Sultanhisar
Sultanhisar, Ege Bölgesi'nde Aydın iline bağlı bir ilçedir. İlçenin yüzölçümü 220 km²dir. Sultanhisar ilçesinin 2025 yılındaki nüfusu 19.791, deniz seviyesinden yüksekliği ise 89 metredir. Sultanhisar'ın ilk kurulduğu yer İlçe merkezinin 3 km kuzeyindeki Nysa Antik Kentidir.
Sultanhisar, 1958 yılına kadar Nazilli ilçesine bağlı bir bucak idi. 1958 yılında ilçe olmuştur. Sultanhisar 1270 yılında Selçuklu Hanedanı tarafından kurulmuş bir kültür merkezidir. 1425 yılında Osmanlı İmparatorluğu hakimiyeti altına girmiştir. Aydın Bey'in kızlarından Nilüfer Sultan'ın hisarıdır. Şehir onun eseri olup kasaba ismini böylece Sultanhisar olarak almıştır.
Sultanhisar'ın, Yunan işgali sırasında 52 sakini katledilmiştir. 1922 Eylül'ünde geri çekilen Yunan kuvvetleri tarafından 22 hanesi yakılmıştır ve 4 sakini katledilmiş ve 12 sakini de Girit ve Atina hapishanelerine esir götürülmüştür.
İlçenin sanayisi tarıma dayalıdır. Bunlar zeytinyağı fabrikaları, pamuk çırçır fabrikaları, tarım ürünleri mumlama ve paketleme tesisi ve incir işletmeleridir. İlçede yetiştirilen belli başlı ürünler; Akdeniz Bölgesi ve Ege Bölgesi'nin özelliklerini taşıyan zeytin, kestane, incir, üzüm, narenciye, pamuk ve çilektir. Özellikle çilek üretiminin yaygındır.
Aydın Nysa Antik Kenti, Sultanhisar / Aydın (MÖ 3.Yüzyıl)
Menderes Nysası, Aydın ilinin Sultanhisar ilçesi sınırlarında yer alan bir antik kent örenidir.
Aydın’ın tarihi mirasını önemli ölçüde yansıtan Nysa Antik Kenti’nin geçmişi M.Ö. 3’üncü yüzyıla kadar uzanıyor. Zamanında Karia’nın en önemli kentlerinden biri olarak öne çıkan Nysa’nın kuruluşunda özellikle I. Antiokhos Soter ‘in ciddi bir etkisi bulunuyor.
Menderes Nehri’nin kuzeyinde, nehrin oluşturduğu bereketli havzada, Cevizli – Aydın (Messogis) dağlarının güneyindeki korunaklı yamaçta kurulmuş olan Nysa, Roma İmparatorluk Dönemi’nde Asia Eyaleti’nin önemli kentleri arasında yer alır.
Nysa Tiyatrosu, Sultanhisar / Aydın
Yaklaşık 2.100 yıllık Nysa Tiyatrosu, Geç Hellenistik Dönem’de inşa edildi ve Roma Dönemi’nde önemli değişiklikler geçirdi. Kentin kültürel yaşamında önemli bir yere sahip olan tiyatro, zamanla görkemli bir yapıya dönüştü.
MS 178’deki depremden sonra onarılan tiyatro, MS 180–200 yıllarında yeniden düzenlendi. Bu dönemde üç katlı scaenae frons ile zenginleştirilen sahne binası, yapıya anıtsal bir görünüm kazandırdı.
Sahne binası, Dionysos ve tiyatro yaşamıyla ilişkili kabartmalarla süslenmişti. Günümüzde bazı friz ve heykellerin Aydın Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmesi, yapının geçmişteki görkemini anlamamıza yardımcı oluyor.
Gerontikon, Nysa, Sultanhisar / Aydın
Yaklaşık 1.850 yıllık Gerontikon (Yaşlılar Meclisi), Nysa’nın doğusunda, Agoranın kuzeybatısında yer alan önemli bir meclis yapısıydı. MS 2. yüzyılın ortalarında yeniden inşa edilen yapı, kentin siyasi yaşamında önemli bir yere sahipti.
Yapı; anıtsal bir giriş, ön avlu, iki katlı scaenae frons ve yaklaşık 700 kişilik cavea bölümünden oluşuyordu. Geniş oturma alanı, meclis toplantıları, konuşmalar ve çeşitli kamusal etkinlikler için kullanılıyordu.
Gerontikon, Nysalı Sextus Iulius Antoninus Pythodorus tarafından annesinin vasiyeti üzerine yeniden inşa ettirilmişti. Günümüzde büyük bölümü ayakta olmasa da yapının konumu, Nysa’nın siyasi ve kültürel yaşamındaki önemini anlamamızı sağlıyor.
Nysa Agorası, Sultanhisar / Aydın
Yaklaşık 2.075 yıllık Nysa Agorası, kentin ticari yaşamının merkezlerinden biri olarak Geç Hellenistik Dönem’de, yaklaşık MÖ 50 yılında inşa edildi. Geniş pazar alanı, dört tarafını çevreleyen sütunlu portikolarıyla Nysa’nın önemli kamusal alanlarından biriydi.
Agoranın doğu ve kuzey tarafında çift sıra İon, güney ve batı tarafında ise tek sıra Dor sütunları bulunuyordu. Kuzey stoanın arkasındaki üstü örtülü dükkân sırası, yapının yalnızca bir meydan değil, ticari faaliyetlerin de yürütüldüğü bir alan olduğunu gösteriyor.
Nysa Kütüphanesi, Sultanhisar / Aydın
Yaklaşık MS 130 yılında inşa edilen Nysa Kütüphanesi, kentin Roma Dönemi’ndeki önemli yapılarından biriydi. Yaklaşık 25 × 14 metre ölçülerindeki yapı, iki katlı mimarisiyle Nysa’nın anıtsal yapıları arasında yer alıyordu.
Yapının ana mekânında iki kata yerleştirilmiş 16 ahşap kitap rafı bulunuyordu. Kuzey bölümündeki yükseltilmiş platform ise konuşmacılar veya yargıçlar için kullanılıyordu; bu nedenle yapı aynı zamanda bir toplantı ve mahkeme salonu olarak da hizmet veriyordu.
MS 4. yüzyılın sonları veya 5. yüzyılın başlarında onarılan yapı, 6. yüzyılda kamusal kullanımını kaybetti. Yaklaşık MS 900’de güney bölümü şapele dönüştürüldü ve sonraki dönemlerde yapı mezarlık olarak da kullanıldı.
https://www.facebook.com/photo/?fbid=122213537594349073&set=a.122163727364349073
Doğanın Kurallarıyla Yükselen Bir Mühendislik Harikası: Nysa Antik Kenti Tüneli
Binlerce yıl önce doğaya hükmetmek yerine onun kurallarına saygı duyarak inşa edilen Nysa insan zekâsının zamanı aşan izlerini taşımaya devam ediyor. Kentin ortasından geçen derin vadinin üzerine kurulan köprü altı tüneli, aradan geçen binlerce yıla rağmen bugün bile işlevini ilk günkü gibi sürdürüyor. Dağlardan coşkuyla gelen suların kentin içinden güvenle akmasını sağlayan bu tünel sadece bir su tahliye kanalı değil aynı zamanda üstündeki devasa tiyatro meydanını taşıyan muazzam bir alt yapı mühendisliğidir. Yaklaşık 100 metre uzunluğundaki bu yapının başında ve sonunda yükselen köprülerin izleri zamana meydan okurcasına bugün hâlâ belirgindir. Çoğu ziyaretçinin gözden kaçırdığı, tünelin bir noktasındaki "Proulos’un işi buraya kadar" yazıtı ise ustanın kendi eserine bıraktığı kişisel ve mütevazı bir imzadır. Derin bir vadinin iki yakasına kurulan Nysa’da hayatı birleştirmek de yine Roma mühendisliğinin eseriydi. Kentin iki yakası vadi üzerinde yükselen üç ihtişamlı köprüyle birbirine bağlanıyordu.
Priene Antikkenti, Aydın
Dilek Dağları’nın (Mykale) dik kayalık yamaçlarında Hellenistik Dönem'in ızgara şehir planlaması (Hippodamos düzeni) bakımından dünyadaki en kusursuz örneklerinden biridir. Deniz kıyısına bir liman kenti olarak kurulan Priene, Menderes Nehri'nin taşıdığı alüvyonların zamanla denizi doldurması sonucu iç kesimde kalmış ve ticari canlılığını yitirerek terk edilmiştir. Bu izolasyon kentin Roma Dönemi aşırı yapılaşmasının altında ezilmeden Hellenistik karakterini neredeyse tamamen korumasını sağlamıştır. Mimar Pytheos tarafından tasarlanan Athena Polias Tapınağı kentin en yüksek ve gösterişli noktasında yükselirken Ion mimarisinin klasikleri arasında kabul edilen bu yapının finansmanına Büyük İskender de katılmış ve ithaf kitabesi kentin tarihsel önemini perçinlemiştir. Yaklaşık beş bin kişilik kapasitesiyle doğayla iç içe tasarlanmış tiyatrosu, kamu binalarının toplandığı Agora, meclis binası (bouleuterion), gymnasium ve konut alanları kayalık araziye teraslar halinde muazzam bir mühendislik zekasıyla yerleştirilmiştir. Sokakların birbirini dik kestiği ve eğimli arazi nedeniyle sıkça merdivenlerle bağlandığı kent tasarımı bugüne ışık olmaktadır.
Kaynak: Derinlerdekitarih sayfası
Priene Athena Polias Tapınağı
Mykale Dağı’nın güney eteklerine sırtını dayayıp Menderes Ovası’na tepeden bakan o sarp terasta taşın akılla ve ruhla buluştuğu en zarif duraktır. Yüce dağın heybetiyle ovaya açılan sonsuz ufuk arasında rüzgârın ve zamanın ortasında tek başına bir hafıza gibi duran bu yapı antik dünyanın en etkileyici ibadethanelerinden biridir. MÖ 4. yüzyılda Halikarnas Mozolesi’nin de mimarı olan Pytheos’un elinde şekillenen tapınak tesadüflere yer vermeyen katı bir matematiğin ve kusursuz bir estetiğin ürünüdür. Pytheos, Mykale’nin eteklerindeki bu kente öyle bir nizam getirmiştir ki sütunların oranından taşların dizilimine kadar her ayrıntıyı ince bir matematikle dokumuş yapı çağlar boyunca Ion mimarisinin nirengi noktası kabul edilmiştir. MÖ 334’te Doğu seferine çıkan Büyük İskender dahi Priene’ye geldiğinde bu sarsıcı zarafetin önünde durmuş yapının tamamlanması için gücünü sunup adını o ak mermerlere kazıtmıştır. Birçok antik yapıda olduğu gibi tek parça mermer yerine üst üste bindirilen tambur bloklarla yükselen bu sütunlar, yüzyıllar içinde Büyük Menderes fay hattının yarattığı depremlerle devrilmiştir. Mykale’den ovaya doğru süzülen rüzgârda duran o sütunlar taş kabartmalardaki kadim anlatılar ve zamana direnen teras insanın fani ömrüne karşılık taşa kazıdığı ölümsüz bir dize gibi durmaya devam eder.