7. Araf 35-36 - Ashabı Araf
Araf 35 ve 36.ayette dünyadakilere hitap edilirken 37. ayetten 44.ayete kadar ahiret sahnelenmiştir.
45, 46,47 ve 48. ayetlerde tekrar dünyadakilere hitap vardır.
49.ayetten 53.ayete kadar yine ahiret sahnelenmiştir.
Ey Âdem oğulları! Size kendi içinizden âyetlerimi anlatacak peygamberler gelir de kim (onlara karşı gelmekten) sakınır ve kendini ıslah ederse, onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. (A’râf 7:35)
Âyetlerimizi yalanlayanlar ve büyüklenip onlardan yüz çevirenler var ya, işte onlar ateş ehlidir. Onlar orada ebedî kalacaklardır. (A’râf 7:36)
Onlar ki, Allah’ın yolundan alıkoyarlar onu eğriltmek isterler. Onlar ki ahireti inkâr ederler.” (A’râf 7:45)
İkisi arasında bir engel vardır. Orada (alal a'rafi ricalun - iyilerle kötüleri ayırt eden (bilmenin zirvesinde, feraset sahibi kimseler) var ; onlar her iki kesimi de simalarından tanırlar ve henüz cennete girmemiş ama girmek için sabırsızlananlar cennet ashabına Selamün aleyküm! diye seslenirler. (A’râf 7:46)
Gözleri cehennem ehli tarafına döndürülünce de: Ey Rabbimiz! Bizi zalimler topluluğu ile beraber bulundurma! derler. (A’râf 7:47)
(Yine) A´râf ehli simalarından tanıdıkları birtakım adamlara seslenerek derler ki: « çokluğunuz ve taslamakta olduğunuz büyüklük size ne yarar sağladı? (A’râf 7:48)
"A-R-F" sözcüğü ilim, irfan/iyiyi kötüyü, eğriyi- doğruyu ayırabilme yetisidir. ‘Urf’ ise bu özellikteki derecelerin yüksekçe olanıdır.
‘Urf’, kum yığını, yerden yüksek olan yer demektir. Araplar horozun ibiğine, atın yelesine de ‘urf’ derler. Mekke’deki “Arafat” bölgesinin adı, “itiraf” sözcüğü de aynı kökten türemiştir.
Kısaca "arefe=bilme" kelimesinin ikinci basamağı "URF" dur. Daha iyi bilmek, görmek için bir basamak üste çıkmaktır.
Tefsircilerimizden Hasan-ı Basri ve Zeccac’ın da tespit ve anlayışları böyledir. Fahredddin-i Razi en makul ve makbul görüş ve tespitin bu olduğunu bildirir.
“Ashab-ı-A’raf” bu dünyada cahillikten kurtulup bir üst seviyede bilgi sahibi olan kimselerdir.
İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da yine böyle türlü renkte olanlar var. Kulları içinden ancak âlimler, Allah´tan (gereğince) korkar. Şüphesiz Allah, daima üstündür, çok bağışlayandır. (Fâtır 35:28)
Yoksa geceleyin secde ederek ve kıyamda durarak ibadet eden, ahiretten çekinen ve Rabbinin rahmetini dileyen kimse (o inkarcı gibi) midir? (Resûlüm!) De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür. (Zümer 39:9)
Sözü dinleyip de onun en güzeline uyanlar var ya, işte onlar Allah’ın hidayete erdirdiği kimselerdir. İşte onlar akıl sahiplerinin ta kendileridir. (Zümer 39:18)
İşte bu örnekleri biz, bütün insanlara veriyoruz. Oysa onları ancak bilenler anlar. (Ankebût 29:43)
Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilirse, ona pek çok hayır verilmiş demektir. Ancak akıl sahipleri düşünüp anlar. (Bakara 2:269)
..... İlimde derinşenler: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bunu) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar. (Âl-i İmrân 3:7)
Sana indirilenin gerçek olduğunu bilen biri, görmeyen gibi midir? Ancak akıl sahipleri öğüt alır. (Ra’d 13:19)
Sana bu mübarek Kitabı indirdik ki âyetlerini sâğduyu sahipleri düşünüp öğüt alsınlar. (Sâd 38:29)
Allah; adaleti ayakta tutarak, kendinden başka İlah olmadığına şahitlik etti. Melekler ve ilim sahipleri de (şahitlik ettiler). O’ndan başka İlah yoktur. O, mutlak güç sahibidir, doğru hüküm/karar verendir. (Âl-i İmrân 3:18)
Araf 38. Allah buyuracak ki: «Sizden önce geçmiş cin ve insan toplulukları arasında siz de ateşe girin!» Her ümmet girdikçe yoldaşlarına lânet edecekler. Hepsi birbiri ardından orada (cehennemde) toplanınca, sonrakiler öncekiler için, «Ey Rabbimiz! Bizi işte bunlar saptırdılar! Onun için onlara ateşten bir kat daha fazla azap ver!» diyecekler. Allah da: Zaten herkes için bir kat daha fazla azap vardır, fakat siz bilmezsiniz, diyecektir.
39. Öncekiler de sonrakilere derler ki: Sizin bize bir üstünlüğünüz yok. O halde siz de yaptıklarınıza karşılık azabı tadın! (A’râf 38-39, Diyanet Vakfı)
38. ve 39. âyetlerde öncekiler ve sonrakiler ifadeleri cehenneme evvel ve sonra girenler demek değildir. Zuhruf suresi 67. âyetin delaletiyle birbirinin izinden gidenler demektir. Ki öncekiler, sapık fikrin sahipleri din adamları ; ideologlardır. Sonrakiler de bu sapıkların arkasından gidenler, onlara uyanlardır.
Araf 40.Bizim âyetlerimizi yalanlayıp da onlara karşı kibirlenmek isteyenler var ya, işte onlara gök kapıları açılmayacak ve onlar, deve iğne deliğine girinceye kadar cennete giremiyeceklerdir! Suçluları işte böyle cezalandırırız!
Âyette geçen “cemel/deve” sözcüğü bazı kıraatlarda “cümmel/urgan” olarak okunur. İğne-iplik ilişkisi dikkate alınınca “cümmel” kıraati tercihe şayandır. İlişki urgan-iğne ilişkisi olur.
A´ra f´dakiler simalarından tanıdıkları adamlara seslenerek, "Ne topluluğunuz ve topladığınız, ne de büyüklenip gururlandığınız şeyler sizi müstağni kılmıştır; size bir yarar sağlamamıştır (derler)". (A’râf 7:48, Celal Yıldırım)
"Sîmalarından tanımak" ifadesi onların yaşam tarzlarını ifade eder. Müminlik- müttekilik, kâfirlik-fâcirlik gibi. Bu ölçüleri bilen kimseler çevrelerindeki kimselerden kimin cennetlik, kimin cehennemlik olduklarını bilebilirler. Âyette ifade edilen işte budur.
“sîma” kelimesi “alâmet, görünüm, eser, belirti” demektir. (Bakara 273, Rahman 41 ve Muhammed 30'da olduğu gibi).
Fetih 29.ayet “sîmahüm fi vücuhihim; alâmetleri, secde eserinden, yüzlerindedir.”
48.ayette Âyette geçen “…cenneti umup da henüz girmemiş olan.” nitelemesi Ashab-ı A’raf’a ait değildir. Ashab-ı A’raf’ın çevresinde bulunan ve onların yaşam tarzlarından tanıdıkları cennetlik kimselerin niteliğidir. Bu ifade onların henüz ölmemiş iken bildikleridir.
Ve (hayattayken) bu ayırt etme yetisine sahip olanlar, görünüşlerinden (günahkar olduklarını) çıkardıkları kimselere: Ne sağladı size diye seslenecekler, maldan, (mülkten) biriktirmeniz; geçmişinizle o boş kurumlanmanız? (A’râf 7:48, Muhammed Esed)
Bir vakit haklarında, 'Allah rahmetini asla böylelerine ulaştırmaz! diye kestirip attığınız kimseler, işte bunlar, (bu onurlandırılmış kimseler) mi? (Oysa, bakın, şimdi onlara:) girin cennete; size korku yok, hüzün de duymayacaksınız! (diye sesleniliyor). (A’râf 7:49, Muhammed Esed)
Ve ateşin yarenleri, cennetliklere: Üzerimize biraz su dökün, yahut Allahın size bahşettiği (cennet) azıklar(ın)dan (atın bize)! diye seslenecekler. (Berikiler:) Doğrusu, Allah, gerçeği inkar edenleri her ikisinden de yoksun kılmıştır; (A’râf 7:50, Muhammed Esed)
o kimseler ki, dünya hayatına kapılıp eğlenceyi ve geçici zevkleri dinleri haline getirmişlerdi. diye karşılık verecekler. (Ve Allah:) Onlar bu (Hesap) gününün gelip çatacağını nasıl gözardı edip unuttular ve ayetlerimizi nasıl inkar ettilerse biz de bugün onları öyle gözardı edeceğiz diyecek, (A’râf 7:51, Muhammed Esed)
Çünkü Biz, gerçekten de onlara, inanacak bir toplum için bir doğru yol, içinde bilgiye dayalı ayrıntılı açıklamalarda bulunduğumuz bir kitap ulaştırdık. (A’râf 7:52, Muhammed Esed)
(İmdi), (inanmayanlar) o (Hesap Gününün) nihai anlamının açıklanmasından başka bir şey mi bekliyorlar? (Ne var ki), onun kesin anlamının açıklandığı Gün, onu vaktiyle umursamayan kimseler: İşin doğrusu, Rabbimizin elçileri bize gerçeği söylemişlerdi! Şimdi, bizden yana aracılık yapacak kayırıcılarımız yok mu bizim? Yahut, mümkün mü, (hayata) geri gönderilsek de edip eylediklerimizden başka türlü davransak? diyecekler. Gerçek şu ki, onlar (böyle diyerek yalnızca) kendilerini aldatmış olacaklar ve onların bütün (bu) boş hayalleri yıkılıp kendilerini yüzüstü bırakacak. (A’râf 7:53, Muhammed Esed)
37 - Sâffât suresi 54-57
54 (Sözüne devamla) sordu: "Onun halini görmek ister misin?"
55 Bunun üzerine bakar ve onu dehşet verici bir ateşin göbeğinde görür.
56 "Aman Allah'ım!" der, "Az kalsın beni mahvedecektin!
57 Eğer Rabbimin yardımı olmasaydı, ben de burada tutulanlardan olmuştum!
_____________________________________________
54 “Yukarıya (Araf’a)[*] çıkıp bakar mısınız?” der.
[*] Ayetteki اطّلع=ıttalaa kelimesi, bir şeyin üzerine çıkıp başkasına gösterme anlamına gelir. (Kitab’ul-Ayn)
55 Yukarıdan bakar ve onu cehennemin tam ortasında görür.
56 Ona şöyle der: “Vallahi az kalsın beni de bu hale düşürecektin.”
57 Rabbimin iyiliği olmasaydı kesinlikle ben de yaka paça oraya götürülürdüm”