Mevlid :
لَقَدْ مَنَّ اللّٰهُ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ اِذْ بَعَثَ ف۪يهِمْ رَسُولاًمِنْ اَنْفُسِهِمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِه۪ وَيُزَكّ۪يهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُالْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَۚ وَاِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلُ لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ
“Andolsun ki içlerinden, kendilerine ALLAH’ın ayetlerini okuyan, kötülüklerden ve inkârdan kendilerini temizleyen, kendilerine kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle ALLAH, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur…” (Âl-i İmran Sûresi: 164)
Ebû Katade (R.A.)den rivayete göre, Hz.Peygamber (S.A.V.) efendimize pazartesi günü oruç tutmanın fazileti sorulduğunda:“Bu, benim doğduğum ve peygamber olarak gönderildiğim gündür’ buyurdu. (Müslim, Sıyâm: 197; Ebû Dâvûd, Savm: 54; Ahmed b. Hanbel, 5/29, 299)
Peygamberler arasında fark yoktur demekten murad, resullük ve nebilik bakımındandır. Yoksa mertebe ve fazilet bakımından değil. Eğer bu bakımdan olsaydı:
تِلْكَ الرُّسُلُ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلٰى بَعْضٍۢ مِنْهُمْ مَن ْكَلَّمَ اللّٰهُ وَرَفَعَ بَعْضَهُمْ دَرَجَاتٍۜ
“İşte resuller! Biz onların bazısını bazısına üstün kılmışızdır. Onlardan Allah'la konuşan var, bazılarının da derecelerini yüceltmiştir.” (Bakara suresi: 253) Ayetinin mânâsı nasıl uygun düşerdi? İşte Süleyman Çelebi hazretleri, Mevlid’i bu olay dolayısıyla yazmıştır.
Arapça “Bâned Suâd, Bürde ve Hemziyye” kaside-leri birer mevliddir. Türkçede ise yirmiden fazla mevlid manzumesi vardır. Fakat bunların içinde en çok tutulan ve okunanı Süleyman Çelebi merhumun 1409 yılında yazdığı Vesiletü’n-Necât isimli mevlid kitabıdır
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Bir şeyi çok seven, elbette onu çok anar.) [Deylemi] (Resulullahı seven de onu çok anar.)(Peygamberleri anmak, hatırlamak ibadettir.) [Deylemi] (Bu ibadeti, şiir olarak söylemek daha tesirli olur. İslam’ın ilk büyük şairleri üç kişiydi. Hassân b. Sâbit, Kâ’b b. Züheyr (Kaside-i Bürde yi yazdığı için Rasulullah hırkasını verdi) ve Abdullah bin Revâha. Resulullah efendimizin şairleri, camide, Resulullahı öven ve kâfirleri kahreden şiirler okurlardı.)
Bunlardan Hassan bin Sabit hazretlerinin şiirlerini çok beğenirdi. Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem, mescide bu şair için bir minber koydurdu. Hassan bin Sabit hazretleri minbere çıkar, düşmanları kötüler, Resulullahı överdi. Resulullah efendimiz de buyurdu ki:
(Hassanın sözleri, düşmanlara ok yarasından daha tesirlidir.) [M. Nasihat]
Peygamber efendimiz, şairin söylediği şiiri beğenip (Dişlerin dökülmesin) diye dua etmiştir. (Hakim)
Vehhabiler, mezhepsizler, Resulullah efendimizi öven ve ondan şefaat isteyen Müslümanlara müşrik damgasını basıyorlar. Bunu açıkça söyleyemedikleri için, mevlide bid’at diyorlar. Resulullahı övmek bid’at olmaz. Bu övgüden ancak, Allah’ı ve Resulünü sevmeyen rahatsız olur; çünkü Allahü teâlâ Onu övmektedir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَم۪ينَ
(Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.) [Enbiya 107]
وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا كَٓافَّةً لِلنَّاسِ بَش۪يراً وَنَذ ۪يراً وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُون
(Biz seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.) [Sebe 28]
وَاِنَّ لَكَ لَاَجْراً غَيْرَ مَمْنُونٍۚ وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظ۪يمٍ
(Senin için bitmeyen, sonsuz ecir vardır. Elbette sen, en büyük ahlak üzeresin.) [Kalem 3-4]
وَلَسَوْفَ يُعْط۪يكَ رَبُّكَ فَتَـرْضٰىۜ
Rabbin sana [çok nimet] verecek, sen de razı olacaksın!) [Duha 5]
إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا
(Allah ve melekleri, Nebiye salevat getiriyor, iman edenler, siz de salevat getirin.) [Ahzab 56]
Bid’at, sonradan çıkarılan şey demektir. Sonradan çıkan şeyler ya âdette veya ibadette olur. Âdette bid’at, sevap beklenilmeden, dünya menfaati için yapılan şeylerdir. Âdette bid’at, bir ibadeti bozmazsa veya dinin yasak ettiği bir şey değilse günah olmaz.
Âdette olan bid’at, uçağa binmek, ceket giymek, çay ve kahve içmek, analar babalar günü tertip etmek gibi dinin yasak etmediği bir şey ise, günah değildir. İbni Âbidin hazretleri, (Yemek, içmek ve giyinmek gibi âdetlerde, değişik şekillerden çirkin, zararlı olanlarını kâfirlere benzemek niyetiyle yapmak tahrimen mekruhtur. Zararlı olmayanları, onlara benzemeye özenmeden yapmak, kullanmak mekruh olmaz. Resulullah efendimiz papaz ayakkabısı giymiştir) buyurdu. (Redd-ül Muhtar)
Peygamber efendimiz kolları dar Rum cübbesi de giymiştir. (Tirmizi, Mevahib)
Kuranın kitap haline getirilmesi , hutbeyi başka lisanda okumak, ezanı hapörler ile okumak , mescidlere halı sermek hep sonradan olan şeylerdir bu yüzden bıdatı hasenedir.
Sünnet, (Sünneti Hüda ve Sünneti Zevaid ) yol, çığır gibi manalara da gelir. Mesela sünnet-i hasene iyi çığır, sünnet-i seyyie kötü çığır demektir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Bir kimse, sünnet-i hasene çıkarırsa, [iyi bir çığır açarsa] onun sevabı ve kıyamete kadar onunla amel edenlerin sevabı kadar sevap alır. Bir kimse de sünnet-i seyyie çıkarırsa, [kötü bir çığır açarsa]onun günahı ve kıyamete kadar onu işleyenlerin günahı kadar günah kazanır.) [Müslim]
Mevlid Bıdattır diye savunanların hezayanları ve ilgisiz ayet ve hadisleri dile getirmeleri :
(Bu konuda Salih b. Fevzan el-Fevzan hafizahullâh'ın yazısı islam QA sitesinden alınmıştır :
1.İslâm şeriatında Mevlid-i Nebevî'yi kutlama bayramı diye bir bayram yoktur. Sahâbe -Allah onlardan râzı olsun-, tâbiîn, dört mezhep imamı ile diğer İslâm âlimleri,İslâm dîninde böyle bir günü bilmez ve tanımazlardı.Bu bayram, bâtınî mezhebine mensup birtakım câhillerin uydurmasından başka bir şey değildir.İnsanlar, daha sonra her devirde ve her yerde İslâm âlimlerinin reddettiği bu bid'at üzere yaşamaya devam edegelmişlerdir.
2.Buna göre, insanların bu güne özel olarak yaptıkları her davranış,haram bid'at içeren amellerden sayılır. Çünkü insanlar, törenler düzenlemek ve yemek yedirmek gibi şeylerle, bid'at olan bir bayramı İslâm şeriatında ihya etmeyi istemekte ve arzu etmektedirler.
Değerli âlim Salih el-Fevzân "el-Beyân Li Ahtâi Ba'di'l-Kitâb" adlı eserinde şöyle der:
"Allah ve Rasûlü'nün dîn olarak va'zettiklerine ittibâ etmeyi (uymayı) emretmek ve dînde bid'at çıkarmaktan yasaklamak konusunda Kitab ve sünnette gelen naslarda şüphe yoktur. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur
(( قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ )) [ سورة آل عمران الآية: 31 ]
"(Ey Peygamber!) De ki: Allah'ı gerçekten seviyorsanız, bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.Allah, (mü'min kullarının günahlarını) çok bağışlayan ve (onlara) çok merhametli olandır." (Âl-i İmrân Sûresi: 31)
(( اتَّبِعُواْ مَا أُنزِلَ إِلَيْكُم مِّن رَّبِّكُمْ وَلاَ تَتَّبِعُواْ مِن دُونِهِ أَوْلِيَاء قَلِيلاً مَّا تَذَكَّرُونَ )) [ سورة الأعراف الآية: 3 ]
"(Ey İnsanlar! Emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından kaçınmak sûretiyle) Rabbinizden size indirilen Kur’ân (ve sünnete) uyun. O’nun (Allah) dışındaki dostlara uymayın. Şüphesiz ki siz, çok az ibret alarak hakka dönüyorsunuz." (A'raf Sûresi: 3).
(( وَأَنَّ هَـذَا صِرَاطِي مُسْتَقِيماً فَاتَّبِعُوهُ وَلاَ تَتَّبِعُواْ السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَن سَبِيلِهِ ذَلِكُمْ وَصَّاكُم بِهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ )) [ سورة الأنعام 153
"Şüphesiz ki bu (İslâm), benim dosdoğru yolumdur.O halde o yola uyun, dalâlet yollarına uymayın.Çünkü o yollar, sizi Allah’ın yolundan uzaklaştırır.Allah, (emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından da kaçınmak sûretiyle azabından) sakınmanız için bunları emretmiştir."(En'âm 153).
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- de bu konuda şöyle buyurmuştur:
(( إِنَّ أَصْدَقَ الْحَدِيثِ كِتَابُ اللهِ، وَأَحْسَنَ الْهَدْيِ هَدْيُ مُحَمَّدٍ ج، وَشَرَّ الْأُمُورِ مُحْدَثَاتُهَا، وَكُلَّ مُحْدَثَةٍ بِدْعَةٌ، وَكُلَّ بِدْعَةٍ ضَلَالَةٌ، وَكُلَّ ضَلَالَةٍ فِي النَّارِ.)) [ رواه النسائي]
"Şüphesiz sözlerin en doğrusu, Allah'ın kitabıdır. Yolların en güzeli, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yoludur. İşlerin en şerlisi, (dînde aslı olmayıp) sonradan çıkarılan yeniliklerdir (dîndeki bid'atlardır).(Dînde) sonradan çıkarılan her yenilik, bid'attir. Her bid'at, dalâlettir (sapıklıktır). Her dalâlet (in sahibi) de, ateşte (cehennemde)dir." (Nesâî; hadis no: 1560)
Yine, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
(( مَنْ أَحْدَثَ فِي أَمْرِنَا هَذَا مَا لَيْسَ مِنْهُ فَهُوَ رَدٌّ )) [ متفق عليه ]
"Her kim, bu işimizde (dînimizde) onda olmayan bir şeyi ona ihdâs eder (açık veya gizli, Kur'an ve sünnette aslı olmayan bir şey getirir)se, o ihdâs ettiği şey, kendisine reddolunmuştur (bâtıldır)." (Buhârî ve Müslim).
Başka bir hadiste şöyle buyurmuştur: (( مَنْ عَمِلَ عَمَلاً لَيْسَ عَلَيْهِ أَمْرُنَا فَهُوَ رَدٌّ )) [ متفق عليه ]
"Her kim işimiz (dînimiz) üzere olmayan bir iş işlerse, o işlediği şey reddolunmuştur (bâtıldır ve ona itibar edilmez)." (Buhârî ve Müslim).
Hiç şüphe yok ki insanların çıkardığı çirkin bid'atlardan birisi de, Rebîul-Evvel ayında Mevlid-i Nebevî'yi kutlama bid'atıdır.
İnsanlar, bu bid'atı kutlama konusunda farklı sınıflara ayrılmışlardır:
- Kimi insanlar, Mevlid-i Nebevî münâsebetiyle bir araya gelip toplanmakta ve Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in doğum günü kısassını anlatmakta veya konuşma yapmakta ve bu olay dolayısıyla kasideler okumaktadırlar.
- Kimi insanlar, Mevlid-i Nebevî münâsebetiyle biraraya gelip toplananlara yemek ve tatlı gibi şeyler yapmaktadırlar.
- Kimi insanlar, bu münâsebeti câmi ve mescitlerde, kimileri de evlerde kutlamaktadırlar.
-
Değişik şekillerde ve farklı amaçlarla yapılan bu kutlamanın, fazîletli dönemlerden (sahâbe, tâbiîn ve etbâu't-tâbiîn dönemlerinden) uzun yıllar sonra dîne sokulan ve haram bid'atlardan olduğu konusunda hiçbir şek ve şüphe yoktur.
Mevlid-i Nebevî'yi kutlama bid'atını ilk olarak çıkaran, hicrî altıncı yüzyılın sonunda veya yedinci yüzyılın başında Erbil Atabeyi Muzaffereddin Ebu Said Gökbörü'dür. İbn-i Kesir ve İbn-i Hıllikân gibi tarihçiler böyle zikretmişlerdir.
Nitekim Ebu Şâme -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:
"Musul'da ilk olarak bunu yapan (Mevlid-i Nebevî'yi kutlayan) kişi, tanınmış salihlerden olan Şeyh Ömer b. Muhammed el-Molla'dır. Erbil Atabeyi ile diğer başka kimseler de, bu konuda onu örnek almışlardır."
Hâfız İbn-i Kesir -Allah ona rahmet etsin- "el-Bidâye ve'n-Nihâye" (s: 13-137)'de Ebu Saîd Gökbörü'nün biyografisinde şöyle demiştir:
"Rebîul-Evvel ayında Mevlid-i Şerifi büyük bir kutlamalarla kutlardı...."
İbn-i Kesir -Allah ona rahmet etsin- devamla şöyle demiştir:
"es-Sibt şöyle demiştir: Mevlid münâsebetiyle atabeyin sofrasına dâvet edilen bazı kimselerin anlattıklarına göre, atabey (Muzaffereddin), yaymış olduğu sofraya beş bin kızartılmış baş, on bin tavuk, yüz bin çömlek yoğurt ve otuz bin tabak helva (tatlı) koydururdu...."
İbn-i Kesir -Allah ona rahmet etsin- devamla şöyle demiştir:
"Atabey, tasavvufçular için öğleden başlayıp, sabaha kadar devam eden kasideciler görevlendirir ve kendisi de onlarla beraber oynardı."
İbn-i Hıllikân da -Allah ona rahmet etsin- "Vefeyâtu'l-E'yân" (c:3, s:274)'de şöyle demiştir:
"Safer ayının başı geldiğinde bu kubbeler en güzel süslerle rengarenk süslenir, her bir kubbenin içinde şarkıcılar korosu, hayâlciler (hayâl ürünü masallar anlatan kimseler) ve oyun-eğlence ekibi otururdu. Öyle ki bu kubbelerden hiçbirini boş bırakmamışlar, içine mutlaka bir ekip yerleştirmişlerdi."
O halde bid'atçıların en çok ihyâ ettikleri bu günde yaptıkları şey, türlü türlü yemekler yapmak (hazırlamak), bu yemekleri dağıtmak ve insanları bu yemeklere dâvet etmek olmuştur.Bir müslüman, bid'atçıların bu işlerine iştirak edip, onların yemeklerini yer ve onların sofralarına oturursa, hiç şüphe yok ki bu bid'atı ihyâ etmeye kendisi de katılmış ve bu bid'atın kutlanmasına yardım etmiş olur. Oysa Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
((وَتَعَاوَنُواْ عَلَى الْبرِّ وَالتَّقْوَى وَلاَ تَعَاوَنُواْ عَلَى الإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاتَّقُواْ اللّهَ إِنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ )) [ سورة المائدة من الآية: ٢]
"(Ey mü'minler! Aranızda) iyilik ve takva üzerinde yardımlaşın. (İçerisinde) günah ve (Allah'ın sınırlarını aşmak olan) düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın. Allah'(ın emrine aykırı davranmak)tan sakının. Zirâ Allah'ın azabı çetindir." (Mâide Sûresi: 2).
Bunun içindir ki ilim ehlinin fetvâları, bu günde dağıtılan yemeklerle diğer bid'at olan bayramlarda dağıtılan yemekleri yemenin haram olduğu yönündedir.
Nitekim değerli âlim Abdulaziz b. Baz'a -Allah ona rahmet etsin- :
"Mevlid-i Nebevî'de kesilen kurbanların hükmü nedir?" Diye sorulduğunda o şöyle cevap vermiştir:"Bir kimse, eğer kurbanı, mevlidin sahibi (Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-) için kesmişse, bu takdirde bu büyük şirktir. Yok eğer yenilmesi için kesmişse, bunda bir şey yoktur. Fakat müslümanın bu etten yememesi ve bu merasimi düzenleyen kimselerin bu davranışını söz ve fiiliyle reddetmek için böyle bir toplantıya katılmaması gerekir. Ancak takdim edilen yemek veya başka bir şeyi yememek ve onlara nasihat etmek kaydıyla bu merasime katılabilir." (Mecmûu'l-Fetâvâ; c: 9, s: 74). Allah Teâlâ en iyi bilendir.
Islam QA
Bid’at, sonradan çıkarılan şey demektir. Sonradan çıkan şeyler ya âdette veya ibadette olur. Âdette bid’at, sevap beklenilmeden, dünya menfaati için yapılan şeylerdir. Âdette bid’at, bir ibadeti bozmazsa veya dinin yasak ettiği bir şey değilse günah olmaz.
Âdette olan bid’at, uçağa binmek, ceket giymek, çay ve kahve içmek, analar babalar günü tertip etmek gibi dinin yasak etmediği bir şey ise, günah değildir. İbni Âbidin hazretleri, (Yemek, içmek ve giyinmek gibi âdetlerde, değişik şekillerden çirkin, zararlı olanlarını kâfirlere benzemek niyetiyle yapmak tahrimen mekruhtur. Zararlı olmayanları, onlara benzemeye özenmeden yapmak, kullanmak mekruh olmaz. Resulullah efendimiz papaz ayakkabısı giymiştir) buyurdu. (Redd-ül Muhtar)
Peygamber efendimiz kolları dar Rum cübbesi de giymiştir. (Tirmizi, Mevahib)
Resulullah efendimizin ibadet olarak yaptığı, ezan okumak, cemaatle namaz kılmak gibi dinimizin şiârı olan sünnetlere Sünnet-i hüda denir. İbadet olarak değil, âdet olarak yaptığı şeylere ise, Sünnet-i zâide denir. Bina yapmakta, yiyip içmekte, elbisede, yaptığı ve kullandığı şeyler böyledir. Bunları yapmamak ve âdette bid’at olan, yani sonradan ortaya çıkan yenilikleri yapmak günah olmaz. (Hadika)
İbadette bid’at, Peygamber efendimiz ve dört halife zamanında bulunmayıp da, dinde, sonradan meydana çıkarılan, uydurulan inanışlara, sözlere, işlere, şekillere ve âdetlere denir. İbadetlere bid’at karıştırmak büyük günahtır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Her bid’at sapıklıktır ve her sapık da Cehennemdedir.) [İbni Asakir]
İbadete bid’at karıştırmak, Allahü teâlânın bildirdiği dinde noksanlık bulmak, koyduğu hükümleri beğenmemek, dini değiştirmek olur. İslam âlimleri, bid’ati, Bid’at-i hasene ve Bid’at-i seyyie diye ikiye ayırmışlar, mektep, kitap gibi sonradan yapılan şeylere Bid’at-i hasene demişlerdir. Hadika’da, (Böyle bir bid’at, bir ibadetin yapılmasına yardımcı olduğu için, dinimiz izin verir) buyuruldu. İmam-ı Rabbani hazretleri ise, dinin izin verdiği böyle faydalı şeylere, bid’at kelimesini bulaştırmamak ve bunlara Sünnet-i hasene [iyi iş] demek gerektiğini bildirir. Sünnet, burada yol, iş demektir. Yolun, işin iyisi de, kötüsü de olur. Hadis-i şerifte, Sünnet-i hasene [iyi çığır] açanlar övülmekte, Sünnet-i seyyie [kötü çığır] açanlar ise kötülenmektedir. (Müslim)
Kâfirlerin ibadet olarak yaptıkları şeyleri Müslümanların yapması caiz olmaz. Mesela papazlar, ibadet için zünnar kuşanır, haç takar. Müslümanların, böyle yapması küfür olur.
Peygamberimizin Doğumunu Kutlamak!
HAKAN SARIHAN
hakan@hilaltv.net
22 Aralık 2015, 17:54
‘Doğrusu Allah Rasulü sizler için, Allah'a ait ve ahiret gününe umut besleyen ve Allah'ı sürekli hatırda tutan herkes için güzel bir örnek teşkil eder.’ (Ahzab 21)
Rabbimiz Peygamberimizin hayatını bize örnek gösteriyor. Aslında o Kur’an’ı hakkıyla yaşadı siz de Kur’an’ı hakkıyla yaşamak istiyorsanız onun hayatını örnek alın demek istiyor. Unutmamak lazım ki Kur’an bir kitap ve teoriktir, Peygamber ise bu teoriği pratiğe çevirmiştir. Onun için bizim örneğimiz Kur’an değil Peygamberimizdir. Nasıl ki Kur’an bize mütevatir bir şekilde ulaşmışsa Kur’an’ın pratiği olan Peygamberimizin uygulamaları da bize sünnet olarak mütevatir bir şekilde ulaşmıştır. Zaten Kur’an ve sünnet çelişmez tam tersi sünnet Kur’an’ı destekler. Onun için bizler Kur’an ve onun uygulaması olan sünneti dövüştürmez, tam tersi Kur’an’ı okuyup anlamaya çalışırken Peygamberimizin uygulamasına bakıp yanlış yapmamaya dikkat ederiz.
Kur’an’ın doğum günü olan Kadir gecesi Rabbimiz tarafından övülmüş ve o gecenin bin aydan daha hayırlı olduğu ifade edilmiştir. Yani Kur’an’ın bir doğum günü vardır ve o doğum gününün kutlanması istenilmiştir. Hatta Kur’an’ın indiği ay Allah tarafından kutsanmış ‘Ramazan’ ayı Kur’an’ın doğum ayı olarak anılmıştır. Peki Kur’an’ın kendisine indirildiği ve kendisinin iki ayaklı Kur’an olduğu Peygamberimizin doğumu da bizim için bir anlam ifade etmez mi? Etmemeli mi?
İnsanlar sevdikleri ile aralarında geçen özel günleri unutmak istemez. Mesela çocuklarının doğum günlerini, evlilik yıl dönümlerini, ülke veya şehirlerinin kurtuluş günlerini, baba veya annelerinin ölüm yıl dönümlerini vs. bu günleri kutlamak, anmak veya hatırlamak insanları mutlu eder. Peki bu günah mıdır? Alimlerimiz doğum gününün haram olmadığını, haram olanın o gün yapılan uygulamalarla alakalı olduğunu söylemişlerdir. Elbette Günah olan bu günlerde yapılan kutlamanın içeriği ile alakalıdır. Yoksa insanların bu günleri helal dairesinde kutlaması ya da bugünler de ibadet ve hayır yapması güzel bir davranıştır. Bizler Allah’ın haram kılmadığı hiçbir şeyi haram yapamayız. Burada iki itiraz gelebilir. Birincisi gayri müslimlere benzemek. Şunu unutmamak lazım ki gayri müslimlerin yaptığı her şey kötü ve yanlış değildir. Onlar kutlamalarını günah işleyerek yapıyorsa bizim de bu şekilde yapmamızdır yanlış ve günah olan. Ayrıca Peygamberimiz gayri Müslimlerin yaptığı güzel ve faydalı olan şeyleri almakta hiçbir beis görmemiştir. İkincisi bu tür uygulamalar bidat denebilir. Bidat dine sonradan eklenen ve din olarak lanse edilen şeylerdir. Biz ne yaptığımızı bilinçli yapıyorsak bunda her hangi bir sakınca olmadığını düşünüyorum. Bu gece yapacağımız ibadetlerin bu geceye özel olmadığını ve bu gecenin dinimizde özel bir yerinin olmadığını bilmemiz yeterlidir.
Ben bu tür günleri bir fırsat bilip değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Tabi ki bu gecenin dinin bir parçası, Allah’ın bir emri ya da bu gece yapılan ibadet ve uygulamaların ekstra bir sevabı olmadığının bilincinde olarak. Bu geceyi vesile kılarak çocuklarımıza ve çevremize Peygamberimizi anlatmamız gerektiğini düşünüyorum. Mesela bugün komşu çocuklarını da toplayıp Peygamberimizin hayatını anlatan bir çizgi film izletebiliriz
Tüm bunları yaparken sahih kaynaklardan ve Kur’an’dan istifade etmeliyiz. Bizler, halkımız Peygamberimizin doğumunu, mevlüt okutarak ya da dinleyerek yanlış şekilde kutlarken hiçbir şey yokmuş gibi davranıyorsak toplumumuzdan biraz daha uzaklaşıyoruz demektir.
Mevlid Kutlamanın Asılsız ve Bidat Olduğunu Savunan Vehabbilere veya Selefilere, takip ettikleri İbn-i Teymiyye'nin : «İktizâu's-Sırâti'l-Müstakîm» isimli kitabında geçen mevlid kutlamaları hakkındaki görüşleri hatırlatmak gerekir :
فتعظيم المولد واتخاذه موسمًا قد يفعله بعض الناس، ويكون له فيه أجر عظيم، لحسن قصده، وتعظيمه لرسول الله صلّى اللهُ عليهِ وسلّم
"Bazı insanların yaptığı gibi mevlid kutlamak ve onu bayram edinmek, iyi niyetinden ve Peygamber (S.a.v.)'e tâzimden ötürü kişiye büyük bir sevap kazandırır."
[İbn-i Teymiyye, İktizâu's-Sırâti'l-Müstakîm, Sf: 254.]