90. Beled 13. Ayet - KUR’AN KÖLE VE CARİYELİĞİ KALDIRMIŞTIR
Doktor Zeki Bayraktar hocadan :
KUR’AN KÖLE VE CARİYELİĞİ KALDIRMIŞTIR. AKSİ BEYANLAR KUR’ANA İFTİRADIR…
.
Kur’anın iftiraya uğradığı konulardan biri de köle ve cariyelik mevzusudur. Oysa Kur’an, hem insanlık tarihi kadar eski hem de kabile savaşları nedeniyle Cahiliye-Arap örfünde yaygın olan bu uygulamaları çok net bir şekilde sonlandırmıştır. Ne var ki Resulullahın vefatından sonra –özellikle de 4 halifeden sonra- birçok konuda olduğu gibi bu cahiliye örfü de günahkâr Müslümanlar tarafından yeniden hortlatılmıştır. Ve bu süreçte üretilen rivayetler sayesinde konu Kur’ana da mal edilmiştir. Şöyle ki;
.
Kur’an daha risaletin hemen başlarında hedefini ilan ediyor; FEKKU RAQABE’ (90/13);
13-16. O (sarp yokuş), köle azat etmek yahut bir kıtlık gününde akrabası olan bir yetimi yahut âcizlik ve çaresizlik içinde kalmış bir yoksulu doyurmaktır.
.
FEKK, ‘’mühür fekki yapıldı’’ ifadesinde olduğu gibi ‘’parçalamak, dağıtmak, sökmek’’ manasında dilimizde de kullanılıyor. RAQABE ise kölelik de dahil her türlü boyunduruğu ifade eden –özgürlüğün zıddı olan- bir kelime; Yani FEKKU RAQABE, köleliği dağıt, her türlü boyunduruğu kaldır, herkesi özgürleştir… demek;
.
‘’Ona (insana) apaçık iki yol gösterdik. Ama o zor olanı göze alamadı. Zor olan (a’kabe) nedir, biliyor musun? FEKKU RAQABE/hürriyetini kaybedeni özgürleştirmektir. Veya kıtlık gününde yedirmektir. Veya yakınındaki bir yetimi (okşamak) veya açlıktan sürüneni doyurmaktır…’’ (Beled, 90/10-16)
.
Evet, Kur’an daha ilk başlardan itibaren hedefini bu şekilde göstermiştir. Daha sonra da hürriyetini kaybeden, boyunduruk altında olanları (fir-riqabi) özgürleştirmenin efdaliyetini bildiren (müminleri buna teşvik eden) ayetler nazil olmuş ve nihayetinde de Muhammed 4 ayeti ile savaş esirlerinin köle ve cariye edinilmesi yasaklanmıştır;
.
‘‘(Savaşta) Kâfirler ile karşılaştığınızda onları yere serinceye kadar boyunlarını vurun. Sonra –esirlerin- bağını sıkı tutun. Arkasından da onları karşılıklı veya karşılıksız olarak serbest bırakın. Savaş, ağırlıklarını bırakıncaya kadar böyle yapın.’’ (Muhammed 47/4)
.
Görüldüğü üzere bu ayetteki esirler kâfirlerdir. Yani klasik (geleneksel) algıya göre erkekleri köle, kadınları da cariye edinilecek olan esirlerdir! Ama onlar bile fidye ile veya fidyesiz eninde sonunda bırakılacaktır. Köle veya cariye edinilmeyecektir. Bu ayetten sonra bir müminin savaş esirini köle ve cariye edinmesi asla mümkün değildir. Nitekim Nebimiz de en şiddetli ihtarı bu konuda almıştır;
.
‘’Hiçbir Nebi, savaş meydanında düşmanı iyice yere sermeden esir alamaz. Siz hemen ele geçecek dünya malını(fidyeleri) istiyorsunuz. Allah ise sizin için ahireti istiyor. Allah güçlüdür, doğru karar verir. Allah’ın bir yazgısı bulunmasaydı aldığınız esirlerden dolayı size ağır bir azap dokunacaktı” (Enfal, 6/67,68)
.
Muhammed 4 ayeti bu ayetlerden önce mi gelmişti yoksa sonra mı bilemeyiz, ama kesin olan şu ki, Kur’an, bu ayetlerle köle ve cariye edinmenin kaynağını kurutmuş, köle ve cariye edinmenin yolunu kapatmıştı. Nitekim tarihsel bilgiler de Nebimizin başta Bedir esirleri olmak üzere tüm esirleri -zengin olanlardan fidye alarak, bazılarını mübadele ederek, bazılarını Müslümanlara okuma yazma öğretme şartı ile ve bazılarını da karşılıksız olarak- serbest bıraktığını göstermektedir.
.
Peki, kabile savaşlarından beri var olan mevcut köle stoku ne olacak?
Kur’an bunun için 2 şey yapabilirdi; Ya ‘’tüm köle ve cariyeler hemen serbest bırakılacak’’ diyecekti ya da bunları belli bir süreç içerinde özgürleştirerek hem onları hem toplumu rehabilite etmiş ve böylece hepsini topluma kazandırmış olacaktı. Ve tabi ki de ikincisini yaptı. Çünkü ilk seçenekte evsiz-barksız olan, yıllarca (belki 5, belki 10, belki de 20-30 senedir) ailesinden uzak bulunan, hatta onların nerede olduklarını bile bilmeyen ve şimdiye kadar da içinde bulundukları evde yiyen-içen/barınan bu insanlar birden sokağa atılmış ve böylece açlığa, suça, fuhşa vs sürüklenmiş olurdu. Bu yüzden Kur’an;
.
1)Önce FEKKU RAQABE’ ifadesi ile hedefini ilan etti(90/13),
2)Ardından esirlerin köle ve cariye edinilmesini yasakladı, yani kaynağını kuruttu(47/4),
3)Mevcut stokları eritmek için de muhtelif formüller devreye soktu;
4)Mesela muhtelif günahları işleyen müminlere ‘’TAHRİRU RAQABE’’ ifadesi ile köle azad etmeyi -onların hürriyete kavuşturulmasını- emretti (4/92;5/89;58/3),
5)Boyunduruk altında olanları (FİR-RİKAB) zekat verilebilecek 8 sınıftan biri ilan etti(9/60),
6)Hatta onları infak için öncelikli sınıf ilan etti(2/177),
7)Nur 33 ile MELEKET EYMAN olarak ifade edilen gruba belli bir bedel/mal veya hizmet karşılığında sözleşmelerini fesih hakkı verdi. Yani bunu talep eden için ‘’MÜAKETEBE’’ emredildi. Bazı müfessirler bunun bir tavsiye olduğunu söylese de kölelik ve cariyelik konusunda geleneksel görüşe sahip olan Taberi bile bunun bir farziyyet ifade ettiğini söyler(Taberi, 24/33).
8)Ve en önemlisi artık ABD/köle denmeyen -bazen EME bazen FETEYAT ve bazen de MELEKET EYMAN olarak ifade edilen- bu gruptakiler, muhtelif ayetlerde evlilik için bir seçenek olarak takdim edildi. Evlenmeleri teşvik edildi. Böylece hem özgürleştirilmiş hem de topluma kazandırılmış oldular(2/221;4/25:24/24,32;33/50,52).
.
Tüm bu süreç yaşanırken ‘’Allaha kul olun, hiçbir şeyi O’na şirk koşmayın, anaya-babaya iyilik edin, yakınlara, yetimlere, komşulara ve MA MELEKET EYMAN’a iyi davranın’’(Nisa, 4/36) şeklindeki öncelikli emirler içinde de onlara iyi davranmak emredildi.
.
Yani Kur’an, kölelik ve cariyelik konusundaki hedefini önce ahlaki bir söylemle ilan ederek(90/13) ardından da hukuki(47/4;24/33), ekonomik(2/177;9/60), sosyolojik(4/24,24/24) ve –kefaret gibi- teolojik (4/92;5/89;58/3) düzenlemelerle tamamen bitirdi. Bu Kuran ile sabit iken aslında rivayetler ile de sabittir;
.
Amr İbnu`l-Haris naklediyor:‘’Resulullah(sav) -öldüğü vakit geride- ne dinar, ne dirhem, ne köle, ne cariye ne de başka bir şey bıraktı. Onun bıraktıkları beyaz katırı, silahı ve yakınları için tasadduk ettiği bir tarladan ibaretti.’’ (Buhari, Vesaya 1, Cihad 61, 86, Humus 3, Megazi 83; Nesai, Ahbas 1 [6, 229], Kütub-i sitte, 4751) (köle;abd-cariye;eme)
.
Resulullah böyle yaptı ise –ki bunun aksi düşünülemez- onu takip eden ashabı da böyle yapmış olmalıdır. Dolayısıyla eğer Kuranın/Resulullahın tasfiye ettiği köle ve cariyelik kurumu sonradan tekrar hortlatıldı ise –Muhammed 4 ayeti orada durduğu sürece- bu herhalde Kur’anın değil Kur’ana inandığını söyleyen ama onu terk eden Müslümanların problemi olsa gerektir. Zira geçmişten günümüze kadar bu ümmet Kur’anın hangi ilkelerini ayakta tuttu ki köle ve cariyelik konusundaki ilkelerini ayakta tutmuş olsun? Hele ki sultanlar ve fetihler döneminde sınırsız bir cariyelik/odalık fırsatı yakalanmışken!!!
.
ESİR KADINLARLA (CARİYE!) NİKAHSIZ İLİŞKİ KURULABİLİR Mİ?
.
Asla. Kur’an buna asla cevaz vermiyor. Ama Kur’andaki ABD, EME, RAQABE’, MELEKET EYMÂN, FETEYAT kelimelerinin hepsini birden –birçok konuda olduğu gibi- KÖLE/CARİYE diye çevirdiğimiz zaman Kur’anın sistematiğini çökerttiğimiz için bunu net göremiyoruz. Hatta Kurana dilediğimizi söyletiyoruz. Oysa bunların içinde karşılığı KÖLE olan tek kelime ABD’dir. CARİYE ise CRY kökünden gelen Arapça bir kelime olmasına rağmen Kur’anda zaten hiç yoktur.
.
CARİYE diye çevrilen ve nikahsız ilişki kurulabileceği söylenen (hem de limitsiz sayıda olabilen) kelime MELEKET EYMAN’dır. EYMAN, yemin kelimesinin çoğuludur. MELEKET EYMAN ise, köle ve nikahlı eşler de dahil olmak üzere meşru yolla sahip olunan tüm milk-i yemini ifade eder. Dolayısıyla bazı ayetlerde köle ve cariye diye ifade edilen erkek veya kadınları bazı ayetlerde ise nikahlı eşleri ifade eder(bu izah edilecek). Ama en önemlisi nikahsız ilişki için cevaz veriyor denen ayetlerin hepsinde bu ifade VE bağlacından sonra değil EV/VEYA edatından sonra gelir. Bunun ne kadar önemli/kritik bir fark olduğu birazdan görülecektir. Şimdi bunlarla neden nikahsız ilişki kurulamayacağını bazı örnek ayetler üzerinden izah etmeye çalışalım;
.
Nur 58’de MELEKET EYMAN için ‘’şu üç vakitte; sabah namazından önce, öğlen dinlenmesinde elbisenizi çıkarınca ve bir de yatsı namazından sonra yanınıza girerken sizden izin istesinler, bunlar sizin çıplak olabileceğiniz üç vakittir’’ deniyor. Bunlar eğer efendileri ile nikâhsız olarak ilişkiye girilebilen cariyeler ise zaten o efendisini, efendisi de onu çıplak olarak görüyor, görebilir demektir. O halde neden böyle bir uyarıya gerek duyuldu ki? Demek ki çıplak görmemeli, göremez.
.
Ahzab 50’de Nebimizin evlenebileceği kadınlar; 1)mehir verdiğin eşlerin, 2)MELEKET YEMİNUKE, 3)amca kızları, 4)dayı kızları, 5)hala kızları … şeklinde sıralanır. Yani MELEKET YEMİNUKE evlenilmesi helal olan (evlenilebilecek) bir grup olarak sayılıyor. Ama daha da önemlisi hemen sonrasındaki (Ahzab 33/52’de) gelen şu ifadelerdir;
.
‘’Artık bundan sonra bu gruptaki kadınlar haricinde başka bir kadın ile evlenmen veya bir eşini boşayıp onun yerine başka bir kadını nikahlaman(değiştirmen) helal değildir, velev ki güzelliği hoşuna giden bir kadın olsa bile, ancak MA MELEKET YEMİNUKE hariç (onlarla evlenebilirsin)(Ahzab, 33/52).
.
Görüldüğü üzere MA MELEKET YEMİNUKE evlenilebilecek kadınlar olarak sayılıyor. Ve hatta ‘’artık bundan sonra sadece onlarla evlilik yapabilirsin, başka bir kadınla güzelliği hoşuna gitse bile evlenemezsin’’ deniyor. Eğer bunlar odalık olarak kullanılabilen cariyeler ise ve bunlarla nikâhsız olarak ilişki kurulabiliyorsa ve sayısız olarak da cariye edinmek mümkün ise, bunlarla niye evlenilsin ki?
.
Allah Teala burada Nebi ile evlenme arzusu yaşayan (ve bu amaçla Nebiye baskı oluşturabilecek) kadınların önünü/beklentilerini keserken evlilik ihtimalini sadece onlar için açık tutuyor. Çünkü onlar için işleyen bir süreç var. Ve bu hak yalnızca onlara tanınıyor(bu Nebiye değil onlara tanınan bir hak). Ki özgürleştirme ve topluma kazandırma süreci aksamasın.
.
Nisa 25’te ise MELEKET EYMAN’dan olan FETEYAT ile zinadan uzak durmaları ve gizli dost edinmemeleri şartıyla –ehlinden izin alarak- onlarla nikahlanın deniyor. Eğer bu nikahı sahibi kıyacaksa onunla dilediği şekilde ilişki kurabilen biri bu nikahı niye kıysın? Yok başkası kıyacak ise –ve sahibi ile ilişki kuruyorsa- böyle bir durumda iffet ve namus şartından bahsedilebilir mi?
.
Ama asıl önemlisi şudur: Malum, boşanan bir kadının başka bir erkekle evlenebilmesi için belli bir süre iddet beklemesi gerekir. Bu Kuranın çok açık bir hükmüdür. Hatta Kuran bu konuda -kocası ölen kadınlar(2/234), adetten kesilen kadınlar(65/4), hamileler(65/4), adet görmeyen kadınlar(65/4) ve nikah kıyıldığı halde zifafa girilmeyen kadınların (33/49) iddeti gibi bir çok detay bildirir. Çünkü iddet nesli/nesebi de ilgilendiren ciddi bir konudur. Bu durumda eğer cariye diye çevrilen MELEKET EYMAN veya EETEYAT, efendileri ile cinsel ilişki kurabilen kadınlar ise onlarla nikahlanmayı tavsiye eden ayetlerde mutlaka iddetten bahsedilmiş olurdu. Aksi halde nesil/nesep karışır. Ama ilgili ayetlerin hiçbirinde böyle bir bilgi yok. Neden? Çünkü onlarla sahiplerinin ilişki kurması Kur’an bağlamında mümkün değil de ondan.
.
Şimdi cariye diye çevrilen MELEKET EYMAN’ın nasıl anlaşılması (tercüme edilmesi) gerektiği konusuna gelirsek, bunu da şu ayet üzerinden izah edelim;
.
‘’Şu bir gerçek ki mü'minler umduklarına kavuşacaklardır. Onlar ki salatlarında huşu içindedirler.
Boş sözlerden kaçınırlar. Zekât için çalışırlar. Ferclerini/iffetlerini korurlar. Ancak EŞLERİ yani MA MELEKET EYMANUHUM-MEŞRU ŞEKİLDE MALİK OLDUKLARI hariç, bunun için kınanmazlar. Kim bunun ötesini ararsa işte onlar sınırı aşanlardır…’’(Mü’minun, 23/1-7)
.
Bu pasajın 6. ayetindeki ‘’İllâ ‘alâ ezvâcihim ev mâ meleket eymânuhum...’’ ifadesini ‘’eşleri veya malik oldukları’’ şeklinde değil –mecburen- ‘’eşleri yani meşru şekilde malik oldukları’’ şeklinde çevirdik. Neden? Çünkü bu bir zorunluluktur. Sadece lafızdaki EV edatı VEYA manasına geldiği için değil, bağlam bunu mecbur kıldığı için. Zira bu pasajın konusu (1.-12. ayetler) erkek-kadın ayırt edilmeksizin tüm müminlerdir. Nitekim 6. ayetteki EZVAC kelimesi de hem erkek hem kadın eşi yani karı-kocayı ifade eder. Benzer şekilde MELEKET EYMAN ifadesi de MEŞRU ŞEKİLDE MALİK OLUNAN KARI VEYA KOCAYI ifade eder. Eğer bu böyle kabul edilmez ve klasik anlayıştaki gibi köle olarak algılanırsa ve de o doğrultuda mana verilirse, ayet, –hem erkek hem kadın köleyi ifade edeceğinden- ‘’Evli kadınlar eşleri veya sahibi bulundukları erkek köleleri ile cinsel ilişkiye girebilirler, bundan dolayı kınanmazlar’’ demiş olur. Bunu hiç kimse diyemediği için (çünkü fıtrata ve diğer ayetlere aykırıdır) klasik anlayıştaki müfessirler bu ayeti tefsir ederken kıvranıp dururlar! Çünkü klasik anlayışa göre lafız ancak böyle tercüme edilebilir. Ama bunun doğru olmadığını bildikleri ama görüşlerini de terk edemedikleri için kıvranıp dururlar!
.
Nitekim Kurtubî, İbnu’l-Arabî’den yaptığı nakille bu ayetlerin Kur’anın garip (farklı) üslûplarından olduğunu, her ne kadar konusu erkek-kadın tüm müminler için umumî ise de sadece 6. ayetin erkekleri kast etiğini aksi halde kadınların ırzlarını korumuş olamayacağını vs söyledikten sonra kölesi ile –onu azad etmeden önce ve sonra- evlenen/ilişkiye giren kadının hükmünü vs tartışır (bu konuda ilginç açıklamalar yapara) ve sonra da konuyu ilginç bir şekilde istimnaya (mastürbasyona) getirir. Ve onunla ilgili –ayetle bağlantısız- bazı izahlarda bulunur. Daha sonra da Ferra’dan şu nakli yapar; ‘’Eşlerine’’ el-Ferrâ dedi ki: Yüce Allah’ın kendilerine helal kılmış olduğu zevcelerinden anlamındadır. Yani onları bırakıp, haram olana yaklaşmazlar; ‘’Yahut sağ elleriyle sahip olduklarına karşı müstesna’’ anlamındaki buyruk, ‘’eşlerine’’ lafzına atfedilmiş olarak cer mahallindedir, ‘’Ma’; masdariyedir.’’ Yani lafı evirip çevirdikten sonra gerçeği nakil yoluyla da olsa beyan/itiraf etmiş olur (Kurtubî, 23/6).
.
Razî ise lafı Kurtubî gibi fazla dolaştırmadan Zemahşerî’den içinde klasik görüşlerin de yer aldığı 3 görüş nakleder. Naklettiği 3. görüş şöyledir; ‘’Alâ harf-i cerrinin mutaallakı, hâfızûn kelimesidir. (Yani “Onlar, ancak zevcelerine devam ederler” manasında.)’’ Razî Zemahşerîden bu nakli yaptıktan sonra hiçbir itiraz yöneltmeden başka bir başlık açarak bu bahsi kapatır. Yani kısmen daha objektif davranır(Razî, 23/6).
.
Özetle Kur’an, birçok konuda olduğu gibi köle ve cariye konusunda da –bize göre- iftiraya uğramıştır. Elbette ki Kur’anın benim yaptığım bu savunmalara ihtiyacı yoktur. Çünkü hakikat er ya da geç ortaya çıkar, çıkacaktır. Ama Rabbim bunu sorarsa mazeretim olsun diye benim buna ihtiyacım olabilir. Yoksa dileyen dilediği gibi inanmakta özgürdür;
.
İçlerinden bir grup şöyle demişti; “Allah’ın helak edeceği veya ağır azaba uğratacağı bir topluluğa ne diye öğüt verip duruyorsunuz?” Dediler ki “Rabbinize karşı bir mazaretimiz olsun diye, hem belki sakınırlar da...”(A’raf, 7/164)