4. Nisa 34. Ayet - iniş sebebi - Kadin dövülmez
Nisa 34. âyetin iniş sebebi hakkında şu nakledilmiştir:
Âyet-i kerîme, Sa’d b. er-Rabî hakkında nâzil olmuştur. Hanımı, Zeyd b. Hârice b. Ebî Züheyr kızı olan Habîbe, ona karşı serkeşlik etmiş, o da ona bir tokat atmıştı. Babası ise şöyle dedi: “Ey Allah’ın Rasûlü! Kızımı ben onun nikâhı altına verdim, o da kalktı, onu tokatladı.” Bunun üzerine Hz. Peygamber, “Kocasına kısas yapsın” dedi. Kocasına kısas yapmak üzere babasıyla geri dönüp gidince, Hz. Peygamber, “Geri dönün. İşte Cebrâîl bana gelmiş bulunuyor” dedi. Yüce Allah da bu âyet-i kerîmeyi indirdi.
ERKEĞİN HÂKİMLİĞİNE DAİR HÜKMÜN NÜZÛL SEBEBİ
Âyette geçen "kavvamune" kelimesinin bir anlamı Türkçedeki "kıvam" kelimesi Furkan 67. ayette geçtiği gibi "dengeli olmak, orta yolu tutmak" tır. Diğer bir anlamı ise Nisa 135 ve Maide 8 de olduğu gibi" adaleti ayağa kaldırmak, adaleti kıvamında ve tam yapmak" tır.
Qavvâm, “işi hakkı ile yapan kimse” demektir. Kadının işlerini gereği gibi yapıp, onu korumaya itinâ gösteren kimse için de denilir.
Ayette geçen “darp” sözcüğünün her ne kadar bir manası “dövme” olsa da Sad suresi 44 de Eyyüb peygamber ile ilgili yorumdaki gibi“yol vermek, yola çıkarmak, baskı; pres uygulamak” anlamlarındadır.
İbn Abbâs (r.a), bu âyetin Muhammed ibn Seleme’nin kızı ile Ensâr’ın ileri gelenlerinden biri olan kocası Sa’d b. Rabî hakkında nâzil olduğunu söylemiştir. Zira Sa’d ona bir tokat atmış, o da kocasının yatağını hemen terkederek, kocasının tokadının izi yüzünde olarak Hz. Peygamber’e (s.a) gelip, kocasının kendisini tokatladığını şikâyet etmiştir. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a), “Ondan kısas iste” dedi, sonra da, “Sabret, (vahiy) bekliyorum” dedi. Bunun üzerine, Erkekler kadınlar üzerine hâkimdirler... âyeti nâzil olmuştur. Bu, “erkekler kadınları terbiye etme ve onlara müdahale etme hususunda hakimdirler” demektir. Böylece Cenâb-ı Hakk sanki erkeği, karısı üzerinde bir reis ve hükmü geçen birisi kabul etmiştir. Bu âyet nâzil olunca Hz. Peygamber (s.a), “Biz bir şey istedik, Allah da bir şey istedi. Allah’ın istediği daha hayırlıdır” buyurdu. Böylece Cenâb-ı Allah, Hz. Peygamber’in (s.a) söylediği kısas hükmünü kaldırmış oldu. Daha sonra o, erkeklerin kadınlara hâkim olduğunu ve erkeklerin emrinin onlar yanında geçerli olması gerektiğini belirtince, bunun şu iki sebepten dolayı olduğunu beyân buyurmuştur.
NÜŞUZ
Bu sözcük Kur’ân’da Bakara/259, Nisâ/34, 128 ve Mücâdele/11’de olmak üzere 4 kez yer alır.
Nisâ/34’de kadının nüşûzu, “dikleşmesi, kendisini bulunduğu konumdan daha bir üst konumda görmesi, onun bedenen zayıf ve cinsel yönden savunmasız olmasına rağmen, kendisini güçlü ve cinsel taciz ve tecavüzden koruyabilir sayması, bu konuda kendisini erkek seviyesine çıkarması”dır.
Nisâ/128’deki erkeğin nüşûzu ise, “kendini kadından üstün görmesi”dir.
Bakara/259’daki nüşûz, “etin alttan yukarı doğru tırmanması”dır.
Mücâdele/11’deki nüşûz ise, “alt konumda olanların kendilerini üst seviyeye çıkarmaları, aşağılıktan kurtulup üstün olmaları”dır.
Nüşuz, bir manası da kadın veya erkeğin eşini terk etmesidir. Çünkü Mücadile 11’de ‘Ey iman edenler, size yer açmak için meclislerde … NÜŞUZ edin denildiğinde NÜŞUZ edin (ki yer açılsın)’ buyrulur.
Nisa 128 erkeğin/kocanın nüşuzundan bahseder. Ayet şöyledir: ''Bir kadın, kocasının nüşûzundan (yanından ayrılmasından) veya yüz çevirmesinden korkarsa aralarında uzlaşmaları, ikisi için de günah değildir. Uzlaşmak (sulh) iyidir…(Nisa 4/128)’'
Nüşuzun bir diğer kök anlamı olan diklenmek manası da uygun düşmez, çünkü diklenen kadın olabilir ama diklenmesinden korkulan kadın olmaz, lakin terk etmesinden korkulan kadın olur
Ayetteki “Mezaciı” ifadesinin gerçek anlamı “Yataklar” demek olmayıp “yan gelinip yatılan yerler” demektir. Bu da huzur içinde yaşanan yerlerden kinayedir. Başka görüşler de şöyledir :
Âyet-i kerimede geçen ve "Yataklarından ayrılın." diye tercüme edilen ifade, Abdullah b. Abbas ve Said b. Cübeyr tarafından "Yatağın içinde onlardan uzak durun." Yani aynı yatakta olun ama onlarla cinsi münasebette bulunmayın." şeklinde izah edilmiştir.
Yine Abdullah b. Abbas ve Said b. Cübeyrden gelen diğer bir görüşe göre bu ifadeden maksat, "Yataklarınızdan uzak durduklarından dolayı onlarla konuşmayı kesin ki onlar tekrar yataklannıza dönmek zorunda kalsınlar." demektir.
Mücahid, Şa´bi, İbrahim en-Nehai, Miksem, Muhammed b. Ka´b el-Kure-zi ve Katadeye göre ise bu ifadeden maksat, "Onların yataklarını terkedin ve onlarla birlikte yatmayın." demektir.
Yine Abdullah b. Abbas, îkrime ve Ebudduhadan nakledilen diğer bir görüşe göre bu ifadeden maksat, "Kadınların, sizin yataklarınızı terketmelerinden dolayı onlara ağır sözler söyleyin." demektir.
Taberi'ye göre : “Bu kelimenin kök mastarının Arapçada üç mânâsı vardır. Birincisi, bir kişinin diğeri ile konuşmasıdır. Diğer mânâsı, bir kimsenin diğeri ile lüzumsuz yere ve çokça konuşmasıdır. Üçüncü bir mânâsı ise "Deveyi iple ayağından bağlamaktır." Kaba konuşma mânâsı da vardır. Bu kelimeyi "Konuşmama ve cinsi münasebette bulunmama." şeklinde yorumlamak doğru değildir o halde kelimeyi, "Bağlamak" mânâsına almak ve bu ifadeden maksadın da "Siz, karılarınızı, yatıp kalktıkları evlere bağlayın yani evinizde tutun." demektir. Nitekim bu hususta Resulullahtan nakledilen şu hadis-i şerifler, âyetin bu bölümünün mânâsının, tercih ettiğimiz şekilde olduğuna işaret etmektedir.
Hakim b. Muaviye el-Kuşeyri diyor ki:
"Dedim ki: "Ey Allanın Resulü, bizden birimizin karısının üzerinde bulunan hakkı nedir Resulullah buyurdu ki: "Yediğin zama onu yedirmen giydiğin zaman da onu giydirmen, YÜZÜNE VURMAMAN, onu takbih etmemen (aşağılamaman) ve ev hariç ondan uzak durmamandır.
Diğer bir rivayette Muaviye el-Kuşeyri diyor ki: "Dedim ki : "Ey Allanın Resulü, karılarımıza karşı neyi yapıp neyi yapmamamız gerekir " Resulullah buyurdu ki: "Kadınlar sizin tarlanızdır. Sen tarlana dilediğin şekilde yaklaş. Yediğinden onu yedir, giydiğinden onu giydir. Fakat onun yüzünün çirkin olduğunu söyleme, VE ONU DÖVME.