mehmet Akif Ersoy, Safahat)
TDV Ansiklopedisinde Kitabet maddesi başında hadislerle ilgili şöyle geçer :
Hz. Peygamber’in hadisleri Kur’ân-ı Kerîm gibi yazdırmaması, onun kendi sözlerini hiçbir şekilde yazdırmadığı veya yazılmasına izin vermediği anlamına gelmemekte, hadislerin yazılmasını hem yasaklayan hem buna izin veren hadisler nakledilmektedir. Resûl-i Ekrem’in bazı devlet başkanlarına mektup göndererek onları İslâm’a davet etmesi, yöneticileriyle resmî yazışmalarda bulunması, Abdullah b. Amr b. Âs ve Ebû Şah gibi hadisleri yazmak isteyen sahâbîlere müsaade etmesi, son hastalığında vasiyetnâme yazdırmak istemesi ve bazı sahâbîlerin hadisleri yazdığını ifade etmesi onun hadislerin yazılmasına izin verdiğini göstermektedir. Öte yandan hadisleri yazmak isteyen sahâbîlere izin vermediği ve Kur’an dışında yazılan şeylerin imha edilmesini emrettiği bildirilmiş olup bu konudaki haberlerin bir kısmının sahih olmadığı belirlenmiş, ancak Ebû Saîd el-Hudrî’nin naklettiği, “Benden Kur’an’dan başka hiçbir şey yazmayınız. Eğer Kur’an’dan başka bir şey yazan varsa onu imha etsin” meâlindeki hadisin (Müsned, III, 12, 21, 39, 56; Müslim, “Zühd”, 72) sahih olduğu kabul edilmiştir.
M. Reşîd Rızâ, genel görüşün aksine hadislerin yazılmasını yasaklayan hadisin buna izin veren hadisleri neshettiğini ileri sürmüş, Hz. Peygamber’in vefatından sonra bazı sahâbîlerin hadislerin yazılmasına karşı çıkmasını ve ashabın hadisleri tedvin etmemesini buna delil olarak göstermiştir.
Sahâbeden hadislerin yazılmasına karşı çıkanlar olduğu gibi bir kısmının bazı sahîfeler kaleme aldığı, Muhammed Mustafa el-A‘zamî’nin tesbitine göre (Dirâsât fi’l-ḥadîs̱i’n-nebevî, I, 92-167) elli iki sahâbenin ve elli üç büyük tâbiînin hadis yazdığı veya yazdırdığı, bu dönemin ilk yazılı belgeleri kabul edilen bu sahîfelerin en önemlilerinin Abdullah b. Amr (Dârimî, “Muḳaddime”, 42), Sa‘d b. Ubâde (Tirmizî, “Aḥkâm”, 13), Muâz b. Cebel (Müsned, V, 228), Amr b. Hazm el-Ensârî (Nesâî, “Ḳasâme”, 44-47), Semüre b. Cündeb (İbn Hacer, IV, 236-237), Abdullah b. Abbas (Hatîb el-Bağdâdî, s. 92, 102), Câbir b. Abdullah (Tirmizî, “Büyûʿ”, 72), Abdullah b. Ebû Evfâ (Buhârî, “Cihâd”, 32) ve Enes b. Mâlik’e (Hatîb el-Bağdâdî, s. 95-96) ait olduğu bilinmektedir. Bunlardan Ebû Hüreyre’nin, talebesi Hemmâm b. Münebbih’e yazdırdığı eṣ-Ṣaḥîfetü’ṣ-ṣaḥîḥa günümüze ulaşmış olup Muhammed Hamîdullah (Haydarâbâd 1955, 1956, 1961, 1967, 1979; Paris 1979), Rif‘at Fevzî Abdülmuttalib (Kahire 1406/1985) ve Ali Hasan Ali Abdülhamîd (Beyrut 1407) tarafından yayımlanmıştır.
(Türk Diyanet Vakfı Ansiklopedisi, "Kitabet" maddesi, c.26,s.81, Ankara baskısı yıl 2002 ).