4. Nisa 34. Ayet - Darabe fiili - Kuran'a Göre Kadın Asla Dövülmez
Kur-an, "Kadınları Dövün" Mü Diyor?
Kuran'a Göre Kadın Asla Dövülmez“Onları çıkarın” ya da “ayrılın” ifadesini, çoğu çevirmenler “dövün” diye çevirmişlerdir. Dilimize “dövün” diye aktardıkları “darabe” sözcüğü, Kuran’da 58 yerde geçer ve bağlamına göre farklı anlamlara gelir.
Seyahat etmek, dışarı çıkarmak: (Bakara Suresi, 273; Ali İmran Suresi, 156; Nisa Suresi, 101)
Vurmak: (Bakara Suresi, 60 ve 73; Araf Suresi, 160; Enfal Suresi, 12; Ta Ha Suresi, 77; Saffat Suresi, 93)
Dövmek: (Enfal Suresi, 50; Muhammed Suresi, 27)
Örnek Vermek: (İbrahim suresi, 24 ve 45; Nahl Suresi, 75, 76 ve 112; Kehf Suresi, 32 ve 45)
Uzak Tutmak/Ayırmak: (Zuhruf Suresi, 5)
Mahkûm Olmak: (Bakara Suresi, 61)
Kapamak, Vurmak: (Enfal Suresi, 12; Kehf Suresi, 11)
Örtmek: (Nur Suresi, 31)
Açıklamak: (Rad Suresi, 17)
gibi birçok anlamların hepsi Kuran’daki “darabe” sözcüğüne yüklenmiştir.
Geçmiş çevirmenlerin tamamına yakınının “o kadınları dövün” diye çevirdikleri ayetteki “darabe” sözcüğünü bazıları yumuşatarak “azıcık dövün” , “acıtmadan dövün” diye çevirmişler, Kuran dışı kaynaklardan gerekçeler sunmuşlardır. Oysa Kuran’ın Arapçasında “acıtmadan dövün” diye bir anlam yoktur. Eğer “darabe” sözcüğü “acıtmadan azıcık dövün” anlamına geliyorsa, aynı “darabe” sözcüğü, aynı kipte, Enfal Suresi 12. Ayette, “Hiç acıtmadan parmaklarını doğrayın” ya da “Hiç acıtmadan boyunlarını vurun” anlamına gelsin. Evet, ayette “o kadınları darb edin” deniliyor. Ancak bu, o kadınları dövün mü, yatırın mı, gönderin mi, ayrılın mı, yollayın mı, doğrayın mı, örtün mü yoksa örnekleyin mi anlamına geliyor?
Arapçada, kitap darb etmek, kitap yayınlamak demektir. Arapçada “Darb-ül evvel” deyimi ilk yaratıklar anlamına gelir. Arapçada iki insanın darblaşması dövüşmeleri anlamına gelmez. Tersine birbirleriyle ortak olup bir işletme kurmaları anlamına gelir. Birinin kendi parasını darb ettiği, diğerinin de yalnızca emeğini darb ettiği ortaklıklara Arapçada darblaşma (Mudaraba) adı verilir. Öyleyse Kuran’ın bu ayetinde geçen “o kadınları darb edin” cümlesi nasıl olurda “dövün” demek olabilir? Arapçada kitap darb etmek, bir kitabı pataklamak, dövmek midir ki bir kadını darb etmek “o kadını dövün” anlamına gelsin? Arapça çadır darb etmek çadır kurmak anlamına gelir yoksa çadırı dövmek değil. (Dilbilimci Cengiz Özakıncı’nın Dünden Bugüne Türklerde, Din ve Dil, adlı yapıtı, konuları bilimsel olarak ele alıyor. Otopsi Yay.)
Ayrıca yine bazı ateistler tarafından sıklıkla dile getirilen konulardan biride, “darabe” fiilinin vurma anlamı dışında kullanılabilmesi için yanına bir harf-i cer alması gerektiği şeklindedir. Oysaki Kuran’da çok sayıda örnek vardır ki, darabe fiili harf-i cer almadan kullanılmıştır ve bu kullanımlar dövme manasına gelmezler. Kuran’da 14:24-45, 16:75-76, 16:112, 15:13, 13:17 ve daha çok sayıda ayette harf-i cer olmadan kullanılan “darabe” kelimesi, ağırlıklı olarak “örnek verme” anlamında kullanılır. Eğer biz 13:17 ayetini de, -bir kesimin iddia ettiği gibi- harf-i cer olmadığı için “dövme” olarak alırsak, ayetin anlamı “Allah hakkı ve batılı böyle döver” şeklinde olacaktır. Sonuç olarak darabe fiili, harf-i cer almadan da dövme anlamı dışında kullanılabilir. 4:34 ayetindeki kullanımı da bu şekildedir. Ayrıca ayette itaat olarak geçen kısım طوع gönülden gelen isteyerek itaat anlamına geliyor. Dayak zoruyla olan itaat gönülden gelen itaat olamaz
İşin en acı ve ilginç yanı da, Kuran ayetini “dövün” diye çevirenler hemen altına not düşerek “Peygamberimiz eşlerinden hiç birini dövmemiştir, ümmetine de dövmemeyi tavsiye ediyor” diye Allah ile Peygamberin arasını ayırmak istemişlerdir. “Allah ile Peygamberlerin arasını ayırmak isteyenlere acıklı bir azap hazırlanmıştır.” (bak. Nisa Suresi, 150-151) Güya Allah kadını “dövün” diyor Peygamberde “dövmeyin” diyor. Hem de böyle söyleyen cahil ya da bağnaz insanlar değil adı sanı belli alimlerimizdir. Bu denli tehlikeli ve çelişkili bir yol izleyen çevirmenlerin durumunu, Allah’a havale etmekten başka yapılacak bir şey yoktur. Allah affetsin. Ayette “kadınları dövün” anlamı değil “kadınları çıkarın” ifadesi vardır. (Alıntı)
Geç kalmış Bir özür ce Düzeltme
Nüşuz konusunda yeni gördüğüm bir bilgi var onu sizinle paylaşmaktan mutluluk duyarım. Bayındır hocanın bir kısa videosu var. nisa 34. Ayele ilgili. Hoca Nüşuz kelimesinin geçimsizlik değil, kocasından memnun olmadığı için kadının evi termetmesi anlamına geldiğini tespit etmiş. Aynı kullanım kocasının evi terk etmesi veya kendinden sırt çevirmesinden korkan kadın için de kullanılmaktadır (bkz. Nisa 128. ayet). Maalesef ben orada da şiddet kullanma diye çevirmişim. Benim mealimi okuyan kardeşlerimden ricam o şiddet kullanma ifadesini veya geçimsizlik kelimelerinin üzerini çizmelerini ve yandaki boşluğa alemle (evden ayrılmasından veya terk etmesinden) seçeneğini yazmasını rica ediyorum. Bayındır hoca bu kelimenin Kurandaki başka kullanıldığı ayetleri de örnek veriyor. Bu nedenle kendisine tebrik ve teşekkürlerimi gönderiyorum. Biz meal yazarlarını önemli bir sıkıntıdan kurtarmıştır. Rabbimin ecrini zayi etmeyeceğine inanıyorum. Delil getirdiği ayetler, mücadele 11; Bakarabakara 259) bu ayetlerde nüşuz kelimesi, ayırmak, kalkıp gitmek, yani bulunduğu yeri terk etmek anlamında kullanılıyor. Nisa suresindeki bu Ayetlerde geçen kelimeye bu manayı verince anlam şöyle oluyor: Nisa 34. “... Ayrılmak isteyen kadınlara güzelce öğüt verin, yataklarını ayırın ve onları serbest bırakın, (yol verin). Eğer size itaat ederlerse onların aleyhine olacak bir yol aramayın. Allah son derece yüce ve büyüktür.” Çünkü Cahiliye toplumunda boşadığı, ila veya zıhar yoluyla sırt çevirdiği kadının evden ayrılıp gitmesine izin vermeyen erkekler vardı ve kadını köle niyetine kullanabiliyorlardı (Bakara 229, 231). Nisa 128. Ayetse şöyle olur: “Kadın kocasının kendisinden ayrılmasından veya yüz çevirmesinden endişe ederse kocacasıyla aralarını düzeltecek bir anlaşma yapmalarında sakınca yoktur...” dolayısıyla nisa 34. Bu yorum ve temellendirmeyle Ayetteki “salı verme sebest bırakma” anlamı da tam olara bağlamını buluyor. Ayrılmak isteyen kadını döverek tutmak veya zorla yatağına girmek gibi hoyratlıkların da ayetler tarafından reddedildiği anlaşılmış oluyor.