30. Rum 39. Ayet - Kuranda Faiz (Riba)
Faiz (Riba), haksız yoldan, emek sarf etmeden, alın teri dökmeden kazanmaktır. Faiz, insanların mallarına kattıkları meşru olmayan fazlalıktır. Faiz, “Bizi aldatan, bizden değildir.”[Müslim, Îmân, 164] buyuran Allah Resulü (s.a.s)’in getirdiği adalet, şefkat, yardımlaşma, dayanışma gibi değerleri hiçe saymaktır.
Kur'ân-ı Kerim'de Rum Suresi 39. Ayette bahsedilen riba; karşılık bekleyerek yapılan her türlü yardımdır. Tabiri caizse kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez anlayışıdır.
وَمَا آتَيْتُمْ مِنْ رِبًا لِيَرْبُوَ فِي أَمْوَالِ النَّاسِ فَلَا يَرْبُو عِنْدَ اللَّهِ ۖ وَمَا آتَيْتُمْ مِنْ زَكَاةٍ تُرِيدُونَ وَجْهَ اللَّهِ فَأُولَٰئِكَ هُمُ الْمُضْعِفُونَ (٣٩)
İnsanların Mallarında artırmak için (faizle) verdiğiniz riba, Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz Zekât’a gelince, işte onlar (mükafatlarını) kat kat artıranlardır! (Rûm 30:39)
Nisa 161.ayette geçen riba ehli kitabın uyguladığı tefecilik yaptıkları faizli işlemlerdir. Aslında tahrip edilmiş ellerindeki kitapta riba yasağı varsa da bu kendi aralarındaki alış veriş içindir, kendilerinden olmayanlara karşı "soyabildigin kadar soy" mantığıdır, bu tıpkı ehli sünnetin "darulharpte faiz Müslümanın lehine caiz" denmesi gibidir.
فَبِظُلْمٍ مِنَ الَّذِينَ هَادُوا حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ طَيِّبَاتٍ أُحِلَّتْ لَهُمْ وَبِصَدِّهِمْ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ كَثِيرًا (١٦٠) وَأَخْذِهِمُ الرِّبَا وَقَدْ نُهُوا عَنْهُ وَأَكْلِهِمْ أَمْوَالَ النَّاسِ بِالْبَاطِلِ ۚ وَأَعْتَدْنَا لِلْكَافِرِينَ مِنْهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا (١٦١)
Yahudilerin zulmü sebebiyle, bir de çok kimseyi Allah yolundan çevirmeleri, menedildikleri halde faizi almaları ve haksız (yollar) ile insanların mallarını yemeleri yüzünden kendilerine (daha önce) helâl kılınmış bulunan temiz ve iyi şeyleri onlara haram kıldık ve içlerinden inkâra sapanlara acı bir azap hazırladık. (Nisâ 4:160-161)
Asıl haram olan riba ayetleri Bakara 275-280 ve Aliimran 130. Ayetlerde bahsedilen cahiliye ribasıdır.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَأْكُلُوا الرِّبَا أَضْعَافًا مُضَاعَفَةً ۖ وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ (١٣٠)
Ey iman edenler! Kat kat arttırılmış olarak faiz yemeyin. Allah´tan sakının ki kurtuluşa eresiniz. (Âl-i İmrân 3:130)
[*] Ayette geçen, tehabbut تخبط, “takılıp aklını çelme ve aklını bozma” anlamlarına da gelir (Lisân, Tâc’l-arûs).
Şeytan çarpmış gibi kalkarlar ifadesi kudurmuş gibi yerler anlamına da gelir, mezarlarından kalkış diye algılanan bu ifade iştahla kudurmuş gibi faiz yiyenlerdir.
الَّذِينَ يَأْكُلُونَ الرِّبَا لَا يَقُومُونَ إِلَّا كَمَا يَقُومُ الَّذِي يَتَخَبَّطُهُ الشَّيْطَانُ مِنَ الْمَسِّ ۚ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُوا إِنَّمَا الْبَيْعُ مِثْلُ الرِّبَا ۗ وَأَحَلَّ اللَّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا ۚ فَمَنْ جَاءَهُ مَوْعِظَةٌ مِنْ رَبِّهِ فَانْتَهَىٰ فَلَهُ مَا سَلَفَ وَأَمْرُهُ إِلَى اللَّهِ ۖ وَمَنْ عَادَ فَأُولَٰئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ ۖ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ (٢٧٥)
Ribâ yiyenler, ancak şeytânın dokunup çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların: Alışveriş de ribâ gibidir. demelerinden ötürüdür. Oysa Allâh, alış-verişi helâl, ribâyı harâm kılmıştır. Kime Rabbi´nden bir öğüt gelir de (o öğüte uyarak ribâdan) vazgeçerse, geçmişte olan kendisinindir ve işi de Allah´a kalmıştır. (Allâh onu affeder). Kim tekrar (ribâya) dönerse onlar ateş halkıdır, orada ebedi kalacaklardır. (Bakara 2:275)
يَمْحَقُ اللَّهُ الرِّبَا وَيُرْبِي الصَّدَقَاتِ ۗ وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ كَفَّارٍ أَثِيمٍ (٢٧٦)
Allâh, ribâyı mahveder, sadakaları artırır. Allâh, hiçbir günâhkâr nankörü sevmez. (Bakara 2:276)
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَذَرُوا مَا بَقِيَ مِنَ الرِّبَا إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ (٢٧٨) فَإِنْ لَمْ تَفْعَلُوا فَأْذَنُوا بِحَرْبٍ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ ۖ وَإِنْ تُبْتُمْ فَلَكُمْ رُءُوسُ أَمْوَالِكُمْ لَا تَظْلِمُونَ وَلَا تُظْلَمُونَ (٢٧٩)
278. Ey inananlar, Allah´tan korkun, eğer inanıyorsanız ribâdan (henüz alınmayıp) geri kalan kısmı bırakın (almayın).
279. Eğer böyle yapmazsanız, Allâh ve Elçisiyle savaşa girdiğinizi bilin. Tevbe ederseniz, ana malınız sizindir. Ne haksızlık edersiniz, ne de haksızlığa uğratılırsınız. (Bakara 2:278-279)
Hz. Peygamber Veda Haccı sırasında Mekke’de faiz yasağı uygulamasını şu ifadelerle bildirmiştir: “Dikkat ediniz! Cahiliye devrinden kalma faizin hepsi kaldırılmıştır. Kaldırdığım faizin ilki, amcam Abbas b. Abdilmuttalib’in faizidir” (Müslim, ts.: Hac, 147; Ebu Davud, ts.: Büyü’, 5).
Osman b. Affân’dan (r.a.) nakledildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Bir dinarı iki dinara, bir dirhemi iki dirheme satmayın!” (Müslim, Müsâkât, 78)
İbn Mesut’tan (r.a.) nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Faiz yoluyla mal çoğaltan hiç kimse yoktur ki, sonunda durumu (malında) azalmaya dönüşmesin.” (İbn Mâce, Ticâret, 58)
Günümüzde Riba anlayışına gelince;
Kur'an ribayı yasaklamıştır, o da borç verilen bir malı verdiğinden fazla olarak almaktır. Paraya gelince durum değişir, geçen yıl borç verilen 100 Türk lirasını bu yıl 164 Türk lirası olarak borçludan almak riba değildir, dolayısıyla haram değildir. Çünkü resmi enflasyon %64 küsür (2024). Bunu ekonomi biliminden habersiz olan müslümanlara anlatmak ve kabul ettirmek de mümkün değildir.
Hatta işin doğrusu şu ki böyle bir işlemde borç para alanın enflasyon farkını ödememesi, parayı aynı rakamda iade etmesi borç verene zulmetme olduğu cihetle riba yemektir. Riba karşı tarafın bir zaafını istismar ederek onun zaafından nemalanmak ve onu sömürmektir. Yani demem o ki borç verenin enflasyon farkını alması değil o farkı vermemek riba yemektir.
“LÂ DARARA VELÂ DIRÂRA” Küllî Kaidesi Mecelle de de geçer.
08.09.2023 Fredag
Mehmet Bülbül