42. Şura 38.Ayet - İstişare
İstişare (الاستشارة) :İnsanların bir konuda görüş alışverişinde bulunması anlamında bir terim.
Şûrâ (الشورى) : Danışma ve danışma kurulu anlamında fıkıh terimi. “üzerinde ortaklaşa görüş beyan edilen iş” mânasına geldiği gibi görüş bildiren kimseler topluluğuna da Şûrâ heyeti (ehli şura) denir.
Kur’ân-ı Kerîm’in kırk ikinci sûresi Şûrâ adını taşıdığı gibi bu sûrenin 38. âyetinde şûra kelimesi geçmekte, ayrıca iki âyette aynı kökten türeyen “teşâvür” (el-Bakara 2/233) ve “şâvir” (Âl-i İmrân 3/159) kelimeleri yer almaktadır.
Hz. Peygamber’in akıl yönünden üstünlüğünü teslim etmekle birlikte, onun dünyevî meselelerin çözümünde gerekli bilgilerin tamamına sahip bulunmadığı ve başkalarının fikir ve birikimlerinden de yararlanmaya ihtiyaç duyabileceği biçiminde yorumlanmaktadır.
Şûra kelimesinin geçtiği âyet: “Onların işleri aralarında şûra iledir” (Şûrâ, 42/38).
Şâvir kelimesini içeren âyette Hz. Peygamber’e iş hususunda müminlerle istişare etmesi emredilmiştir.
“İş hususunda onlarla istişare et!” (Âl-i İmrân 3/159) âyetin devamında, “Kesin karar verdiğinde artık Allah’a tevekkül et!” buyurulmuştur (Âl-i İmrân 3/159)
Hadislerde şûra, “kişisel ve toplumsal düzeyde her iş bakımından doğru karar almanın gerekli bir yöntemi” diye tanımlanmıştır (İbn Ebû Şeybe, V, 221, 298; Tirmizî, “Fiten”, 78; Aclûnî, II, 242). Hz. Peygamber müslümanlara şûrayı emrettiği gibi kendisinin de genel ya da özel işlerde ashabı ile görüş alışverişinde bulunduğu bilinmektedir.
Hz. Peygamber bu konuda tek bir yöntem izlememiş, bazı meseleleri mescidde hazır olan bütün ashapla, bazılarını ise başta Ebû Bekir ve Ömer olmak üzere ashabın önde gelenleriyle istişare etmiştir.
Hz. Peygamber (a.s.) vahyin indirilmediği durumlarda daima arkadaşları ile istişâre yoluna gitmiştir. Ashab-ı kirâm, Resulullah (a.s.)'ın kendi fikriyle hareket ettiğini bildikleri konularda, kendi fikirlerini O'na açıklar, o da uygun fikir doğrultusunda hareket ederdi. Bunun örnekleri pek çoktur.
• Hz. Peygamber, Bedir'de Ebû Sufyân'ın geldiğini haber alınca ne gibi tedbir alınacağı konusunda Ensar'la müşâvere etmiş; ayrıca Bedir esirleri konusunda da istişare etmiştir.
• Hicretin 3. yılında (625) Kureyş’in savaşmak için Medine’ye yöneldiği öğrenilince Hz. Peygamber, Medine’de kalınıp savunma yapılması kanaatinde olmasına rağmen müşriklerin şehir dışında karşılanmasını daha yerinde bulan çoğunluğun görüşüne uymuş ve savaş Uhud’da gerçekleşmiştir (Vâkıdî, I, 209-214; İbn Hişâm, III, 67-68).
• Hudeybiye’de yapılan antlaşma sebebiyle hayal kırıklığı ve büyük üzüntü yaşayan sahâbîlerin Resûlullah’ın üç defa emretmesine rağmen kurbanlarını kesip tıraş olmak için kalkmamaları üzerine eşi Ümmü Seleme ile konuşup tavsiyesine uyması da belirtilmesi gereken ilginç bir örnektir (Buhârî, “Şürûṭ”, 15).
• Mescide minber inşa edilmesi (İbn Mâce, “İḳāmetü’sṣalât”, 199)
• ve insanların namaza hangi usulle çağrılacağı (İbn Hişâm, II, 154-156) gibi ibadetle ilgili bazı konularda da Rasûlullah ashabı ile istişare etmiştir.
• Resûl-i Ekrem’in İfk olayında Hz. Ali ile Üsâme b. Zeyd’i çağırıp onların fikirlerini alması da (Buhârî, “Şehâdât”, 15) onun istişare hususunda kişisel ya da toplumsal iş ayırımı yapmadığını gösterir.
• Ebû Hüreyre Hz. Peygamber kadar istişareye önem veren bir kimse görmediğini söylemiştir (Tirmizî, “Cihâd”, 35).
Kaynak : TDV Ansiklopedi "şura" maddesi.
• Rasûlullah, Tebük seferi için yaklaşık 10.000 kişilik bir ordu hazırladı ve Şam’a doğru yola çıktı. On sekiz yerde konaklandı, on dokuzuncu konaklama yeri Tebük oldu.
Tebük’e geldikten sonra Şam üzerine yürünüp yürünmemesi konusunda Rasûlullah askerleriyle istişare etti. Rasûlullah’a, “Eğer gitmekle emrolunduysan git” dediler. Rasûlullah, “Eğer bu konuda Allah tarafından emrolunmuş bulunsaydım, size danışmazdım” dedi.
• Peygamber Efendimiz. Bedir savaşında, kendilerine en yakın kuyunun başında durdu ve orayı karargah yapmak istedi. Bu sırada Ashab'tan Hubâb el-Cümuh, Peygamberimize "Yâ Resulullah! Burayı, Allah'ın seni yerleştirmiş olduğu ve bizim ileri geri gitmeğe yetkimiz olmayan bir yer olarak mı seçtin? Yoksa bu. bir görüş, bir harp taktiği midir?" diye sordu. Resulullah (a. s.) "Hayır; bu bir görüş ve bir harp taktiğidir" dedi. O zaman sahâbi "O halde Yâ Resulullah! Burası uygun bir yer değil, orduyu kaldır. Düşmana en yakın kuyuya gidelim. Orada bir havuz yapıp içine su dolduralım, geride kalan kuyuları tahrip edelim, düşman istifade edemesin." dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.s) "Sen güzel bir fikre işaret ettin" buyurdu ve sahabinin dediği şekilde hareket etti.
Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
(İstişare, pişmanlığa karşı kaledir.) [İ. Maverdi]
(İstihare eden, mahrum kalmaz, istişare eden pişman olmaz.) [Taberani]
(Yapacağı işi ehli ile istişare edene, o işin en güzeli nasip olur.) [Taberani]
(Tedbirli kimse, işinin ehli olana danışıp, ona göre hareket eder.) [Ebu Davud]
“Sizden biriniz kardeşiyle istişare etmek isterse kardeşi görüşünü söyleyerek ona yol göstersin. (İbn Mace, Edeb, 37)
“Böylece(çocuk) onun yanında koşabilecek çağa erişince(İbrahim ona): ‘Oğlum’ dedi. ‘Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken gördüm. Bir bak, sen ne düşünüyorsun?’...”(Sâffat, 37/102)
Sebe Kraliçesi Belkıs’ın Hz. Süleyman (as)’ın gönderdiği mektup üzerine nasıl cevap vermesi gerektiğini belirlemek için çevresindeki ileri gelenlerle konuyu görüşerek karar vereceğini söylemesi bir istişare örneğidir.(Neml, 27/28-33)
Fir’avn’un Hz. Musa(as)’a karşı giriştiği mücadelesinde, çevresindeki ileri gelenlerle müşavere ettiği belirtilmektedir.(A’raf, 7/109-112; Mü’min, 40/26-30)
Eşler arası geçimsizlik, çocuğun bakımı ve boşanma sonrası durumlarda eşlerin güzelce danışarak çeşitli konularda anlaşması da bir çeşit istişaredir. (Talâk, 65/6; Nisa, 4/35)
Özetle denilebilirki "Bilsen de bilene danış!”.