MERSED BİN EBİ MERSED EL-ĞANEVÎ (R.A)
Mekke’nin Müslümanlar için adeta daraltıldığı, Kureyş müşriklerinin Allah’a ve O’nun Resûlü’ne (ﷺ) iman eden her canın peşine düştüğü, baskı ve zulmün kol gezdiği o çetin günlerdeydi...
Yüreği cesaret ve imanla dolu bir yiğit vardı: Mersed bin Ebî Mersed el-Ganevî (r.a.). Hayatını hiçe sayarak Mekke’de mahsur kalan, hicret etmek isteyipte hicret etmeye gücü yetmeyen zayıf ve kimsesiz kardeşlerini kurtarmak için tehlikeli bir misyon üstlenmişti. Gece karanlığını bir zırh gibi kuşanıp Mekke’ye gizlice girer, zincire vurulmuş ya da çaresiz kalmış Müslümanları sırtlanır, gecenin koyuluğunda şehirden çıkararak Medine’nin huzurlu iklimine ulaştırırdı. Yakalanması durumunda göreceği işkence ve ölüm, kurtulma ihtimalinden çok daha yakındı ama o bu bu mübarek insan kaçırma vazifesinden asla vazgeçmiyordu.
Yine böyle tehlikelerle dolu bir gecede, görevini başarıyla tamamladıktan sonra Mekke civarından geçiyordu. Tam o esnada, Cahiliye döneminden tanıdığı Anâk adında bir kadın onu fark etti.
Kadının gözü Mersed’e ilişince şaşkınlık ve sevinçle haykırdı:
— "Ey Mersed!"
Mersed sesin geldiği yöne döndü; kadını tanıdı. Anâk ona doğru yaklaştı, geçmiş günlerin arzusuyla fısıldadı:
— "Bu gece bizim yanımızda kalmaz mısın?"
Fakat Anâk’ın karşısındaki adam, artık eski Mersed değildi. O kalp, İslam’ın nuruyla dolmuş, imanın izzetiyle yoğrulmuştu. Hiç tereddüt etmeden, kararlı ve vakur bir sesle cevap verdi:
— "Ey Anâk! Allah zinayı haram kılmıştır."
Arzuladığı reddi alan kadının içini bir anda öfke ve kin kapladı. Gururu kırılan Anâk, avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı:
— "Ey çadır sakinleri! Bu adam, esirlerinizi Medine’ye kaçıran Mersed’dir!"
Bir anda gecenin sessizliği bozuldu. Kureyşli erkekler silahlanıp Mersed’in peşine düştü. Mersed, Mekke’nin sarp dağ patikalarında ve dar kayalıklarında yıldırım gibi koşarak bir mağaraya sığındı ve karanlığın koyuluğuna gizlendi.
Onu takip edenler mağaranın kapısına kadar geldiler; hatta tam tepesinde durup etrafı taramaya başladılar. Mersed o dehşet anını daha sonra şöyle anlatacaktı:
“Öyle ki, içlerinden biri sadece ayaklarının dibine baksa beni kesinlikle görecekti…”
Ancak Sevr Mağarası’nda Resulünü (ﷺ) koruyan yüce kudret, O’nun sadık sahabesini de yalnız bırakmadı. Gözleri kör eden bir ilahi perde ile Mekkeliler elleri boş döndü. Mersed, Allah’ın yardımıyla bu büyük tehlikeden kurtuldu.
Aradığı Müslüman kardeşiyle yeniden buluştu, onu sırtlayıp Medine’ye, Peygamber kucağına kadar güvenle taşıdı.
Medine’ye vardığında, yüreğinin bir köşesinde kalan o soruyu Allah Resûlü’ne (ﷺ) açmaktan çekinmedi:
— "Ya Resûlallah! Anâk ile evlenebilir miyim?"
Allah Resûlü (ﷺ) bir süre sessiz kaldı, cevap vermedi. Derken şu ayet-i kerime nazil oldu:
﴿ الزَّانِي لَا يَنْكِحُ إِلَّا زَانِيَةً أَوْ مُشْرِكَةً وَالزَّانِيَةُ لَا يَنْكِحُهَا إِلَّا زَانٍ أَوْ مُشْرِكٌ وَحُرِّمَ ذَٰلِكَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ ﴾
“Zina eden erkek, ancak zina eden veya müşrik olan bir kadınla evlenebilir. Zina eden kadınla da ancak zina eden veya müşrik olan bir erkek evlenebilir. Bu, müminlere haram kılınmıştır.” (Nûr Suresi, 3)
Resûlullah (ﷺ) bu ayeti Mersed’e okudu ve ardından kesin hükmü bildirdi:
— "Onunla evlenme."
Mersed (r.a.) tek bir an bile duraksamadı; ne bir itirazda bulundu ne de nefsine bir kaçış yolu aradı. Rabbinin ve Resûlü’nün emirlerini, kendi arzu ve isteklerinin üstünde tuttu. Gönül rahatlığı ve tam bir teslimiyetle "İşittim ve itaat ettim" dedi.
Mersed bin Ebî Mersed’in bu destansı duruşu bizlere unutulmaz bir ders bırakmıştır: Mümin, nefsine cazip gelen bir arzu ile Allah’ın emri arasında kaldığında, gözünü kırpmadan Rabbinin rızasını seçen kimsedir. Çünkü bilir ki hakiki hayır ancak Allah’ın seçtiğindedir ve kim Allah için bir şeyi terk ederse, Allah ona mutlaka çok daha hayırlısını ihsan eder.
Allah Mersed bin Ebî Mersed’den ve Bütün Ashâb-ı Kirâm’dan razı olsun.
اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ
(Âlemlerin sevgilisi Hazreti Muhammed’e, âline ve ashâbına salât ve selam olsun.)
Hazırlayan:
Abdülhamid Doğan