Beled Suresi 1. Ayet Açıklaması
لَٓا اُقْسِمُ بِهٰذَا الْبَلَدِۙ
Hayır bu şehre (Mekke’ye) yemin ederim
Mekke-i Mükerreme’ye “el-Beled” denilmesi, “Şüphesiz bütün âlemlere bereket ve hidâyet kaynağı olarak, insanlar için (yeryüzünde) kurulan ilk ev, Bekke’dekidir. İbrahim’in makamı olan orada, apaçık mûcizeler vardır…” (Âlu İmran: 96-97) ayetleri gereğince Beyt-i Atik olan Kâbe-i Muazzama, âlemin bir fazilet yurdu olarak hürmet ve saygıyla tanınması vacip, mübarek, bilinen bir şehir olduğuna işarettir.
Beled Suresi 2. Ayet Açıklaması
وَاَنْتَ حِلٌّ بِهٰذَا الْبَلَدِۙ
Diyanet İşleri Meali (Yeni)
1,2,3,4. Sen bu beldedeyken bu beldeye (Mekke’ye), babaya ve ondan meydana gelen çocuğa yemin ederim ki, biz insanı bir sıkıntı ve zorluk içinde (olacak ve bunlara göğüs gerecek şekilde) yarattık.
Hıll: Kelime olarak “haram, harem, ihram” karşılığı olarak sıfat veya isimdir. Terim olarak ise, Mekke’de harem bölgesinden dışarıda kalan yer, o helal yerde bulunmak, ihramdan çıkmak veya ihramdan çıkan ve yeminin sorumluluğundan çıkan manalarına gelir ki asıl manası bir “serbestlik” ifade eder. Bir şeyin üzerine inmek, konmak manasına olabildiği de söylenmiştir
Ebu Hayyan’ın tercihi: “bu belde senin saygınlığını ihlal etti” (el-Bahr). Ya da hıllin “mukim, sakin” mânasına gelen hâllenin sıfatı veya mastarı oluşuna dayanarak: “bu beldenin sakinisin” (Müfredât ve Mekâyîs).
Muhammed Esed Beled Suresi 2. Ayet Açıklaması
1 Lafzen, “sen bu beldede serbestçe otururken”. Klasik müfessirler, beled terimine “şehir” anlamı vermişler ve hâze’l-beled (“bu şehir”) ibaresinin Mekke’yi anlattığını ve ikinci ayetteki “sen” şahıs zamirinin ise Muhammed (s)’e işaret ettiğini belirtmişlerdir. Mekke’nin kutsallığı Kur’an’da defalarca vurgulandığı için bu yorum makul görünmektedir, ancak ayetlerin devamı ve surenin tümünün genel havası, daha geniş kapsamlı ve daha genel bir yoruma imkan vermektedir. Bana göre, hâze’l-beled sözleri ile “bu insanlık yurdu”, yani yeryüzü kasdedilmektedir (ki bu ikinci terim, birçok dilbilimciye göre, beled’in aslî anlamlarından biridir). Sonuç olarak diyebiliriz ki, 2. ayetteki “sen” zamiri, genel olarak insana râcidir ve “tanıklığa çağırılan” da, onun yaşadığı dünyevî hayattır.
Sarp yokuş / Erdemin ilk adımları (Ayet 11-16):
Köle / esir azat etmek
Kıtlıkta veya zorluk gününde yakın bir yetimi doyurmak
Hiçbir şeyi olmayan, toprağa serilmiş / aç-açık bir yoksula yemek vermek
Sonraki aşama (Ayet 17):
İman etmek ve birbirine sabrı ile merhameti tavsiye etmek
13-17. âyetlerde veciz şekilde anlatıldığı üzere o dönemin en ağır insanî sorunları kölelik, yoksulluk ve merhametsizlikti. O dönem için çareler ise köleleri özgürlüklerine kavuşturmak, yetimi ve yoksulu doyurmak, birbirine sabırlı ve merhametli olmayı tavsiye etmekti. İslâm’ın sosyal ahlâkının kapsamlı bir özeti olan bu ifadeler, eski deyimiyle tahdîdî değil tâdâdîdir; yani sınırlayıcı değil, örnek göstericidir. Kuşkusuz iyilikler imanla birlikte değer kazanacağı için 17. âyette inananlardan olma şartı da getirilmiştir. Buradaki “inanma”, “yapılan iyiliğin faydasına ve gerekliliğine inanma” olarak da yorumlanmıştır (bk. Şevkânî, V, 521).
521). Rivayete göre Hakîm b. Hizâm adlı bir sahâbî, Hz. Peygamber’e, “Yâ Resûlellah! Vaktiyle ben Câhiliye döneminde sadaka verir, köleleri özgürlüklerine kavuşturur, akrabalarımla yakından ilgilenir, buna benzer iyilikler yapardım. Bunlardan sevap kazandım mı, ne dersiniz?” diye sorunca Hz. Peygamber, “Müslüman oldun ve artık bütün o iyiliklerinin sevabını alacaksın” buyurmuşlardır (Müsned, III, 402). 18. âyet iyilik ve doğruluğun, iyi müslüman olmanın sözde değil, yukarıdaki âyetlerde çerçevesi çizilen bir inanç, zihniyet ve yaşayışta olduğunu göstermektedir. Allah’ın âyetlerinin gösterdiği yol budur. Allah’ın âyetlerini inkâr edenler ise bu yoldan da sapmış olacakları için 19. âyette onlar, “bâtılın ve erdemsizliğin yanında olanlar” diye anılmıştır; son âyette de bunların nihaî âkıbeti hatırlatılmıştır.
Kaynak: Kur'an Yolu Tefsiri Cilt:5 Sayfa:626-627
Beled suresi 13. Ayet, Kölelik ve cariyelik gibi onur kırıcı durumu resmen ortadan kaldırmayı hedefleyen bir ayettir. Vahyin gelişinin ilk beşinci yılında nazil olan bu ayet, bu kurumun oldukça erken bir dönemde kaldırılmaya başlandığını gösteriyor. Beğavî tarafından nakledilen ‘İkrime’nin ve ayrıca Râzî’nin yorumu. Fekku rakabe ibaresi, alternatif olarak, “insanoğlunu boyunduruklarından kurtarmak” şeklinde de anlaşılır.
Raqabe kelimesi klasik kölelik kavramı dışında kişinin hürriyetini kısıtlayan bütün boyunduruk altına alma işlemlerini de içeren bir kelimedir. Raqabe, klasik kölelik kavramını yani kişinin bir başkasını malı gibi alıp satması dışında başka kölelik kavramlarını da içine alan bir kelimedir.
Mesela İngilizce bonded labor olarak geçen kölelik şeklidir. Burada kişi kendini bir para karşılığı rehin verir. Bu hizmet parayı geri ödeyinceye kadar devam eder. Belirli bir süresi yoktur. Borç nesilden nesile devam eder. Çocuklar özgür olabilmek için bu parayı ödemek zorundadır. Günümüz dünyasında en çok görülen kölelik türüdür. Güney Asya’da oldukça yaygındır.
Başka çeşit bir kölelik türü de zorunlu işçiliktir. Bu türde insanlar istekleri dışında zorla, özgürlükleri elinden alınarak çalıştırılır. Bunun en tipik örneği kaçak işçi çalıştırmak ve fuhuş ticaretidir. Bu tip kölelik ise günümüzde Meksika, Tayland, Kamboçya ve Brezilya gibi ülkelerde yaygındır.
Diğer bir kölelik türü ise istek dışı evliliklerdir. Bu evlilikte eşlerden biri veya her ikisi istekleri dışında evlendirilmektedir. Bu da bizim ülkemiz dâhil birçok ülkede yaygındır.
Raqabe kelimesi “beklenti ile gözleyen ve boyunduruk altında olan” anlamına gelmesi bugün kredi borcunu ödeyemeyen insanların borçtan kurtulmasının köle azat etmekle aynı anlama geleceğini de düşündürmektedir. Ya da icrada olan bu nedenle hapse giren insanların da kurtarılmasının köle azat etmek gibi olduğunu düşündürmektedir. Daha evrensel düşünürsek Dünyanın herhangi bir yerinde baskı altındaki insanların özgürleştirilmesi de köle azat etmekle aynı anlama gelebilir. (Kuran’da Kölelik - Akevler) Bu nedenle bugün kölelilk yoktur diyerek bunun gibi ayetlerin hükmü de kaldırılmıştır demenin bir anlamı yoktur.
Beled Suresi 17. Ayet Açıklaması
ثُمَّ كَانَ مِنَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا بِالْمَرْحَمَةِۜ
Sonra da iman edip, sabrı ve merhameti birbirine tavsiye edenlerden olmaktır.
Huden li’l-muttakinde (2:2) ifadesini bulan hidayetten önceki takvâ, nasıl “sorumluluk ahlâkıysa”, burada imandan önce sayılanlar da benzer bir hakikatin ifadesidir. Bu davranışlar kişiyi imanın kapısına getirecektir. İşte sarp yokuş budur, işte İman etmiş bir şekilde insanlığın özgürleşmesi için çabalamak yeryüzünde açlıktan ölen tek bir insan kalmayıncaya kadar mücadele etmek ve tüm gücümüzle çağdaşlarımızı buna teşvik temektir. Bu ayetlerde, garibanlarla ilgilenmenin imandan önce geldiğine dikkat çekilmektedir.
Beled 17’deki `summe`, vicdan olmadan iman olamayacağını ifade eder. İmanın sonradan, vicdanınsa önceden oluşuna delalet eder.
Bu ayetler Bakara 2’deki `Bu Kur’an muttakiler için bir hidayettir` ifadesinin tefsiridir adeta. `Hidayetten önceki takva da ne ola ki?` diyenlere, `işte bu!` der gibidir.
Hidayetten önceki takva, sorumluluk ahlakıdır.
`Tıpkı Maun suresinde, ahlaki sorumluluklarını yerine getirmeyen bir vicdansıza Kur’an’ın dediği gibi`sen daha önce kitap nedir iman nedir bilmezdin` diyen Kur’an’ın, aynı Nebi’yi bir başka yerde `sen muhteşem bir ahlaka sahipsin`