Bir düşüncenin gereğinden fazla sözle ifade edilmesi anlamında belâgat (meânî) terimi.
Meânî ilminde sözler, mâna itibariyle îcâz, müsâvât ve ıtnâb olmak üzere üçe ayrılır. Az sözle çok şeyi anlatmaya îcâz, bunun zıddına ıtnâb, lafız ve anlamın sayı itibariyle denk olmasına da müsâvât adı verilir. Sözün anlamı ifadeye yetmeyecek derecede kısaltılmasına da ihlâl denir.
Örneğin kısaca yaşlandım yerine “Yâ rabbi, kemiklerim zayıfladı, başımdaki saçlar ak pak oldu” (Meryem 19/4) âyeti örfe göre ıtnâbdır.
ıtnâb üslûbunu kullanmanın uygun olacağı yerler genel hatlarıyla şunlardır:
• Mananın pekitirilmesinde.
• ilmî ve fikrî tartımalarda muhatabın ikna edilmesinde.
• Kanun ve yasaların yazımında.
• Vaaz ve nasihatlerde bir eyin güzellik ya da çirkinliinin anlatılmasında.
• Hamâsî duyguları coturmak amacıyla yapılan hitaplarda.
• Tarih vb. konuların yazılmasında.
• Övgü ve yergilerde.
Genelin ardından özeli anarak yapılan ıtnâb;
حَافِظُوا عَلَى الصَّلَوَاتِ وَالصَّلَاةِ الْوُسْطَى
Namazlara, özellikle orta namaza itina gösterin [Bakara 2/238].
مَنْ كَانَ عَدُوًّا لِلّٰهِ وَمَلَائِكَتِهِ وَرُسُلِهِ وَجِبْرِيلَ وَمِيكَالَ (Kim Allah’a, meleklerine, peygamberlerine
özellikle de Cebrâil ve Mîkâil’e düşman ise.. [Bakara 2/98].
• “O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar.” (Kadir 97/3). Burada da “melekler” lafzından sonra Cebrâil (as.)’in zikredilmesi onun faziletini ifade etmektedir.
• “Ruh (Cebrail) ve meleklerin saf saf olup durduğu gün.” (Nebe 78/38).
Burada “melekler” lafzına dahil olmasına rağmen önce Cebrâil (as.)’in zikredilip peşinden meleklerin zikredilmesi onun faziletini göstermektedir.
• “Hani biz peygamberlerden söz almıştık; senden, Nuh'tan, İbrahim'den, Musa'dan ve Meryem oğlu İsa'dan da.(Evet) biz onlardan pek sağlam bir söz aldık. (Ahzab 33/7).
• “Rabbim! Beni, anamı, babamı, evime
mü'min olarak gireni, (ve diğer bütün) mü'min erkek ve kadınları bağışla” (Nuh 71/28)