Garanik olayı -1
Garanik; Sözlükte “beyaz su kuşu, kuğu, turna; beyaz tenli genç ve güzel kız” anlamlarına gelen gurnûḳ (gırnîḳ) kelimesinin çoğuludur. İbnü’l-Kelbî ile Yâkūt el-Hamevî’nin belirttiklerine göre Kureyş kabilesi mensupları putlarının Allah’ın kızları olduğuna inanır ve Kâbe’yi tavaf ederken, “Lât, Uzzâ ve diğer üçüncüsü Menât hürmetine, çünkü bu üçü ulu kuğulardır ve şüphesiz şefaatleri umulan varlıklardır” diyerek onları yüksekte uçan kuşlara benzetirlerdi (Kitâbü’l-Esnâm, s. 13; Muʿcemü’l-büldân, IV, 116). Meleklerin Allah’ın kızları olduğuna inanan Kureyşliler’in, putlarını genç ve güzel kızlara benzetmiş olmaları da mümkündür.
İslâm literatüründe garânîk;
Hz. Peygamber’in müşriklerin gönlünü İslâm’a ısındırmayı arzu ettiği bir sırada, şeytanın telkiniyle vahiylere Allah kelâmı olmayan bazı sözler karıştırdığını ve daha sonra Cebrâil’in ikazıyla bundan vazgeçtiğini iddia eden rivayetler münasebetiyle kullanılmış ve daha çok Necm sûresiyle (53/19-20) Hac sûresindeki (22/52-54) âyetlerin nâzil oluşuna ilişkin tartışmalara konu olmuştur.
Garânîkle ilgili ilk rivayet erken devir siyer yazarlarından İbn İshak’a aittir. Onun, Habeşistan’a hicret eden müslümanların Mekke’ye dönüşlerinden söz ederken naklettiğine göre Resûl-i Ekrem kendisine nazil olan Necm sûresini okumaya başlamış, yanında bulunan müslüman-müşrik herkes onu dikkatle dinlemiş, fakat, “Gördünüz mü Lât ile Uzzâ’yı” (53/19) meâlindeki âyete geldiğinde şeytan, “Andolsun ki bizi Allah’a yaklaştırmaları için onlara tapıyoruz” (والله لنعبدهنّ ليقربونا إلى الله زلفى) şeklindeki bir cümleyi araya sokunca Hz. Peygamber, secde etmeyi emreden âyet gereği secde etmiş, müşrikler de onunla birlikte secdeye kapanmışlar; aş.bk.). Şeytan ise âyet diye kattığı ibareyi müşriklere öğretmiş ve onlar tarafından durmadan tekrar edilmesini sağlamış. Bu durum Hz. Peygamber’i çok üzmüş; Cebrâil gelince söz konusu ibareyi ve onunla ilgili olarak aldığı tepkileri anlatmış, Cebrâil de bu ibarenin sorumluluğunu taşımadığını belirterek Allah’tan getirmediği metinleri insanlara okuduğunu ifade etmiş. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem’i korku ve telâş almış. Bu sırada onu teselli etmek için şu âyet nâzil olmuş: “Biz senden önce hiçbir resul ve nebî göndermedik ki o, vahyedilenleri okuduğu zaman şeytan okuduklarına bir şey karıştırmış olmasın. Ancak Allah şeytanın karıştırdıklarını iptal eder, kendi âyetlerini de sağlamlaştırır. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir” (el-Hac 22/52). Mekke müşriklerinin Resûlullah’la birlikte secde ettikleri haberi Habeşistan’a ulaşınca oradaki müslümanlar veya içlerinden bir grup, bundan müşriklerin müslüman olduğu sonucunu çıkararak Mekke’ye dönmeye karar vermiş. Ancak şehre yaklaştıkları sırada durumdan haberdar olmuşlarsa da geri dönmeyi göze alamayıp herkes bir müşrikin himayesini bularak Mekke’ye girebilmişler (es-Sîre, s. 157-158).
Garânîk hadisesi ile ilgili ilk kaynaklar III. (IX.) yüzyılda yazılmıştır. Bunların başında Vâkıdî ile İbn Sa‘d’ın eserleri gelir.
Hz. Peygamber Bir gün Kâbe’nin civarında Kureyşliler’le birlikte otururken Necm sûresini okumaya başlamış, 19-20. âyetlerine gelince şeytan 20. âyetin devamı gibi, “İşte onlar ulu kuğulardır (garânîk), şüphesiz ki şefaatleri umulmaktadır” (تلك الغرانيق العلى ، وإن شفاعتهن لترتجى) anlamında bir metni Resûl-i Ekrem’e okutmuş, Resûl-i Ekrem okumaya devam edip sûreyi bitirince sonundaki secde âyetinden dolayı secde etmiş, kavmi de kendisine uyarak secdeye kapanmış; yaşlı olduğu için eğilemeyen Velîd b. Mugīre veya Saîd b. Âs (yahut her ikisi) bir avuç toprağı alnına getirip secdeyi yerine getirmiş. Hz. Peygamber’in garânîkten söz etmesi Kureyşliler’i memnun etmiş.
Âlimlerin görüşleri :
1. Garânîk hadisesi doğru olup Hz. Peygamber şeytanın telkini ve müdahalesiyle putların şefaatçi olacağını ifade eden iki cümleyi yanılarak âyet diye okumuş, daha sonra bu cümleler Allah tarafından neshedilmiş ve bunun şeytanın Peygamber’i yanıltmasının bir sonucu olduğu bildirilmiştir. Başta Taberî olmak üzere Zemahşerî, İbn Atıyye el-Endelüsî, İbn Teymiyye, İbrâhim el-Kûrânî, Ferîd Vecdî, Râsim Avni Efendi, Mahmud Esad Efendi, Muhammed Hamîdullah gibi bir kısım eski ve yeni âlim bu gruba dahildir. Zemahşerî bunun, Hz. Peygamber’in çevresindeki insanları deneyip gerçek müminlerle münafıkları ayırt etmesi için vuku bulduğunu söyler (el-Keşşâf, III, 19). İbn Teymiyye ile İbrâhim el-Kûrânî, garânîk hadisesinin Resûl-i Ekrem’in ismet sıfatıyla ilgili bir mesele olduğunu kabul ederler. İbn Teymiyye’ye göre peygamberin vahiyleri tebliğ ederken Allah’ın sonradan düzeltmesi şartına bağlı olarak hataya düşmesi mümkündür. Nitekim Selef âlimleri garânîkle ilgili rivayeti doğru sayarak nakletmişlerdir.
2. Garânîk meselesinin bir aslı bulunmakla birlikte konuyla ilgili rivayetlerin hepsi doğru ve güvenilir olmadığından hadise tutarlı bir şekilde te’vil edilmelidir. Ferrâ el-Begavî, Kastallânî, İbn Hacer el-Askalânî, Ebü’l-Fidâ, İbn Kesîr, Süyûtî gibi âlimler bu görüştedir.
3. Garânîkle ilgili rivayetler asılsızdır ve bunların tamamı uydurmadır. Başta Ebû Mansûr el-Mâtürîdî olmak üzere Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, Kādî İyâz, Fahreddin er-Râzî, Kurtubî, Kirmânî, Aynî, Şevkânî, Şehâbeddin Mahmûd el-Âlûsî, Muhammed Abduh gibi âlimlerin çoğu bu görüştedir.
Kaynak : TDV Ansiklopedisi "Garanik" maddesi. 1996 İstanbul baskı TDV İslâm Ansiklopedisi 13.cild, s.361-366.
Müsned, I, 388.
Dârimî, “Ṣalât”, 160.
Buhârî, “Tefsîrü’l-Ḳurʾân”, 53/4.
Müslim, “Mesâcid”, 105.
İbn İshak, es-Sîre, s. 157-158.
İbnü’l-Kelbî, Kitâbü’l-Esnâm, s. 13.
İbn Hişâm, es-Sîre2, II, 364.
İbn Sa‘d, eṭ-Ṭabaḳāt, I, 205-206.
Taberî, Câmiʿu’l-beyân, XVII, 130-134.
Zemahşerî, el-Keşşâf (Kahire), III, 19.
Beyhaki Delâʾilü’n-nübüvve.
İbnü’l-Arabî, Aḥkâmü’l-Ḳurʾân,III,1290-03
İbn Teymiyye, Mecmûʿu fetâvâ, X, 290.