OSMANLIDA KURAN VE MEAL ?
600 yıllık Osmanlı döneminde Kur'an-ı Kerim'in bir tek Türkçe meali yoktur, yazılmamıştır. Bırakınız Türkçe Meal yazmasını orijinal Arapça Kur'an basımı bile 1871'e kadar hem yoktu hem yasaktı!
1852'den itibaren Osmanlı topraklarına İran - Hindistan üzerinden, kaçak yollarla Kur'an (Türkçe meal değil) gelmeye başlamıştı ve bunları bulundurmak yasaklanmıştı. Arşivlerimize göre yasağın gerekçesi, Kur’an’ların sırf para kazanmak amacıyla yazılması ve baskılarda yeterli derecede hassasiyet ve hürmetin gösterilmemesiydi.
1873'e kadar Kur'an-ı Kerim ancak hattatlar tarafından yazılırdı. Haliyle hem adedi az hem maliyeti yüksekti. Orta halli bir müslümanın evinde Kur'an bulundurması neredeyse imkansızdı tabi.
29 Haziran 1873'te Osmanlı Maarif Nezareti’ne ilk defa "Beş yüz bin nüsha muhtelif ebatlarda Kur’an basılması" yetkisi verildi. (Matbaalı döneme geçiyoruz)
04 Ocak 1875'te Şekerzade Mehmed Efendi'nin yazdığı Kur’an, bir heyet tarafından gözden geçirilip onaylandıktan sonra ahaliye maliyetine satıldı ve bunun devamı geldi.
1875'e kadar Osmanlı İmparatorluğu vatandaşlarının Arapça Kur’an’la tanışmalarının özeti budur.
Türkçe Meal mi?
Yahu 1875'e kadar Arapça Kur'an bile yoktu ki Türkçe Meali olsun!
2. Abdulhamid (1876-1909) döneminde kimi Türkçe Meal teşebbüsleri olmuşsa da bizzat Sultan emriyle bunlar da yasaklandı.
Abdülhamid Beylerbeyi Sarayı’nda ikamet ettirildiği dönemde bir gazetede Kuran meali çıkarılacağına dair Tercüman gazetesinde bir haber okuduğunda:
“Tercüme nasıl olur, buna ne hacet? Kaldı ki tercüme caiz değildir. Mesela Elif-Lam-Mim nasıl tercüme edilecek kabil mi? Ayetteki meâni tercüme edilemez. Harfiyen tercüme edilse mana kaybolur. Bence böyle şeylere teşebbüs iyi değildir” görüşündeydi.
1908’den itibaren -her ne kadar tercüme ismi kullanılmasa da- çeşitli dergilerde Kuran ayetleri “tefsir” adı altında çevrilmeye başlandı.
1914 yılına gelindiğinde İbrahim Hilmi adlı bir yayınevi sahibi tarafından Kuran-ı Kerim Tercüme ve Tefsiri adı altında Kuran’ın bazı kısımlarının Türkçe çevirisini içeren bir baskı yapılmıştır. Fakat çevirmenin Suriyeli bir Hıristiyan Arap olduğunun anlaşılması üzerine Şeyhülislamlık bu baskının dağıtımını yasakladı.
Osmanlı Şeyhülislamlarından Mustafa Sabri Efendi, Kur'an tercümelerine, bu türden faaliyetlere şiddetle karşı çıkıyordu. Mustafa Sabri anlayışına karşı çıkan diğer kesim ise şöyle itiraz ediyorlardı:
"Sizler, Kuran’ın herkesin fehmine takrip olunmasını, tercümeyi tecviz etmeyerek, imkânsız görerek, tercümeleri beğenmeyerek caiz görmeyen Müslümanlardansınız. Bizler ise Kuran’ın hitabı umumidir, her Müslüman onu anlamakla mükelleftir. Kim olursa olsun her Kuran’ı anlayan, elinden geldiği dilinin döndüğü kadar o Kitab-ı Celil'i istediği lisana tercüme edecek, herkese anlatacaktır diyen Müslümanlardanız."
Tabi Türkçe Meal'i savunanlar her ne kadar böyle düşünse de ulemanın sert tepkisi karşısında hep geri adım atmak zorunda kaldılar.
Osmanlı ömrünü böyle tamamladı işte.
29 Ekim 1923'de Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte bu alanda da ciddi bir kırılma yaşandı. Bizzat TBMM'nin desteği ile Kuran’ın tercüme ve tefsiri işine girişildi.
Elmalılı Hamdi Yazır tarafından üstlenilen tefsir ve tercümeler 1935 ve 1938 yılları arasında basıldı ve müslüman ahali nihayet Kur'an'la birinci elden tanıştı.
Ne Osmanlı'yı toptan reddettiğim ne Cumhuriyet'i toptan kutsadığım için değil, lakin bir müslüman olarak insan sormadan geçemiyor:
"Kur'an-ı Kerim'in bir tek Türkçe mealini yazdırmamış/yazdıramamış 600 yıllık Osmanlı İmparatorluğu İslam'ın hâmisi görülürken, 97 yılda 200'den fazla Meal 30'dan fazla tefsir üretmiş Cumhuriyet dönemi kimilerince "gavur" sayılıyor?
Sizce de garip değil mi?
"Sana bu mübarek Kitab'ı, âyetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik." (Sad 29)
Halil Eryılmaz
10.03.2026