Namazda ağlamak namazı bozar mı?
Namazda dünyevî bir şey için, meselâ; hastalık, bir malın veya arkadaşın kaybolması vs. gibi musibetler sebebiyle sessizce ağlamak, namazı bozmaz. Ancak dünyaya ait bir işi hatırlayarak, harfler belli olacak şekilde sesli ağlamak, “âh, uf, of” gibi sesler çıkarmak namazı bozar. Ama kişi, hastalıktan dolayı kendisine engel olamadığı için inliyor “âh, of” diyorsa, bu durum da namazı bozmaz.
Namazda uhrevî bir sebepten dolayı; yani, Allah Teâlâ’nın korkusundan ya da cennet ve cehennemi hatırlamaktan dolayı ağlamak veya inlemek, “âh” demek namazı bozmaz. (Ayrıntılı Bilgi İçin Bakınız; Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslâm İlmihali, Erkam Yayınları, Namazda Konuşmak Bölümü, sh: 338)
Cenâzede ağlamak günah mıdır?
Abdullah ibn-i Ömer -radıyallâhu anh-, Hazret-i Hafsa Vâlidemizin, babası Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-’ın şehid olmasına sebebiyet veren hançerlenme hâdisesi sebebiyle ağır hasta bir şekilde bulunan babasının başında ağlarken, Hazret-i Ömer -radıyallahu anh- buna bile müsamaha etmemiş ve kızını şöyle uyarmıştır:
“-Dur bakalım kızım!.. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in: «Ölü, âilesinin kendisine (uygunsuz bir şekilde) ağlamasından dolayı azap görür.” buyurduğunu bilmez misin?” (Müslim, Cenâiz, no:2139; Nevevî, VI, 467)
Bu durum, Hazret-i Âişe Vâlidemize ulaştığında, o şöyle buyurmuştur:
“-Hayır, onlar Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in bu sözünü ya unuttular, ya yanlış anladılar yahut şüpheye düşüyorlar. Vallâhi Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, aslâ; «Ölen bir kimse, birinin ağlaması sebebiyle azâb olunur.» dememiştir. Lâkin O -sallallahu aleyhi ve sellem-, ölen yahudi bir kadının ardından ağlayanlar için:
“-Bunlar ona ağlıyor, hâlbuki o azap görüyor.” buyurmuştur.
Fakat bununla, onun ağlamak yüzünden değil, küfrü sebebiyle azaba dûçâr olduğunu anlatmak istemiştir. Yani “Onlar ağlaya dursunlar, kadın küfründen dolayı azap görüyor.” demiştir. Çünkü âyet-i kerîmede; «Hiçbir günahkâr nefis, başkasının günahını yüklenmez.» (el-En’âm, 164) buyrulmuştur.” diyerek Hazret-i Ömer’in bu rivâyetini tashih etmiştir.
Sevilen bir insanın ölüm haberini almak, çok acı bir hâdisedir. Böyle acı bir haberin tesiri ile üzülmek, kederlenmek ve ağlamak, şefkat ve merhametin eseri olan insânî bir davranıştır. Bize düşen, karşılaştığımız bu zor hâdiseyi isyan ederek değil, sabırla hafifletmeye çalışmaktır. Nitekim Peygamberimiz başına gelen musîbet ve çileler karşısında, kaderi tenkid mânâsına gelecek ve isyan ifade edecek tek bir kelime söylememiş ve bize bu konuda da güzel bir örnek olmuştur.
O, çok kıymetli hanımı Hazret-i Hatice Vâlidemizi ve -Hazret-i Fâtıma hâriç- bütün evlâtlarını kendisi hayattayken elleriyle toprağa vermiş, ancak Rabbine isyan edecek bir tek söz veya davranışta bulunmamıştır. Hattâ oğlu İbrahim, küçük yaşta vefat edince çok üzülmüş, mübârek gözyaşlarını tutamamıştır. Abdurrahman bin Avf (r.a):
“-Sen de mi (ağlıyorsun) yâ Rasûlâllah!” deyince, Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
“-Göz yaşarır, kalp hüzünlenir. Buna rağmen, biz Rabbimizin râzı olacağından başka bir söz söylemeyiz!..” buyurmuş, sonra da biricik oğlunu bağrına basıp:
“-Ey İbrahim, gerçekten senin firkatinden dolayı mahzûnuz!” deyip, gözyaşı dökmüştür. (Buhârî, Cenâiz, bâb 152, c. II, 80-85)
Kaynak: Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Ebediyet Yolcusunu Uğurlarken, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları)
Abdullah ibn-i Mes’ud (r.a) Nebî (sav)'in şöyle buyurduğunu nakletmektedir:
“Yanakları tokatlayarak, yaka-paça yırtarak, câhiliyet çığlığıyla ağlayan, bizden değildir!..” (Buhârî, Sahîh, Cenâiz, no: 1294; Fethu’l Bârî, III, 210)