33. Ahzab 37. Ayet - Zeyd
وَإِذْ تَقُولُ لِلَّذِي أَنْعَمَ اللَّهُ عَلَيْهِ وَأَنْعَمْتَ عَلَيْهِ أَمْسِكْ عَلَيْكَ
زَوْجَكَ وَاتَّقِ اللَّهَ وَتُخْفِي فِي نَفْسِكَ مَا اللَّهُ مُبْدِيهِ وَتَخْشَى النَّاسَ وَاللَّهُ أَحَقُّ أَن تَخْشَاهُ فَلَمَّا قَضَى زَيْدٌ مِّنْهَا وَطَرًا زَوَّجْنَاكَهَا لِكَيْ لَا يَكُونَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ حَرَجٌ فِي أَزْوَاجِ أَدْعِيَائِهِمْ إِذَا قَضَوْا مِنْهُنَّ وَطَرًا وَكَانَ أَمْرُ اللَّهِ مَفْعُولًا ﴿٣٧﴾Ahzab 37
Hani sen Allah’ın kendisine nimet verdiği, senin de (azat etmek suretiyle) iyilikte bulunduğun kimseye; “Eşini nikahında tut (onu boşama) ve Allah’tan sakın” diyordun. İçinde Allah’ın ortaya çıkaracağı bir şeyi gizliyor ve insanlardan çekiniyordun. Oysa kendisinden çekinmene Allah daha lâyıktı. Zeyd eşi ile ayrıldığında onu seninle evlendirdik ki; eşler boşandıklarında, evlatlıkların eşleriyle evlenmeleri konusunda, müminlere bir zorluk olmasın. Allah’ın emri gerçekleşmiştir. AHZAB 37.
Bu ayeti üç farklı izahla anlatırsak;
1. Arap kökenli müfessir Taberî Hz. Peygamber’in Zeynep ile evliliğine atıf yapan ve-tuhfî fî nefsike (oysaki içindeki bir şeyi de gizliyordun) ifadesini, “Ey Peygamber! Sen bir taraftan evlatlığın Zeyd’e karını boşama derken, diğer taraftan da ah bir boşansa da Zeynep’le ben evlensem arzusunu içinde gizliyordun” diye yorumlamakta hiçbir sakınca görmez.
2. Türk kökenli müfessir Maturidi ise söz konusu ayetin bu şekilde yorumlanmasını, “İmkânsız, akla zarar, hiç ihtimal dâhilinde değil” biçiminde yorumlar.
Çünkü Türk örfü ve ananesiyle yetişmiş bir insanın Taberi’nin hiç sorun etmeden benimsediği bir izahı “Namussuzluk” olarak görmesi işten bile değildir.
3. Muhtemelen Türk kökenli olan veya en azından Arap olmadığında şüphe bulunmayan Zemahşerî ise, aynı ayeti Taberî gibi yorumlamakta ama ardından da, “Bu tür işler Arapların kültüründe yadırganmazdı. Çünkü bu toplum, birkaç karısından birini boşayıp arkadaşına teklif etmek gibi örflere alışkındı” diye eklemiştir. Zemahşerî kendisini Arap toplumu ve örfüyle ilgili bu ek izahı yapmak zorunda hissetmiştir; çünkü Kur’an’ın Hz. Peygamber, Zeyd ve Zeynep arasında yaşanan olaylarla ilgili anlattıkları, onun yaşadığı kültürel dünya içerisinde izah edilebilir türden değildir.
فَأَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفًا ۚ فِطْرَتَ اللَّهِ الَّتِي فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَا ۚ لَا تَبْدِيلَ لِخَلْقِ اللَّهِ ۚ ذَٰلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ (Rûm 30:30)
(Resûlüm!) Sen yüzünü hanîf olarak dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmış ise ona çevir. Allah´ın yaratışında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur; fakat insanların çoğu bilmezler. (Rûm 30:30, Diyanet V.)