2. Bakara 67-73 - sığır kurban etme
72. Çünkü ey İsrailoğulları, siz bir adam öldürmüştünüz ve sonra da bu [suç]un sorumluluğunu birbirinizin üstüne atmıştınız. Oysa Allah, sizin örtbas ettiğiniz her şeyi açığa çıkarmaya kâdirdir.
73. Biz dedik ki: “Bu [prensib]i bu gibi [çözümlenmemiş cinayet olay]larının bazılarına da uygulayın: Bu yolla Allah canları ölümden korur ve kendi iradesini size gösterir ki (bunu görüp) muhakemenizi kullan[mayı öğren]ebilesiniz.”
Muhammed Esed . Ayet Açıklaması
67. HANİ, O ZAMAN Musa, halkına: “Dinleyin! Allah bir sığır kurban etmenizi emrediyor” demişti. Onlar: “Sen bizimle alay mı ediyorsun?” dediler. O: “Bu kadar cahil olmaktan Allah'a sığınırım!” diye cevap verdi.
Ayet 72'den anlaşılmaktadır ki, 67.ayet ve takib eden ayetlerle ilgili kıssa, hemen hemen kesin bir şekilde, çözümlenmemiş bazı öldürme olaylarında bir inek kurban edilmesini ve öldürme olayına en yakın köy veya kasaba yaşlılarının ellerini kurban edilen inek üzerinde yıkayıp “bu kanı ne ellerimiz döktü, ne de gözlerimiz onu gördü” diye beyanda bulunmalarını emreden Hz. Musa'nın yasasına işaret eder. Bu yolla toplum, müşterek sorumluluktan muaf kılınmış oluyordu. Bu Tevrat kuralının detayı için bkz. Tesniye xxi, 1-9.
Burada çoğul “siz”in kullanımı, Hz. Musa'nın Şeriatı'nda, meçhul bir şahsın veya şahısların işlediği cinayetlerde öngörülen kollektif, toplumsal sorumluluk prensibine işaret eder. Allah'ın suçları açığa çıkarması, açıkça Hesap Günü'ne bir işarettir.
İdribûhu bi-ba‘dihâ tabiri, kelime anlamıyla: “onun bir kısmı ile ona vur” diye çevrilebilir -ve bu karşılık, İsrailoğulları'na, kurban edilen sığırın etinden bir parça ile öldürülen adamın cesedine vurmaları emrinin verildiği, bunun üzerine adamın mucizevî olarak canlanıp katili gösterdiği gibi gülünç bir iddianın pek çok müfessir tarafından ileri sürülmesine neden olmuştur. Ne Kur’an, ne Hz. Peygamber'in herhangi bir sözü, hatta ne de Kitâb-ı Mukaddes, bu son derece hayalî izaha en ufak bir ruhsat vermez. Bu nedenle, sözkonusu iddia kabul edilemez. İdribûhu'daki hû zamiri müzekker (eril) iken nefs ismi (ki burada “adam” diye çevrilmiştir) hakikatte müennes (dişil) isimdir: Buradan, idribûhu emrinin muhtemelen nefs'e işaret etmediği sonucu çıkar. Diğer yandan, darabe fiili (kelime anlamı “vurdu”) çok sık sembolik veya mecazî anlamda kullanılan bir fiildir. Mesela, darabe fi'l-ard (“yeryüzünde seyahat etti”), veya darabe'ş-şey’ bi'ş-şey’ (“bir şeyi diğer bir şey ile karıştırdı”), ya da darabe meselen (“benzetme yaptı” veya “bir kıssa anlattı” yahut “bir tasvir yaptı”) veya ‘alâ darbin vâhidin (“aynen uygulandı” veya “aynı şekilde”) veya duribet aleyhim ez-zilleh (“onlar aşağılanmaya uğradılar” veya “onlara aşağılanma uygulandı”) ve diğerleri gibi. Bütün bunları gözönüne alarak, yukarıdaki Kur’an paragrafında görülen idribûhu emrinin “ona” veya “buna uygula” diye çevrilmesinin daha uygun olacağı kanaatindeyim (bu şekildeki bir kullanım ile toplumsal sorumluluk prensibine atıf yapılmaktadır). Ba‘dihâ'daki (“onun bir kısmı”) hâ müennes zamiri ise, öncesindeki en yakın müennes isim ile ilgilidir -yani, öldürülen nefis (kişi) ile veya üzerinde (fîhâ) toplumun anlaşmazlığa düştüğü cinayet olayının kendisi ile. Böylece, idribûhu bi-ba‘dihâ tabirinin en uygun karşılığı, “bu [prensib]i bu gibi [çözümlenmemiş cinayet olay]larından bazısına uygulayın” olmalıdır: Çünkü, açıktır ki, bilinmeyen şahıs veya şahıslar tarafından işlenen cinayetteki toplumsal sorumluluk prensibi, bu tür bütün durumlara değil, yalnızca bazılarına tatbik edilebilir.
Tevrat'ta Tesniye bölümü Bap 17'de şöyle anlatılır ;
KUSURU yahut her hangi kötü şeyi olan sığırı, ve koyunu Allahın RABBE kurban etmiyeceksin; çünkü bu, Allahın RAB için mekruh şeydir.
7. Onu öldürmek için, önce şahitlerin eli, ve ondan sonra bütün kavmın eli onun üzerinde olacaktır. Böylece kötülüğü aranızdan kaldıracaksın.
8. Eğer şehirlerinde çekişme maddeleri olarak, kanla kan arasında, dava ile dava arasında, yahut döğüşle döğüş arasında senin için hükmedecek çok güç bir şey olursa; o zaman kalkacaksın, ve Allahın RABBİN seçeceği yere çıkacaksın;
9. ve kâhinlere, Levililere, ve o günlerde hâkim olana geleceksin; ve araştıracaksın; ve hüküm kararını sana bildirecekler.
10. Ve RABBİN seçeceği yerden sana bildirecekleri karara göre yapacaksın; ve sana öğretecekleri her şeye göre yapmağa dikkat edeceksin;
11. sana öğretecekleri şeriata göre, ve söyliyecekleri hükme göre yapacaksın; sana bildirecekleri karardan sağa, yahut sola sapmıyacaksın.
12. Ve herkim, Allahın RABBE hizmet etmek üzre orada duran kâhini, yahut hâkimi dinlemiyerek küstahlıkla davranırsa, o adam ölecektir; ve İsrailden kötülüğü kaldıracaksın.
13. Ve bütün kavm işitip korkacaklar, ve artık küstahlık etmiyeceklerdir.
14. Allahın RABBİN sana vermekte olduğu diyara geldiğin, ve onu mülk edindiğin, ve orada oturduğun, ve: Etrafımda olan bütün milletler gibi üzerime kıral koyacağım, dediğin zaman;
15. mutlaka Allahın RABBİN seçeceği adamı üzerine kıral koyacaksın; kardeşlerin arasından birini üzerine kıral koyacaksın; kardeşlerinden olmıyan yabancı bir adamı kendi üzerine koyamazsın.
16. Ancak kendisi için atlar çoğaltmıyacak, ve at çoğaltmak için kavmı Mısıra geri göndermiyecektir; çünkü RAB size: Artık bir daha bu yoldan dönmiyeceksiniz, demiştir.
17. Ve yüreği sapmasın diye kendisi için karılar çoğaltmıyacak; ve kendisi için fazla gümüş ve altın çoğaltmıyacak.
18. Ve vaki olacak ki, kırallığının tahtı üzerine oturduğu zaman, kâhinlerin, Levililerin önünde olandan bu şeriatin bir nushasını bir kitaba yazacak;
19. ve yanında olacak, ve hayatının bütün günlerinde ondan okuyacak, ta ki, Allahı RABDEN korkmağı, bu şeriatin bütün sözlerini ve bu kanunları yapmak üzre onları tutmağı öğrensin;
20. kardeşleri üzerine yüreği yükselmesin, ve emirden sağa ve sola sapmasın; ta ki, kendisi ve oğulları, İsrailin ortasında, ülkesinde çok yaşasınlar.