76. Dehr (insan) suresi ilk 4 ayet tefsiri
هَلْ اَتٰى عَلَى الْاِنْسَانِ ح۪ينٌ مِنَ الدَّهْرِ لَمْ يَكُنْ شَيْـٔاً مَذْكُوراً(١)
İnsan (henüz) anılır bir şey değilken (yaratılmamışken) üzerinden uzunca bir zaman geçti (İnsan suresi 76:1)
İnsanın üzerinden, kendisinin anılmaya değer bir şey olmadığı bir zaman geçmemiş midir?
Dehr: Kur’ân-ı Kerim’de dehr, iki âyette geçmektedir. (İnsân: 1.) âyette ki dehr, “uzun zaman” (Casiye: 24.) âyetteki dehr ise, “zamanın gelip geçmesi” anlamındadır. Dehr, bizim kullandığımız, “zaman” anlamında değildir. Çünkü zaman; şimdiye, geçmişe ve geleceğe denebilir. Dehr ise, “kesintisiz devam eden uzun zamana (âlemin ömrüne)” denir.
"insan üzerine zamandan öyle bir müddet geldi ki o, anılmaya bile değer bir şey değildi.” şeklinde de tercüme edilebilir.
İbn Abbas İnsânı “unutmak” mânasındaki nisyana nisbet etmiştir. Ona göre insan, Allah’la yaptığı sözleşmeyi unuttuğu için bu adı almıştır (Taberî tefsiri 15:26).
İnsanın basit bir varlık olarak yaratılmasının üzerinden, gerek topraktan ilk yaratıldığı sırada, gerek anne karnında iken, yaratılış dönemlerinde olgunluk düzeyine ulaşıncaya kadar, henüz adının sanının anılmadığı nice çağlar geçmedi mi? Kibre kapılarak Rabb’ine boyun eğmekten kaçınan insan, bir zamanlar bir hiç olduğunu ve Allah’ın lütfu sayesinde yaratılıp olgunlaştırıldığını hiç düşünmüyor mu?
اِنَّا خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ اَمْشَاجٍۗ نَبْتَل۪يهِ فَجَعَلْنَاهُ سَم۪يعاً بَص۪يراً (٢)
Şüphesiz biz insanı, karışım hâlindeki az bir sudan (meniden) yarattık ve onu imtihan edeceğiz. Bu sebeple onu işitir ve görür kıldık (İnsan suresi 76:2)
Nutfe, “Ntf” kökünden türemiştir. Mastar olarak, “azar azar akmak, dökülmek, damlamak” anlamına gelmektedir. Meni/sperm bu kökten türemiştir.
Nutfe az su, çocuğu oluşturan şey anlamlarına gelir. emşâc kelimesi ise, karışımlar anlamına gelir. (Lisan'ul-Arab) Arapçada çoğul, en az üç olduğundan nutfetun emşâc ; üç veya daha fazla karışımı olan sıvı demektir.
Görme anlamı verilen basiret kelimesi, arka planını görme, vizyon sahibi olma anlamlarına gelir. Örneğin koyunlardan birini keserken, diğer koyunlar otlamaya devam ederler. Bu, görmediklerinden değil basiretli olamadıklarındandır. Gözleri olan bedeni basiretli yapan Ruh'tur (Secde 32/9). Kendisine verilen basiret ve dinleme özelliklerini kullanmayan insanlar Allah Teala tarafından yerilmiştir (Araf 7/79, Furkan 25/44)
اِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّب۪يلَ اِمَّا شَاكِراً وَاِمَّا كَفُوراً (٣)
Şüphesiz ki biz insana doğru yolu gösterdik. Ya şükredici (olur) ya da nankör. (İnsan 76:3)
Benzer mesajlar: Kehf 18:29; Teğâbun 64:2.
Allah, İnsana iyilik ve kötülük yapma yeteneğini yüklemiş, dileyen dilediğini kullanır.
فَاَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوٰيهَاۙۖ (٨) قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰيهَاۙۖ (٩) وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسّٰيهَاۜ (١٠)
Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir. Onu kirletip örtense kayba uğramıştır. (Şems 91:8-10)
Ayrıca ona, doğru ile yanlışı birbirinden ayırt etme yeteneği bahşettik. Bununla da yetinmeyip, hakîkati apaçık ortaya koyan ayetler göndererek ona doğruyolu gösterdik ve seçimi kendisine bıraktık; ya şükreden bir kul olur, ya da vefasız bir nankör! Fakat şunu bilin ki:
اِنَّٓا اَعْتَدْنَا لِلْـكَافِر۪ينَ سَلَاسِلَا۬ وَاَغْلَالاً وَسَع۪يراً (٤)
Nankörlük yaparak ayetlerimizi reddeden kâfirler için, cehennemde zincirler, prangalar ve alev alev yanan bir ateş hazırladık!
Mahşerdeki prangalar ve halkalar konusunda Ra‘d 13:5; Hacc 22:21; Mü’min 40:71; Hâkka 69:32.
"Sa'ir ( سَع۪يراً) kelimesi ateşi “yakmak, tutuşturmak, kışkırtmak, alevi yükseltmek” anlamlarına gelir. Kışkırtılmış bir ateşe benzediği için saldırgan deliliğe de es-su‘r adı verilir (Mekâyîs). Dolayısıyla sa‘ir normal bir ateş değil “çılgın bir ateş” ya da “çıldırtan bir ateş”tir.
Zincir (سَلَاسِلَا۬), suçluluğu,
Tasma (اَغْلَالاً), Allah’tan başkasına kulluğu,
Ateş (سَع۪يراً) ise derin pişmanlığı ve yürek yangınını simgeler.
Boynuna zincirden halkalar bağlanmış gibi körü körüne Allahdan başkasına bağlananlar Ahirette büyük bir pişmanlık duyacaklar ve yürekleri yakıp kavuran ateşe atılacaklardır.
18.10.2024 Cuma
Mehmet Bülbül