113. Felak 5. Ayet - Hased
Sizde hangileri var?
• Hased: Bende yok onda da olmasın.
Hased (ﺣﺴﺪ) ; Başkasında olan bir nîmeti çekememe, kendisine faydası olmadığı halde kıskançlık sebebiyle karşısındakinin sâhip olduğu nîmetten mahrum kalmasını isteme, çekememe.
Kuranda dört yerde geçer (Bakara 2:109, Nisâ 4:54, Fetih 58:15, Felak 113:5)
De ki: Yarattığı şeylerin şerrinden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, anlaşmayı bozan/nefisleri tahrik edip kışkırtanların şerrinden ve kıskandığı vakit kıskanç kişinin şerrinden sabahın Rabbine sığınırım! (Felâk 113:1-5)
• Buhl: Bende var onda olmasın.
Buhl (بخل); cimrilik duygusunun etkisiyle iyilik ve cömertlik yapmaktan kaçınmaktır (Lisânü’l-ʿArab).
Kuranda yedi yerde geçer. (Âl-i İmrân 3:180, Nisâ 4:37, Tevbe 9:76, Muhammed 47:37-38, Hadid 57:24, Leyl 92:8)
Cimrilik yapan, insanlara da cimriliği emreden, Allah’ın fazlından kendilerine verdiğini gizleyenler (Allah’ın sevmediği kimselerdir.) İşte o nankörler için aşağılatıcı bir azap hazırladık. (Nisâ 4:37, Şaban Piriş)
• Şuhh: Onunki benim olsun.
Şuhh (ﺷﻮﺥ); kişiyi mal mülk edinme hırsına sevkeden, yardım etmekten alıkoyan bencil bir duygu (lisanu-l Arab)
Mala düşkün olup, fakirlere vermeyi sevmemek, cimrilik etmek. Kuranda üç yerde geçer (Haşr 59/9, Tegābün 64/16Nisâ 4/128)
Şuhhtan korunan kimse, dünyâda ve âhirette kurtuluşa ericidir. (Haşr sûresi: 9). Zemahşerî bu âyetleri yorumlarken şuh kelimesini, insanın kendisini alçaltacak derecede bencil ve servete düşkün olması şeklinde tarif etmiştir. (Keşşâf, IV, 84).
Şuhhtan kaçının. Çünkü sizden evvel geçenleri o helâk etti. Onları kanlarını dökmeye ve kendilerine haram olan şeyleri helâl görmeye sürükledi. (Hadîs-i şerîf-Müslim)
• Ğıbta: Onda var bende de olsun.
Arapça ġabṭ غبط "kıskanma" sözcüğünün masdarıdır. Gıpta kelimesi tarihte bilinen ilk kez Meninski, Thesaurus (1680) eserinde yer almıştır.
• Sehâvet: Bende var onda da olsun.
Sehavet (سخاوت); kerem, cömertlik anlamındadır.
“İdarecileriniz hayırlı olanlarınızdan iseler, zenginleriniz sehâvet ehli (cömert) kimselerse, işlerinizi aranızda istişâre ile hallediyorsanız, bu
durumda yerin üstü, altından (yani hayat, ölümden) daha hayırlıdır…” (Tirmizî, Fiten, 78/2266)
• Îsâr: Benim değil onun olsun.
İsar (الإيثار); başkaları için özveride bulunma, kendisi pek çok şeye muhtaç olduğu halde elindekini paylaşmak anlamındadır. Yani cömertlikte çok üst seviyede olmaktır.
Sözlükte “bir şeyi veya bir kimseyi diğerine üstün tutma, tercih etme” mânasına gelir.
Îsâr kavramı Kur’ân-ı Kerîm’de dört âyette (Yûsuf 12/91; Tâhâ 20/72; en-Nâziât 79/38; el-A‘lâ 87/16) sözlük mânasında, bir âyette de (el-Haşr 59/9) terim anlamında kullanılmıştır. Kelime aynı mânada hadislerde de geçmektedir.
(16-17) Fakat siz (ey insanlar!) ahiret daha hayırlı ve daha devamlı olduğu halde dünya hayatını tercih ediyorsunuz. (A’lâ 87:16).
• Cûd: Ben de yok ama onda olsun.
Cud (ﺟﻮﺩ); İnsanlara ihtiyaçlarını bildirmelerine meydan vermeden lutufta, ihsanda bulunma, el açıklığı, cömertlik.
“cömertlik yapmak” anlamındaki cevd veya cevdet kökünden türetilmiş olan cûd terim olarak sehâvet kelimesiyle eş anlamlıdır (Lisânü’l-ʿArab).
Kur’ân-ı Kerîm’de sehâ, sehâvet ve cûd kelimeleri geçmemekle birlikte pek çok âyette infak, îsâr, i‘tâ, it‘âm, ihsan, ikram, bezl gibi masdarlardan gelen fiillerle cömertlik erdeminin önemi üzerinde durulmuştur. Hadislerde ise hem bu kelimeler hem de sehâ, sehâvet ve cûd kelimeleri geçmektedir.
• Fakr: Onda yok bende de olmasın.
Fakr (الفقر); İnsanın zorunlu ihtiyaçlarını karşılayacak imkânlardan yoksun olması veya kendisini her zaman Allah’a muhtaç bilmesi anlamında tasavvuf terimi.
Fakr kelimesi Kur’ân-ı Kerîm’de bir âyette (el-Bakara 2/268), fakîr ve bunun çoğulu olan fukarâ da on iki âyette geçer (meselâ bk. Âl-i İmrân 3/181; en-Nisâ 4/6; et-Tevbe 9/60). Fakîr ile yakın anlamda kullanılan miskîn ve çoğulu mesâkîn ile bâis ve mahrûm gibi kelimeler de çeşitli âyetlerde geçmektedir.
Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size, çirkinliği ve hayâsızlığı emreder. Allah ise size kendi katından mağfiret ve bol nimet va’dediyor. Şüphesiz Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir. (Bakara 2:268)
Bunun üzerine Mûsâ onların koyunlarını suladı. Sonra gölgeye çekilip, "Rabbim! Bana göndereceğin her hayra muhtacım"(Kasas 28:24)
İlk dönem zâhidleri dünyayı kötüleyip fakrı zenginliğe tercih ederken bu konuda fakir sahâbîleri ve özellikle ashâb-ı Suffe’yi kendilerine örnek almışlardır. Fakirlerin zenginlerden önce cennete gireceğini ve cennet ehlinin çoğunu fakirlerin teşkil edeceğini ifade eden hadisler de ilk zâhidlerin yoksulluğu zenginliğe tercih etmelerinde etkili olmuştur.
Fakr, fedakarlık değildir. Fedakârlık, insanın sahip olduğu şeylerden bir başkası için vazgeçmesidir.
• Zuhd: Dünyadan el ayak çekme.
Zühd (الزهد) ;Kulun Hakk’ın dışındaki her şeyi terketmesi anlamında bir tasavvuf terimi.
Zühdün karşıtı rağbettir (Kāmus Tercümesi, “zhd” md.). Kur’an’da zühd kelimesi geçmez. Bununla birlikte Hz. Yûsuf’u kuyudan çıkaranların ona fazla değer vermemeleri sebebiyle kendileri hakkında zâhid kelimesinin çoğulu olan “zâhidîn” kullanılmıştır (Yûsuf 12/20).