Kuran Işığında Tefsir
Duhan Suresi
1. 44. Duhan 38 - Dünya hayatı oyun ve eğlence midir?
2. 44. Duhan 38. Ayet - Oyun ve eğlence
Casiye Suresi
1. 45. Casiye 1-6 Hangi söze inanacaklar
Ahkaf Suresi
1. 46. Ahkaf 9. Ayet - Aşare-i mübeşşere
2. 46. Ahkaf 21. Ayet - Ahkaf (Kum tepesi)
3. 46. Ahkaf 29. Ayet - Cin meselesi
Muhammed Suresi
1. 47. Muhammed 24. Kur’an’ı hala düşünüp anlamayacaklar mı? Yoksa kalpleri üzerinde kilitler mi var?
Fetih Suresi
1. 48. Fetih 1-2 – Zenb
2. 48. Fetih 1-3 - zenb kelimesi
3. 48. Fetih 48. Ayet - Rıdvan ağacı
Hucurat Suresi
1. 49. Hucurat 10 – Kardeşlik
2. 49. Hucurat 10 - Müminler Kardeştir
Kaf Suresi
1. 50. Kaf 38. Ayet - 6 gün Yevm
Kuran Işığında Tefsir
Duhân Sûresi Hakkında
Duhân sûresi Mekke’de nâzil olmuştur. 59 âyettir. Adını, onuncu ayetinde geçen ve Kur’an’ı terk eden toplumların başına gelecek felâketlere işâret eden “duhân: duman, sis” kelimesinden almıştır. . Resmî tertîbe göre 44, iniş sırasına göre 64. sûredir. Mekke döneminin ortalarında, Zuhruf sûresinden sonra indirilmiştir.
Kuran Işığında Tefsir
44. Duhan 38 - Dünya hayatı oyun ve eğlence midir?
Allahu Teala için Dünya hayatı bir oyun ve eğlence değildir, ancak dünya hayatını şuursuzca yaşayan kulları oyun ve eğlenceye almışlardır. Kuranda Dünya hayatının oyun ve eğlence olmadığı ifade edildiğinde bu Allah içindir diğer ayetlerde ise dünya hayatı kulları tarafından oyun ve eğlenceye alındığı anlatılmaktadır. Sanki bu ayetler çelişkiliymiş gibi bağlamından koparılarak ateistler ve art niyetliler tarafından lanse edilmektedir.
1- Allah'a göre Dünya hayatını anlatan ayetler ;
وَمَا خَلَقْنَا السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِبِينَ (٣٨)
Biz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları, oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık. (Duhân 44:38)
وَمَا خَلَقْنَا السَّمَاءَ وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِبِينَ ( ١٦) لَوْ أَرَدْنَا أَنْ نَتَّخِذَ لَهْوًا لَاتَّخَذْنَاهُ مِنْ لَدُنَّا إِنْ كُنَّا فَاعِلِينَ (١٧)
Biz yeri, göğü ve arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık. Eğer bir eğlence edinmek isteseydik, onu kendi katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık böyle yapardık. (Enbiyâ 21:16-17, Diyanet İşleri)
2- Kulların dünya hayatını oyun ve eğlenceye aldıklarını ifade eden ayetler;
زُيِّنَ لِلَّذِينَ كَفَرُوا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَيَسْخَرُونَ مِنَ الَّذِينَ آمَنُوا ۘ وَالَّذِينَ اتَّقَوْا فَوْقَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ۗ وَاللَّهُ يَرْزُقُ مَنْ يَشَاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ (٢١٢)
Kâfir olanlar için dünya hayatı câzip kılındı. (Bu yüzden) onlar, iman edenler ile alay ederler. Oysa ki, (iman edip) inkârdan sakınanlar kıyamet gününde onların üstündedir. Allah dilediğine hesapsız lutufta bulunur. (Bakara 2:212, Diyanet Vakfı)
وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا لَعِبٌ وَلَهْوٌ ۖ وَلَلدَّارُ الْآخِرَةُ خَيْرٌ لِلَّذِينَ يَتَّقُونَ ۗ أَفَلَا تَعْقِلُونَ (٣٢)
Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Müttakî olanlar için ahiret yurdu muhakkak ki daha hayırlıdır. Hâla akıl erdiremiyor musunuz? (En’âm 6:32, Diyanet Vakfı)
إِنَّمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ ۚ وَإِنْ تُؤْمِنُوا وَتَتَّقُوا يُؤْتِكُمْ أُجُورَكُمْ وَلَا يَسْأَلْكُمْ أَمْوَالَكُمْ (٣٦)
Doğrusu dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlencedir. Eğer iman eder ve sakınırsanız Allah size mükâfatınızı verir. Ve sizden mallarınızı (tamamen sarfetmenizi) istemez. (Muhammed 47:36, Diyanet Vakfı)
وَمَا هَٰذِهِ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا لَهْوٌ وَلَعِبٌ ۚ وَإِنَّ الدَّارَ الْآخِرَةَ لَهِيَ الْحَيَوَانُ ۚ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ (٦٤)
Bu dünya hayatı sadece bir eğlenceden, bir oyundan ibarettir. Ahiret yurduna (oradaki hayata) gelince, işte asıl yaşama odur. Keşke bilmiş olsalardı!(Ankebût 64)
اِعْلَمُوا اَنَّمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزٖينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِى الْاَمْوَالِ وَالْاَوْلَادِ كَمَثَلِ غَيْثٍ اَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَبَاتُهُ ثُمَّ يَهٖيجُ فَتَرٰیهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَكُونُ حُطَامًا وَفِى الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ شَدٖيدٌ وَمَغْفِرَةٌ مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانٌ وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا اِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ (20)
Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlât sahibi olma isteğinden ibarettir. Tıpkı bir yağmur gibidir ki, bitirdiği ziraatçilerin hoşuna gider. Sonra kurur da sen onun sapsarı olduğunu görürsün; sonra da çer çöp olur. Ahirette ise çetin bir azap vardır. Yine orada Allah´ın mağfireti ve rızası vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey değildir. (Hadîd 57:20, Diyanet Vakfı)
يَا قَوْمِ إِنَّمَا هَٰذِهِ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا مَتَاعٌ وَإِنَّ الْآخِرَةَ هِيَ دَارُ الْقَرَارِ (٣٩)
(Firavun ailesinden olup, imanını gizleyen bir mümin adam şöyle dedi) Ey kavmim! Şüphesiz bu dünya hayatı, geçici bir eğlencedir. Ama ahiret, gerçekten kalınacak yurttur. (Mü’min(Ğâfir) 40:39)
الَّذِينَ اتَّخَذُوا دِينَهُمْ لَهْوًا وَلَعِبًا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا ۚ فَالْيَوْمَ نَنْسَاهُمْ كَمَا نَسُوا لِقَاءَ يَوْمِهِمْ هَٰذَا وَمَا كَانُوا بِآيَاتِنَا يَجْحَدُونَ (٥١)
O kâfirler ki, dinlerini bir eğlence ve oyun edindiler de dünya hayatı onları aldattı. Onlar, bu günleri ile karşılaşacaklarını unuttukları ve âyetlerimizi bile bile inkâr ettikleri gibi biz de bugün onları unuturuz. (A’râf 7:51, Diyanet Vakfı)
وَذَرِ الَّذِينَ اتَّخَذُوا دِينَهُمْ لَعِبًا وَلَهْوًا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا ۚ وَذَكِّرْ بِهِ أَنْ تُبْسَلَ نَفْسٌ بِمَا كَسَبَتْ لَيْسَ لَهَا مِنْ دُونِ اللَّهِ وَلِيٌّ وَلَا شَفِيعٌ وَإِنْ تَعْدِلْ كُلَّ عَدْلٍ لَا يُؤْخَذْ مِنْهَا ۗ أُولَٰئِكَ الَّذِينَ أُبْسِلُوا بِمَا كَسَبُوا ۖ لَهُمْ شَرَابٌ مِنْ حَمِيمٍ وَعَذَابٌ أَلِيمٌ بِمَا كَانُوا يَكْفُرُونَ (٧٠)
Dinlerini bir oyuncak ve bir eğlence edinen ve dünya hayatının aldattığı kimseleri (bir tarafa) bırak! Kazandıkları sebebiyle hiçbir nefsin felâkete dûçar olmaması için Kur´an ile nasihat et. O nefis için Allah´tan başka ne dost vardır, ne de şefaatçı. O, bütün varını fidye olarak verse, yine de ondan kabul edilmez. Onlar kazandıkları (günahlar) yüzünden helâke sürüklenmiş kimselerdir. İnkâr ettiklerinden dolayı onlar için kaynar sudan ibaret bir içecek ve elem verici bir azap vardır. (En’âm 6:70, Diyanet V.)
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الَّذِينَ اتَّخَذُوا دِينَكُمْ هُزُوًا وَلَعِبًا مِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَالْكُفَّارَ أَوْلِيَاءَ ۚ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ (٥٧)
Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine Kitap verilenlerden dininizi alay ve oyun konusu edinenleri ve kâfirleri dost edinmeyin. Allah´tan korkun; eğer müminler iseniz. (Mâide 5:57, Diyanet Vakfı)
زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَاءِ وَالْبَنِينَ وَالْقَنَاطِيرِ الْمُقَنْطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَالْخَيْلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالْأَنْعَامِ وَالْحَرْثِ ۗ ذَٰلِكَ مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا ۖ وَاللَّهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الْمَآبِ (١٤)
Nefsanî arzulara, (özellikle) kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara çekici kılındı. Bunlar, dünya hayatının geçici menfaatleridir. Halbuki varılacak güzel yer, Allah´ın katındadır. (Âl-i İmrân 3:14, Diyanet Vakfı)
يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ وَاخْشَوْا يَوْمًا لَا يَجْزِي وَالِدٌ عَنْ وَلَدِهِ وَلَا مَوْلُودٌ هُوَ جَازٍ عَنْ وَالِدِهِ شَيْئًا ۚ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ ۖ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللَّهِ الْغَرُورُ (٣٣)
Ey İnsanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Ne babanın evlâdı, ne evlâdın babası nâmına bir şey ödeyemeyeceği günden çekinin. Bilin ki, Allah´ın verdiği söz gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve şeytan, Allah´ın affına güvendirerek sizi kandırmasın. (Lokmân 31:33, Diyanet Vakfı)
يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ ۖ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا ۖ وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللَّهِ الْغَرُورُ (٥)
Ey insanlar! Allah´ın vâdi gerçektir, sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve o aldatıcı (şeytan) da Allah hakkında sizi kandırmasın! (Fâtır 35:5, Diyanet Vakfı)
وَمَا أُوتِيتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَمَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَزِينَتُهَا ۚ وَمَا عِنْدَ اللَّهِ خَيْرٌ وَأَبْقَىٰ ۚ أَفَلَا تَعْقِلُونَ (60)
Size verilen şeyler, dünya hayatının geçim vasıtası ve süsüdür. Allah katında olanlar ise, daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Hâla buna aklınız ermeyecek mi? (Kasas 28:60
44. Duhan 38. Ayet - Oyun ve eğlence
وَمَا خَلَقْنَا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِبٖينَ
مَا خَلَقْنَاهُمَا اِلَّا بِالْحَقِّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Duhan 44.38 - İşte (böyle:) Biz gökleri ve yeri ve ikisi arasında bulunan her şeyi sırf bir oyun olsun diye yaratmadık.
44.39 - Onları sadece gerçek bir sebeple, (hikmetli bir gâye ile) yarattık. Fakat onların çoğu bilmiyorlar.
وَمَا خَلَقْنَا السَّمَاءَ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِبٖينَ
لَوْ اَرَدْنَا اَنْ نَتَّخِذَ لَهْوًا لَاتَّخَذْنَاهُ مِنْ لَدُنَّا اِنْ كُنَّا فَاعِلٖينَ
Enbiya 21.16 - Bir de, (şunu bilin ki,) gökleri ve yeri ve bu ikisi arasında var olan hiçbir şeyi bir oyun, bir eğlence olarak yaratmadık.
21.17 - (çünkü,) eğer bir oyun, bir eğlence edinmek dileseydik, bunu herhalde kendi katımızdan edinirdik; ama hiç böyle bir şeyi diler miyiz!
وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا اِلَّا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَلَلدَّارُ الْاٰخِرَةُ خَيْرٌ لِلَّذٖينَ يَتَّقُونَ اَفَلَا تَعْقِلُونَ
En'am 6.32 - Bu dünya hayatı, bir oyundan, eğlenceden ve geçici bir zevkten başka bir şey değildir; ama ahiret hayatı Allaha karşı duyarlı olanlar için çok daha güzeldir. Öyleyse aklınızı kullanmaz mısınız
وَذَرِ الَّذٖينَ اتَّخَذُوا دٖينَهُمْ لَعِبًا وَلَهْوًا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا وَذَكِّرْ بِهٖ اَنْ تُبْسَلَ نَفْسٌ بِمَا كَسَبَتْ لَيْسَ لَهَا مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلِىٌّ وَلَا شَفٖيعٌ وَاِنْ تَعْدِلْ كُلَّ عَدْلٍ لَا يُؤْخَذْ مِنْهَا اُولٰئِكَ الَّذٖينَ اُبْسِلُوا بِمَا كَسَبُوا لَهُمْ شَرَابٌ مِنْ حَمٖيمٍ وَعَذَابٌ اَلٖيمٌ بِمَا كَانُوا يَكْفُرُونَ
En'am 6.70 - Dinlerini oyun ve eğlence edinenleri ve dünya hayatı kendilerini aldatmış olanları bırak. Hiç kimsenin kazandığı yüzünden mahrumiyete sürüklenmemesi için Kur'an ile öğüt ver. Yoksa ona Allah'tan başka ne bir dost vardır, ne de bir şefaatçi. (Kurtuluşu için) her türlü fidyeyi verse de bu ondan kabul edilmez. İşte onlar kazandıkları yüzünden helâke sürüklenmiş kimselerdir. Küfre saplanıp kalmalarından dolayı onlara çılgınca kaynamış bir içecek ve elem dolu bir azap vardır.
اَلَّذٖينَ اتَّخَذُوا دٖينَهُمْ لَهْوًا وَلَعِبًا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا فَالْيَوْمَ نَنْسٰیهُمْ كَمَا نَسُوا لِقَاءَ يَوْمِهِمْ هٰذَا وَمَا كَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَجْحَدُونَ
7.51 - Onlar dinlerini oyun ve eğlence edinmişler ve dünya hayatı da kendilerini aldatmıştı. İşte onlar bu günlerine kavuşacaklarını nasıl unuttular ve âyetlerimizi nasıl inkâr edip durdularsa, biz de onları bugün öyle unuturuz.
وَمَا هٰذِهِ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا اِلَّا لَهْوٌ وَلَعِبٌ وَاِنَّ الدَّارَ الْاٰخِرَةَ لَهِىَ الْحَيَوَانُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ
Ankebut 29.64 - Çünkü (akıllarını kullansalardı bilirlerdi ki) bu dünya hayatı geçici bir zevk ve eğlenceden başka bir şey değildir; oysa sonraki hayat, tek (gerçek) hayattır: keşke bunu bilselerdi!
اِنَّمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَاِنْ تُؤْمِنُوا وَتَتَّقُوا يُؤْتِكُمْ اُجُورَكُمْ وَلَا يَسْپَلْكُمْ اَمْوَالَكُمْ
Muhammed 47.36 - Şüphesiz dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlencedir. Eğer inanır ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız, O size mükâfatınızı verir ve sizden mallarınızı (tamamen sarf etmenizi) istemez.
اِعْلَمُوا اَنَّمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزٖينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِى الْاَمْوَالِ وَالْاَوْلَادِ كَمَثَلِ غَيْثٍ اَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَبَاتُهُ ثُمَّ يَهٖيجُ فَتَرٰیهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَكُونُ حُطَامًا وَفِى الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ شَدٖيدٌ وَمَغْفِرَةٌ مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانٌ وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا اِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ
Hadid 57.20 - Bilin ki dünyâ hayâtı bir oyun, eğlence, süs, kendi aranızda övünme mal ve evlâd çoğaltma yarışıdır. Tıpkı bir yağmura benzer ki; bitirdiği ot, ekincilerin hoşuna gider, sonra kurur, onu sapsarı görürsün, sonra çerçöp olur. Âhirette ise çetin bir azâb; Allah'tan mağfiret ve rızâ vardır. Dünyâ hayâtı aldatıcı bir zevkten başka bir şey değildir.
Kuran Işığında Tefsir
Câsiye Sûresi Hakkında
Câsiye sûresi Mekke’de nâzil olmuştur. 37 âyettir. İsmini, 28. âyette geçen ve kıyâmetin dehşetinden dizüstü çöken kimseleri anlatan اَلْجَاثِيَةُ (câsiye) kelimesinden alır. Sûrenin اَلدَّهْرُ (Dehr) ve اَلشَّر۪يعَةُ (Şerîat) isimleri de vardır. Resmî tertîbe göre 45, nüzûl sırasına göre 65. sûredir. Duhân ile Ahkåf sûrelerinin arasında, 65. sûre olarak nâzil olmuştur.
Kuran Işığında Tefsir
45. Casiye 1-6 Hangi söze inanacaklar
Câsiye Sûresi Tefsiri (Ömer Çelik):
1. Hâ. Mîm.
2. Bu kitap, kudreti dâimâ üstün gelen, her hükmü ve işi hikmetli ve sağlam olan Allah tarafından parça parça indirilmektedir.
Kur’ân-ı Kerîm Allah’ın kitabıdır. “Azîz” isminin tecellisi olarak ona karşı gelen herkes mağlup olacak ve Allah’ın azabından kaçamayacaktır. “Hakîm” isminin tecellisi olarak, o en doğru hüküm ve en güzel hikmetlerle doludur. Dolayısıyla tereddütsüz bir şekilde onun buyruklarına uymak gerekir. Kur’an söze büürnmüş kâinat, kâinat ise fiile dökülmüş Kur’an’dır. Buna göre:
3. Mü’minler için göklerde ve yerde Allah’ın birliğini ve kudretini gösteren nice deliller vardır.
4. Gerek sizin yaratılışınızda, gerekse Allah’ın yeryüzüne yaydığı canlılarda kesin olarak inanacak bir toplum için nice deliller vardır.
5. Gece ile gündüzün peş peşe gelmesinde, Allah’ın gökten yağmur indirip onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesinde ve rüzgârları değişik yönlerden estirmesinde de aklını kullanan bir toplum için nice deliller vardır.
6. Bu deliller gibi, Kur’an’a ait olarak indirdiğimiz bu âyetler de Allah’ın âyetleri olup, onları sana gerçeğin tâ kendisi olarak ve tarafımızdan geldiklerinde hiçbir şüphe olmayacak şekilde okuyoruz. Artık onlar, Allah’a ve O’nun âyetlerine inanmadıktan sonra başka hangi söze inanacaklar?
Kâinat ilâhî bir kitaptır. Allah Teâlâ oradaki bütün varlıkları eşsiz bir âhenk ve nizam içinde yaratmıştır. Dolayısıyla bu varlıkların hangisinin yaratılışına bakılırsa bakılsın, her biri Yüce Yaratan’ın varlığını, birliğini, sınırsız bir kudret, ilim ve hikmet sahibi olduğunu haykırmaktadır. Yalnız onların delâletlerini anlayabilmek, işaretlerini okuyabilmek ve haykırışlarını duyabilmek için iman, yakîn ve akıl şart koşulmuştur. Ancak bu mânevî melekeleri çalışır halde olanlar, bu delillerin dilinden anlayıp, onların ne muazzam bir kudretin aynaları olduğunu idrak edebileceklerdir. Bu da gösteriyor ki, mü’minler Allah’ın kâinattaki kudret nişânelerini, göklerin ve yerin yaratılışını ince ince düşünecek, bunlardaki ilâhî hikmet ve kanunları keşfedecek, ilim ve irfanda ilerleyeceklerdir. Ayrıca kâinatı inceleyip, göklerdeki, yerdeki ve bunlarda bulunan tüm varlıklardaki nizamı gördüklerinde, bu nizamın kendiliğinden tesis edilemeyeceğini anlayacak ve bunları yaratan Allah’a gönülden teslim olacaklardır.
Nasıl kâinatta tecellî eden bu fiilî deliller Allah’ın birer kevnî âyeti ise, bunların sözlü beyânı olarak inen Kur’an âyetleri de Allah’ın âyetleridir. Dünya ve âhiretin kurtuluş ve saadeti, her iki âyet grubuna inanıp onların gerektirdiği şekilde yaşamaya bağlıdır.
İhsan Aktaş Meali Câsiye Suresi 6. Ayet Açıklaması:
Bu ayetten de anlaşılıyor ki, dinin yegâna ve tek kaynağı Allah’ın sözü olan Kur’an’ı Kerimdir. Ama ne yazık ki Allah’ı ve ayetlerini (Kur’an’ı) yetersiz görenler Hz. peygamber adına uydurulmuş rivayetleri de Kur’an gibi dinin bir kaynağı olarak kabul ediyorlar. Ayrıca Enam-115: ayeti olan ‘’Ve Rabbinin sözleri (mesajları, emir ve yasakları Kur’an’ın indirilmesiyle birlikte) doğruluk ve adaletçe tamamlanmıştır. O’nun kelimelerini (n aslını) değiştirebilecek (hiç kimse ve güç) yoktur.’’şeklindeki ifadeyle dinin inanç esasları ve hükümleri Kur’an’la tamamlanmış olduğunu anlamaktayız.
Süleymaniye Vakfı Meali Câsiye Suresi 6. Ayet Açıklaması:
Bunlar Allah'ın yaratılmış ayetleridir. Aynı zamanda bu ayetler, inanıp güvenmek ve emin olmak isteyenler için birer göstergedir. Allah'ın yarattığı ayetler ile yazılı ayetleri arasındaki bu uyum 5. ayette de belirtildiği gibi "Aklını kullanmak" koşuluyla bulunabilir. Kur'an-ı Kerim'de "aklınızı kullanmak" , "bilgilerinizi kullanmak" ve "dik duruşlu olmak" koşulları sağlandığı takdirde Allah'ın ayetlerinin açıkça anlaşılabileceği pek çok ayette buyrulmuştur. Her insanın ölmeden önce Allah'ın ayetlerinin gerçek olduğunu, kendi içinde ve etrafında yapacağı gözlemlerle mutlaka anlayacağı Fussilet 41/53'te belirtilmiştir.
Kuran Işığında Tefsir
Ahkaf Sûresi Hakkında
Ahkâf sûresi Mekke’de nâzil olmuştur. 35 âyettir. İsmini 21. âyetinde geçen ve “kum tepeleri” mânasına gelen اَلأحْقَافُ (ahkâf) kelimesinden alır. Mushaf tertîbine göre 46, iniş sırasına göre 66. sûredir.
ûre Mekke’de Câsiye’den sonra, Zâriyât’tan önce gönderilmiştir. İbn Âşûr’un tesbitine göre (XXIV, 6) bu sûre, peygamberlik geldikten iki yıl sonra vahyedilmiştir.
Kuran Işığında Tefsir
46. Ahkaf 9. Ayet - Aşare-i mübeşşere
İlginçtir ki cennetle müjdelendiği söylenen kişilerin hepsi de KUREYŞTEN.
قُلْ مَا كُنْتُ بِدْعًا مِنَ الرُّسُلِ وَمَا أَدْرِي مَا يُفْعَلُ بِي وَلَا بِكُمْ ۖ إِنْ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَىٰ إِلَيَّ وَمَا أَنَا إِلَّا نَذِيرٌ مُبِينٌ (٩)
Ahkâf, 46:9.. Ayet: De ki "Ben türedi bir elçi değilim. Bana ve size ne olacağını da bilmem. Ben, ancak bana vahyedilene uyuyorum. Ben apaçık bir uyarıcıdan başka bir şey değilim."
Medinede ilk vefat eden Muhacir, Allah Rasülünün süt kardeşi Osman bin Mazun'dur.
Osman b. Mazun ilk Müslümanlardandı. Müslüman olmadan önce de, cahiliyede de içki içmezdi. "Aklımı gideren, benden aşağısını bana güldüren, bir şeyi içmem! " derdi. Medineye hicret ettikten sonra birkaç arkadaşıyla geceleri devamlı namaz kılmak, gündüzleri devamlı oruç tutmak, hanımlarıyla da alakayı kesmek hususunda anlaştılar. Hatta kendilerini hadım ettirmek konusunu da konuşuyorlardı.
Bir gün Osmanın hanımı Ayşe validemizi ziyaret etti. Bakımsız, üstü başı perişan haldeydi. Hâlbuki kendisi bakımlı olmayı, güzel giyinmeyi severdi. Ayşe validemiz durumunu sorunca, olup biteni anlattı. Durum sevgili Peygamberimize intikal edince ; Peygamberimiz çok öfkelendi ; Osmanı çağırttı ve şöyle dedi : Osman sen bizim iman ettiğimiz Allah'a iman etmedin mi?.. Ettim Ya Rasülüllah deyince ; öyle ise bizim yaptığımız gibi yap buyurdu ve ekledi : Osman ben senin için güzel bir örnek değil miyim?.., Ben bazen oruç tutar bazen yerim, gecenin bir kısmında uyur, biraz namaz kılar, eşime de zaman ayırırım. Allah beni Ruhbanlıkla göndermemiştir,..... Allah beni Ruhbanlıkla göndermemiştir,..... Allah beni Ruhbanlıkla göndermemiştir....
Gün olur Osman hastallanır, vefat eder. Peygamberimiz onu Baki kabristanına defneder.
Taziye için Osmanın evinde toplanılır. Osmanın hanımı " Senin için Cennet hazırlanmıştır ey Osman" deyince ; Sevgili Peygamberimiz ona kızgın kızgın bakar ve " nereden biliyorsun" diye sorar. Kadın ;" Ya Rasülüllah O senin süvarin, süt kardeşin değil mi?" diye sorduğunda ; Peygamberimiz a. s. "Vallahi biz onun iyiliğinden başka bir şey bilmiyoruz. Ben, Allah’ın Rasülü olduğum halde bana ve size ne yapılacağını bilmem." der....
ve Ahkaf süresinin 9. ayetini okur....!...
İslâm’ı ilk önce kabul eden muhâcirler ve ensar ile, iyilikle onlara uyanlar var ya, Allah onlardan razı olmuş; onlar da O’ndan razı olmuşlardır. Allah, onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır. (Tevbe 9:100, Diyanet İşleri)
Ne var ki, bedeviler arasında ikiyüzlüler ve (Peygamber'in) şehrinde yaşayanlar arasında da ikiyüzlülüğünü küstahlığa vardıranlar var. Sen onları (her zaman) tanımıyorsun. Ama Biz onları biliyoruz. Onlara (bu dünyada) iki kat azap vereceğiz; (öte dünyada ise) onlar çok (daha) zorlu bir azaba terk edilecekler. (Tevbe 9:101, Muhammed Esed)
Şüphesiz Allah, ağaç altında sana biat ederlerken (söz verirlerken) inananlardan razı olmuştur. Gönüllerinde olanı bilmiş, onlara huzur, güven duygusu vermiş ve onlara, yakın bir fetih (Hudeybiye Barış Sözleşmesini) vermiştir. (Fetih 48:18, Sadık Türkmen)
Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluğun, babaları, oğulları, kardeşleri yahut kendi soy sopları olsalar bile, Allah’a ve peygamberine düşman olan kimselere sevgi beslediğini göremezsin. İşte Allah onların kalplerine imanı yazmış ve onları kendi katından bir ruh (vahy) ile desteklemiştir. Onları, içlerinden ırmaklar akan ve orada ebedî kalacakları cennetlere sokacaktır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah’ın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, Allah’ın tarafında olanlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. (Mücâdele 58:22)
(Ve) iman edip doğru ve yararlı işlerde bulunanlar, işte onlar, bütün yaratıkların en hayırlılarıdır. Rableri katında onların mükâfâtı altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları, Adn cennetleridir. Allâh onlardan râzı olmuş, onlar da O´ndan râzı olmuşlardır. Bu, Rabbine saygı gösterene mahsustur. (Beyyine 98:7-8)
Hz. Ali'den rivayet olunduğuna göre, Rasulullah, Hz. Ömer'e şöyle buyurmuştur:
وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ اطَّلَعَ عَلَى أَهْلِ بَدْرٍ، فَقَالَ: اعْمَلُوا مَا شِئْتُمْ فَقَدْ غَفَرْتُ لَكُمْ
"Ne biliyorsun! Belki de Allah -azze ve celle- Bedir'e katılanların durumlarına (rahmet ve mağfiret bakışıyla) bakmış ve: (Ey Bedir Ehli!) Ne yaparsanız yapın, ben sizleri bağışladım, demiştir." (Buhârî, Megazi 9 hadis no: 3007, Müslim, hadis no: 2494)
Rasulullah, Hatib b. Ebu Beltea olayında, Allah Teâlâ’nın Bedir’e katılan müminlerin gayretlerini överek onlara, “Ey Bedir ehli! Bundan böyle ne işlerseniz işleyin, ben sizleri bağışlayacağım” dediğini hatırlattı (Buhârî, “Cihâd”, 141). Bu olayın, “Ey iman edenler! Benim de sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin” (el-Mümtehine 60/1) meâlindeki âyetin nüzûl sebebi olduğu, ayrıca bir kölesinin Hâtıb’ı Resûl-i Ekrem’e şikâyet edip onun cehennemlik olduğunu söylemesi üzerine Resûlullah’ın Bedir ve Hudeybiye’de bulunan hiç kimsenin cehenneme girmeyeceğini belirttiği rivayet edilmiş, âyetin hitap şekli de Hâtıb’ın imanına Allah’ın şahadeti olarak yorumlanmıştır (Tecrid Tercemesi, X, 299).
Aslen Kureyşli olmayan Hâtıb, Mekke’nin fethi için yapılan hazırlıkları görünce orada bulunan akrabalarının hayatından endişe duydu ve Kureyş’in bazı ileri gelenlerine olayı haber verirse onların bundan memnun kalıp yakınlarını himaye edeceklerini düşündü. Hz. Peygamber ise yaptığı hazırlıkları karşı tarafın bilmesini istemiyor, Hayber’e doğru sefer yapacağını söylüyordu. Resûl-i Ekrem’in asıl maksadını kendilerine açtığı birkaç sahâbîden biri olan Hâtıb, Kureyş’in ileri gelenlerine hitaben yazdığı ve o sırada Medine’ye gelen Ebû Leheb’in müşrik câriyesi (Ya‘kūbî, I, 58) Sâre’ye verdiği mektubunda Hz. Peygamber’in gece karanlığı gibi korkunç, sel gibi bir orduyla onlara doğru gelmek üzere olduğunu belirtiyor ve Resûlullah tek başına da kalsa Allah’ın onu muzaffer kılacağını, zira bunun Allah’ın ona bir vaadi olduğunu yeminle bildiriyordu. Olayı vahiyle öğrenen Resûl-i Ekrem Hz. Ali, Zübeyr b. Avvâm ve Mikdâd b. Amr’ı Sâre’yi yakalayıp getirmekle görevlendirdi ve onu bulabilecekleri yeri de haber verdi (Buhârî, “Meġāzî”, 46).
Adı geçen sahâbîler Mekke-Medine yolunda kadını yakalayıp mektubu ortaya çıkardılar ve Hz. Peygamber’e getirdiler. Resûl-i Ekrem Hâtıb’ı çağırtarak mektubu gösterdi ve niçin böyle davrandığını sordu. Hâtıb, Hz. Peygamber’den acele karar vermemesini isteyerek aralarında bir anlaşma bulunan Kureyş’e samimiyetle bağlı olmadığını, muhacirlerin Mekke’deki mallarını ve ailelerini koruyacak yakınları olduğu halde kendi yakınlarını himaye edecek kimsesi bulunmadığını, bu sebeple Mekkeliler’i kendisine minnettar bırakmak suretiyle akrabalarını korumak istediğini belirtti. Resûl-i Ekrem onun savunmasını kabul etti. Hâtıb’ın öldürülmesini isteyen Ömer’i yatıştırmak için de onun Bedir Gazvesi’nde bulunduğunu, Allah Teâlâ’nın Bedir’e katılan müminlerin gayretlerini överek onlara, “Ey Bedir ehli! Bundan böyle ne işlerseniz işleyin, ben sizleri bağışlayacağım” dediğini hatırlattı (Buhârî, “Cihâd”, 141).
Bu olayın, “Ey iman edenler! Benim de sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin” (el-Mümtehine 60/1) meâlindeki âyetin nüzûl sebebi olduğu, ayrıca bir kölesinin Hâtıb’ı Resûl-i Ekrem’e şikâyet edip onun cehennemlik olduğunu söylemesi üzerine Resûlullah’ın Bedir ve Hudeybiye’de bulunan hiç kimsenin cehenneme girmeyeceğini belirttiği rivayet edilmiş, âyetin hitap şekli de Hâtıb’ın imanına Allah’ın şahadeti olarak yorumlanmıştır (Tecrid Tercemesi, X, 299). (TDV Ansiklopedisi Hatıb b. Ebî Beltea maddesi)
46. Ahkaf 21. Ayet - Ahkaf (Kum tepesi)
21- Ey Muhammcd, Âd´ın kardeşi Hud´u hatırla. Kendisinden önce ve sonra nice uyarıcı peygamberler gelip geçmiş olan Hud, bir zaman " Ahkafda oturan kavmini şöyle uyarmıştı. "Sadece Allaha ibadet edin. Ben, sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum."
Allah teala, bu âyet-i kerime ile kavminin kendisine karşı çıkması üzerine Hz. Muhammed'i teselli ediyor ve "Ahkaf" ta Âd kavminin de Hz Hud'u yalanladığını beyan ediyor.
"Ahkaf´in kelime manası "Uzun bir şekilde yığılmış olan kum yığını" demektir.
Ayette zikredilen "Ahkaf´dan nerenin kasdedikliği hakkında farklı görüşler zikredilmiştir.
Abdullah b. Abbas´tan nakledilen bir görüşe göre "Ahkaf, Yemen´de Umman ile Hadramut arasında bir yerdir. İbn-i İshak da bu görüştedir.
Abdullah b. Abbas´tan nakledilen diğer bir görüşe ve Dehhak´a göre ise, Şam topraklarında bir dağın adıdır.
Katade´ye göre ise Ahkaf, Yemen´de "Şahr" bölgesinde, deniz kenarında bulunan kumluk bir yerdir.
Mücahid ise Ahkaf'ın, yeryüzü manasına geldiğini söylemiştir.
Taberi, Ahkaf in, "Uzunca yığılan kum yığını" demek olduğunu, bunun Şam´da da Yemen´de Şuhr´da da olabileceğini ifade etmiştir.
Ahkaf 24-25- Onlar, o azabın bir bulut şeklinde vadilerine doğru yayıldığını görünce: "Bu bize yağmur yağdıracak bir buluttur." dediler. Bunun üzerine Hud, onlara şöyle dedi: "Hayır, o, hemen inmesini istediğiniz şeydir. O, bir rüzgardır. Onun içinde, rabbinin emriyle herşeyi yerle bir edecek can yakıcı bir azap vardır." Bunun üzerine bir anda onlar o hale geldiler ki, evlerinden başka hiçbir şey görülmez oldu. İşte biz, suçlu kavmi böyle cezalandırırız.
46. Ahkaf 29. Ayet - Cin meselesi
29- Ey Muhammcd, bir zaman Kur´ani dinleyecek bir cin taifesini sana yöneltmiştik. Kur´anın okunuşunda hazır bulununca, birbirlerine: "Susun dinleyin." dediler. Okuma bitince de kavimlerine uyarıcılar olarak döndüler.
30- Kavimlerine şöyle dediler: "Ey kavmimiz, gerçekten biz, Musa´dan sonra indirilen, kendinden öncekileri tasdik eden, hakkı ve doğru yoiu gösteren bir kitap dinledik.
Âyet-i kerimede, cinlerin Resulullaha yöneldikleri, ondan Kur´an dinledikleri bildirilir.
Ancak Resulullahın, cinlerin geleceklerinden haberi bulunup bulunmadığı, cinlerle görüşürken yanında sahabilerden herhangi birinin bulunup bulunmadığı, cinlerle sadece Mekke´de "Nahle" veya "Hücun" denen yerde mi yoksa hem Mekke hem de Medine´de mi karşılaştığı, kendisine gelen cinlerin sayısının yedi veya dokuz yahut on beş veya üçyüz ya da on iki bin mi olduğu hakkında . farklı rivayetler zikredilmiştir.
Bu rivayetlere göre, Resulullah, cinlerle çeşitli yerlerde, muhtelif zamanlarda mı görüşmüştür!?
1- Resulullahın, cinlerin gelmesinden, daha Önceden haberi olup olmadığı ve cinlerin, kendisini dinlerken onları görüp görmediği meselesi:
a- Abdullah b. Abbas, Resulullahın, cinlere bilerek Kur´an okumadığını ve onlan görmediğini söylemiş ve şunları rivayet etmiştir:
"Resulullah, sahabilerinden bir toplulukla birlikte Ukaz panayırına gitmek üzere yola çıkmıştır. Bu sırada şeytanlann, gökten haber almalarına engel olunmuş, onların üzerine gökten ateş parçaları gönderilmiş ve onları kavimlerinin yanına geri çevirmiştir. Kavimleri onlara: "Ne oluyor size " diye sormuşlar onlar da şöyle demişlerdir: "Bizim, gökten haber almamıza engel olundu. Bizim üzerimize ateş parçalan gönderildi." Kavimleri onlara: "Sizin gökten haber almanıza engel olan mutlaka yeni bir şey olmuştur. Siz, yeryüzünün doğu ve batı-lannı tarayın. Sizin, gökten haber almanıza mani olan şeyin ne olduğunu araştırın." demişlerdir. Bunun üzerine, "Tihame" bölgesine doğru yönelin cinler, "ukaz" panayırına gitmek üzere "Nahle" denilen yerde bulunan Resulullah (s.a.v.)e yöneldiler. Resulullah, sahabilerine sabah namazını kıldırıyordu. Cinler Kur´ani işitince onu dinlediler ve kendi kendilerine: "Vallahi sizin, gökten haber almanıza engel olan işte budur." dediler. İşte cinler oradan dönüp kavimlerine gittiklerinde şu ayetin beyan ettiği sözleri söylediler: "Ey Muhammet!, de ki: "Bana şu vahyedildi. Cinlerden bir topluluk Kur´an okumamı dinlemiş ve şöyle demişler: "Gerçekten biz, hayrete düşüren hidayeti gösteren bir Kur´an işitik ve ona iman ettik. Artık rabbimiz olan Allaha hiçbir kimseyi ortak koşmayacağız." (Cin Suresi,´âyet: 1-2)
Bunun üzerine Allah teala rasulüne "Kul ûhiye" suresini (Cin suresini) indirdi. (Buharı, K.el-Ezan, bab: 105, Müslim, K.es-Salnlı, bab: 149, Hadis no: 449 / Tirmizî, KTcfsir el-Ktır´an, Sure: 72, Hadis no: 3223.)
b- Abdullah b. Mes´ud ise Resulullahın, cinler tarafından davet edildiğini, ve onlara Kur´an okuduğunu söylemiş ve şunları rivayet etmiştir: Alkame diyor ki:
"Ben, îbn-i Mes´ud´a şunu sordum "Sizden herhangi biliniz, Resulullah ile birlikte cinlerin gecesinde hazır bulundu mu " Abdullah b. Mes´ud da dedi ki: "Hayır. Fakat, bir gece biz Resulullah ile birlikte bulunuyorduk. Onu kaybettik. Vadileri ve yollan aradık, Dedik ki: O, kaçırıldı veya suikasda uğradı. Bizo gece, bir topluluğun geçireceği en kötü geceyi geçirdik. Nihayet sabah oldu. Bir de ne görelim, Resululah Hira tarafından geliyor. Dedik ki: "Ey Al I ahin Resulü, biz seni kaybettik ve aradık, fakat bulamadık, biz bu geceyi bir topluluğun geçirdiği en kötü gece olarak geçirdik." Resulullah şöyle buyurdu: "Bana cinlerin davetçisi geldi. Ben onunla birlikte gittim. Onlara Kur´an okudum."
Abdullah b. Mes´ud diyor ki: "Biz Resulullah ile beraber aynı yere gittik. O bize, cinlerin ve ateşlerinin kalıntılarını gösterdi. Cinler.ResuIllahtan yiyecek istemişler, Resulllah da onlara: "Üzerine Allahın ismi anılan ve elinize geçen her kemik, en etli haliyle birlikte sizin yemeğinizdir. Her hayvan dışkısı da sizin hayvanlarınızın yemeğidir." demiştir. Sonra Resulullah sahabilere: 'Siz bu iki şeyle taharet etmeyin. Çünkü bunlar, kardeşlerinizin yemeğidir" buyurmuştur. (Müslim, K.es-S:dah, bab: 50, Hadis no: 150/Tirmizî, Tefsir ul-Kurtubi, Sure: 46, Hadis no: 3258)
Bu iki ravayetten anlaşıldığı gibi Resulullah bir kere cinlerden habersiz olarak Kur´an okumuş ve onlar da kendisini dinlemişlerdir. Diğer bir defa da cinler Resulullahi davet etmişler o da onlara Kur´an okumuştur.
2- Resulullah cinlerle görüşürken yanında sahabilerden herhangi birinin bulunup bulunmadığı meselesi:
a- Abdullah b. Mes´ud´dan rivayet edilen ve bundan önce -b- şıkkında zikredilen hadis, Resulullahın, cinlerle görüşürken yanında sahabilerden her-hang ibirinin bulunmadığını ifade etmektedir.
b- Yine Abdullah b. Mes´ud´dan rivayete dilen şu hadis-i şerif ise Abdullah b. Mes´ud´un, Resulullahın cinlerle görüştüğü gece onunla beraber olduğunu ifade etmektedir. Abdullah b. Mes´ud diyor ki:
"Cin gecesinde Resulullah bana dedi ki: "Mataranda ne var " Dedim ki: "Hurmasuyu." Resulullah: "Güzel hurma, temiz su." dedi. (Ebu Davud, Taharet, bab: 42, Hadis no: 84 /Tirmizî, Taharet, bab: 65, Hadis no: 8)
Diğer bir rivayette ise Abdullah b. Mes´ud şöyle diyor:
"Biz, birgün Resulullahın bazı sahabileriyle birlikte Mekke´de bulunuyorduk. Resulullah, "Sizden biriniz kalkıp benimle gelsin. Fakat kalbinde zerre kadar aldatma hissi taşıyan benimle gelmesin." dedi. Ben kalkıp gittim. İçinde su bulunduğunu zannederek mataramı da aldım. Resulullah ile beraber çıkıp gittik. Mekke´nin üst tarafına varınca orada bir araya toplanmış karaltılar gönlüm. Resulullah yere bir çizgi çizdi. Sonra bana: "Ben gelinceye kadar burada ayakta bekle." dedi. Ben orada ayakta durdum. Resulullah (s.a.v.) ise yürüyüp gitti. O karaltıların, Resuîullahın üzerine tırmandıklarını gördüm. Resulullah onlarla gece boyunca sohbet etti. Şafak vakti benim yanıma geldi ve bana: "Ey İbn-i Mes´ud, hâlâ ayakta mısın dedi. Dedim ki: "Ey Allahın Resulü, sen bana, "Ben senin yanına gelinceye kadar ayakta dur." dememiş miydin " Sonra Resulullah "Yanında abdest suyu var mı " diye sordu. Ben de "Evet" dedim. Matarayı açtım bir de ne göreyim, hurma suyu. Dedim ki: "Ey Alalını Resulü vallahi ben matarayı aldığımda onun içindekinin su olduğunu sanarak almıştım. Halbuki o, hunna suyu imiş." Bunun üzerine Resulullah: "Güzel hurma.temiz su." dedi. Ondan abdest aldı. Kalkıp namaz kılmaya başlayınca o gördüğüm karaltılardan iki kişi gelip ona: "Ey Allahın Resulü, namazımızda bize imamlık yapmanı istiyoruz." dediler. Resulullah o iki kimseyi arkasında saf tutturdu sonra bizena-maz kıldırdı. Namaz bitince dedim ki: "Ey Allahın Resulü, bunlar kimdir " Resulullah: "Bunlar, Nusaybin cinleridir. Bunlar, aralarında çıkan bazı anlaşmazlıklarda bana başvurmak için gelmişler. Benden yiyecek istediler. Ben de onlara yiyecek verdim." dedi. Dedim ki: "Ey Allahın Resulü, senin yanında onlara yiyecek olarak vereceğin bir şey var mıydı " Resulullah: "Ben onlara çöpleri yiyecek olarak verdim. Onların buldukları hayvan tersleri onlar için arpaya dönüşecek ve buldukları kemikler de etlere bürünmüş olacaktır." İşte Resulullah bu sırada hayvan pislikleriyle ve kemiklerle taharet yapılmasını yasaklamıştır. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.î, S.458-459)
3- Resuîullahın cinlerle nerelerde görüştüğü meselesine gelince:
Tirmizi´nin şeyhi "Kevkeb ed-Dürrî" adlı kitabın sahibi şöyle diyor: "Resulullah cinlerle altı kere görüşmüştür. Birincisi, sahabenin "Kaçırıldı." veya "Suikaste uğradı" diye endişe ettikleri zamanda Mekke´de olmuştur. Bu görüşmede Abdullah b. Mes´ud, Resulullah ile beraber bulunmamıştır. Nitekim Müslim ve Tirmİzî´nin rivayetleri bunu göstermektedir.
İkinci görüşmesi ise yine Mekke´de ve "Hücun" denilen dağda olmuştur. Üçüncü görüşmesi, Mekke´nin üst tarafındaki dağlarda gerçekleşmiştir. Dördüncüsü, Medine´de "Bakîel-Garkad" mevkiinde olmuştur. Beşincisi, Zübeyrb. el-Avvam´ın bulunduğu, Medine´nin dışında bir yerde gerçekleşmiştir. Altıncısı ise Bilal b. Hâris´in de bulunduğu, Resuîullahın bir yolculuğu esnasında gerçekleşmiştir." Resuîullahın, Nusaybin cinlerinin heyetiyle görüştüğü şu hadis-i şerifte zikredilmiştir:
Ebu Hureyre (r.a.)dan rivayet ediliyor ki
O, Resululahın abdest alması ve taharette bulunması için yanında bulunduğu zaman matara ile su taşırmış. Bir gün, Ebu Hureyre, Resuîullahın arkasından giderken Resulullah "Bu kim " diye sornıuş Ebu Hureyre ise: "Ben Ebu Hureyre´yim." demiştir. Resulullah ona: "Sen bana. taharet için taşlar topla fakat kemik ve hayvan tersi getirme," demiştir. Ebü Hureyre diyor ki: "Ben eteğime taş toplayarak Resulullaha götürdüm. Taşlan yanına bırakıp oradan ayrıldım. Resulullah, işini bitirdikten sonra onunla beraber yürüdüm. Ve dedim ki: "Kemik ve hayvan terslerinde ne var ki " Resulullah: "Onlar cinlerin yemeğidir. Buna Nusaybin cinlerinin heyeti geldi. Onlar ne güzel cinlerdi. Onlar benden yiyecek istediler, ben de onlar için Allaha yalvardım. Buldukları herhangi bir kemik veya hayvan tersinin onlar için yiyecek kılınmasını istedim. [44]
Abdül Aziz b. Ömer diyor ki: "Resulullah iie "Nahle" mevkiinde görüşen cinler "Ninova" cinleridir. Onunla Mekke´de görüşen cinler ise "Nusaybin" cinleridir."
4- Cinlerin sayısı meselesi:
Abdullah b. Mes´ud, Resulullah ile görüşen cinlerin sayısının yedi olduğunu ve bunların Nusaybin cinleri olduğunu söylemiş, Zır b. Hubeyş ise bunların sayılarının dokuz olduğunu, içlerinden birinin adının ise "Zevbea" olduğunu söylemiştir. Abdullah b. Mes´ud´dan da bu rivayet nakledilmiştir.
Kuran Işığında Tefsir
Muhammed Sûresi Hakkında
Hz. Muhammed (s.a.s.) sûresi Medine’de nâzil olmuştur. 38 âyettir. İsmini, 2. âyette geçen Peygamberimiz (s.a.s.)’in مُحَمَّدٌ (Muhammed) adından alır. Ele aldığı esas mevzuun savaş olması, mü’minleri savaşa teşvik etmesi ve 20. âyetinde de savaş mânasındaki اَلْقِتَالُ (kıtâl) kelimesinin geçmesi sebebiyle bu sûreye “kıtâl” ismi de verilmiştir. Mushaf tertibine göre 47, nüzûl sırasına göre 95. sûredir.
Sûre Medine’de, Bedir Savaşı’ndan sonra ve muhtemelen Uhud Savaşı esnasında, Hadîd sûresinin peşinden nâzil olmuştur. Mekke’de indiğini söyleyenler, İbn Abbas’ın, 13. âyeti kastederek “Mekke’de, Hz. Peygamber oradan keder içinde ayrılırken gelmiştir” sözünü genelleştirerek yanılmışlardır (Kurtubî, XVI, 216; İbn Âşûr, XXVI, 71). Bu ayrılıştan maksat hicret ise, yalnızca 13. âyet Mekke’de inmiş demektir, Vedâ haccındaki ayrılış kastediliyorsa, o da Medine’de inenlere dahildir.
Kuran Işığında Tefsir
47. Muhammed 24. Kur’an’ı hala düşünüp anlamayacaklar mı? Yoksa kalpleri üzerinde kilitler mi var?
Nisa 82. Hâlâ Kur’an’ı düşünüp anlamayacaklar mı? Eğer Kur’an Allah’tan başkasına ait bir söz olsaydı elbet onda birçok çelişki bulurlardı.
Kamer 17-22-32-40. Doğrunun sunumu olsun diye Kur’an’ı kolay anlaşılır kıldık, var mı ki ders alan?
Casiye 6. Bunlar gerçeği ortaya koymak üzere sana okuduğumuz Allah’ın delilleridir. Allah’tan ve delillerinden sonra hangi söze inanacaklar?
Enam 114. Allah’ın dışında bir hakem mi arayayım? Mesajı size ayrıntılı sunumlar olarak indiren O’dur. Kendilerini mesaja muhatap kıldıklarımız onun gerçeği ortaya koyucu olarak Rableri tarafından indirildiğini kesinlikle anlayacaklardır. O halde sakın şüpheye düşenlerden olma. 115. Rabbinin sözü doğruluğu ve adaleti ortaya koyma bakımından tamamlanmıştır. Onun sözlerini değiştirebilecek yoktur. O işitendir, bilendir. 116. Yeryüzündekilerin çoğuna uyacak olsan seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar, onlar ancak varsayımda bulunurlar. 117. Elbet Rabbindir yolundan sapanı en iyi bilen ve doğruluk üzere olanları en iyi O bilir.
Kalem 36. Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz? 37. Yoksa bir kitabınız var da ondan mı ders alıyorsunuz?
Hucurat 16. De ki: Allah’a dininizi mi öğretiyorsunuz? Allah göklerde ve yerde olanı bilir. Allah her şeyi bilendir.
Furkan 30. Ve Resul de der ki: Ya Rabbi! Benim kavmim bu Kur’an’ı terkedilmiş bir hale koymuşlar.
Yasin 69. Biz ona şiir öğretmedik. Ona yaraşmazdı da. Bu sadece bir öğüttür ve apaçık bir Kur’an’dır. 70. Hayatta olanları uyarması, dikkate almaz olan zıtlaşanlara sözün müstahak olması üzere indirilmiştir.
Kasas 28:56 (Ey Muhammed), sen, sevdiğini doğru yola iletemezsin, fakat Allâh, dilediğini doğru yola iletir. O, yola gelecek olanları daha iyi bilir.
Kuran Işığında Tefsir
Fetih Sûresi Hakkında
Fetih sûresi hicretin altıncı senesinde Resûlullah (s.a.s.) Hudeybiye’den Medine’ye dönüşü esnâsında Mekke ile Medine arasında nâzil olmuştur. Genel taksime göre Medine’de indiği kabul edilir. 29 âyettir. İsmini, Peygamberimiz (s.a.s.)’e büyük bir zafer olan Hudeybiye Mûsâlahasını müjdeleyen birinci âyetindeki فَتْحًا مُب۪ينًا (fethan mübînen) ifadesinden alır. Resmi tertîbe göre 48, iniş sırasına göre ise 109. suredir.
Hicretten sonra gelen âyetler ve sûreler, başka bir yerde vahyedilse bile Medine’de gelmiş sayıldığı için Fetih sûresi de hicretin 6. yılında, Hudeybiye Antlaşması’ndan sonra, bir gece Mekke yakınlarında, Cum‘a sûresinden sonra, Mâide’den önce nâzil olduğu halde Medine’de gelen sûreler listesinde yerini almıştır. Güvenilir kaynaklarda bulunan şu rivayet, sûrenin inişiyle ilgili önemli bilgiler vermektedir:
Hz. Peygamber bir seferinde (Müslim’deki bir rivayete göre Hudeybiye dönüşünde; “Cihâd”, 97) gece yürürken yanında bulunan Hz. Ömer kendisine bir soru yöneltir; üç kere tekrarladığı halde cevap alamayınca üzüntü ve endişe içinde yanından uzaklaşır. Kendisi hakkında bir âyet gelmesinden korkar. Biraz sonra ona Hz. Peygamber’in kendisini çağırdığı duyurulur. Yanına gelince Peygamber efendimiz Ömer’e, yeni geldiğini bildirdiği Fetih sûresinin ilk âyetlerini okur (Buhârî, “Tefsîr”, 48/1). Daha detaylı ve sahih olan rivayetlere göre bu olay, Hudeybiye seferinden dönerken değil, Hudeybiye’de savaşmak yerine, ilk bakışta müslümanların aleyhinde gibi gözüken şartlarla sulha karar verildiğinde meydana gelmiştir.
Hz. Ömer oldukça heyecanlı ve sert bir üslûpla Peygamberimiz’e birkaç kere, “müslümanlar haklı, onlar haksız oldukları halde neden bu aşağılayıcı barışın yapıldığını” sormuş, “Ben Allah’ın elçisiyim, O, elçisini mahcup etmeyecektir” cümlesinden başka cevap alamamıştı. Bir müddet sonra Peygamber efendimiz Ömer’i çağırdı ve kendisine hem sulhun bir fetih olduğunu açıkladı hem de yeni gelmiş olan Fetih sûresinden bir miktar okudu (Buhârî, “Tefsîr”, 48/5; Müslim, “Cihâd”, 94). Buna göre Müslim’deki diğer rivayette geçen “Hudeybiye’den dönerken” kaydını, “barış yapmaya ve umre yapmadan dönmeye karar verilince” şeklinde anlamak, râvinin bunu kastettiğini söylemek gerekecektir.
Kuran Işığında Tefsir
48. Fetih 1-2 - Zenb
إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُبِينًا (١) لِيَغْفِرَ لَكَ اللَّهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ وَيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَيَهْدِيَكَ صِرَاطًا مُسْتَقِيمًا (Fetih 48:2)
Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik. (Fetih 48:1)
Ki Allâh, senin geçmiş ve gelecek zenbini (hatalarını) bağışlasın ve sana olan ni´metini tamamlasın ve seni doğru bir yola iletsin. (Fetih 48:2)
Hz. Muhammed için kuranda üç yerde "zenb" kelimesi geçer. Fetih 2, Mu'min 55 ve Muhammed 19. âyetlerdir.
فَاصْبِرْ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنْبِكَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ بِالْعَشِىِّ وَالْاِبْكَارِ
Mü'min 40.55 - Sabret, Allâh'ın va'di mutlaka gerçektir. Günâhına da istiğfar et ve akşam sabah Rabbini övgü ile an.
فَاعْلَمْ اَنَّهُ لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنْبِكَ وَلِلْمُؤْمِنٖينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مُتَقَلَّبَكُمْ وَمَثْوٰیكُمْ
Muhammed 47.19 - Bil ki Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. Hem kendinin, hem de inanmış erkek ve kadınların günahlarının bağışlanmasını dile! Allah, gezip dolaştığınız yeri de, içinde kalacağınız yeri de bilir.
Konumuz olan Fetih suresi 2.ayetteki "zenb" kelimesi tıpkı Şuarâ suresi 14.ayette geçen "zenb" kelimesi gibi Allah katında bir günahtan dolayı değil de, insanların yaptığı haksız yasalardan dolayı insanlar arasında suç sayılan bir fiilin işlenmesini anlatır.
Şuara 14.ayette Allah Mûsâ'ya firavuna gitmesini söyler, Musa Aleyhisselam da
şöyle der:
وَلَهُمْ عَلَیَّ ذَنْبٌ فَاَخَافُ اَنْ يَقْتُلُونِ
Şuara 26.14 - Üstelik, onların benim aleyhime ciddi bir suçlamaları da var ortada; bu yüzden beni öldürmelerinden korkuyorum.
Tıpkı bu ayetteki gibi Mekkeli müşrikler de Muhammed Aleyhisselama hem hicretten önce ve hem de sonra kendi cahil ve zulüm düzenleri bozulmasın diye "atalarımızın dinini terkedip kafir oldu, bozgunculuk yaptı, bizi bölüp parçaladı, aramiza kin ve düşmanlık soktu, babayı oğula düşman etti gibi pek çok suçlar isnad ettiler.
İşte Allah fetih ile Rasulullahı hem geçmişteki hem de gelecekteki bu tür suç isnadlarından temizlemiştir. Mekkeliler bu fetihle artık bu suçlamaları unutup asıl yanlışın kendilerinde olduğunu anlamışlar ve Allahın dinine fevc fevc girmişlerdir.
إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ (١)
وَرَأَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللَّهِ أَفْوَاجًا (٢) فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ ۚ إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا (٣)
Nasr 110:1-3 -Allah´ın yardımı ve zaferi gelip de insanların bölük bölük Allah´ın dinine girmekte olduklarını gördüğün vakit Rabbine hamdederek O´nu tesbih et ve O´ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir.
48. Fetih 1-3 - zenb kelimesi
fetih 1, Mu'min 55, Muhammed 19, zenb kelimesi
Fetih suresinde "Allah senin geçmiş ve gelecek zenbini bağışlamak için apaçık bir fethin yolunu sana açtık" ayetlerinde geçen "zenb" kelimesi tıpkı hz.Mûsâ'nın Firavun tarafindan suçlanması, bir adamın ölümüne sebeb olmasından dolayı zenb işlemesi olarak görülmesi gibidir.
Hz Muhammed de Mekke’de müşrikler tarafından " Ya Muhammed sen bizim birliğimizi, dirliğimizi bozdun, babayı oğula, oğlu babaya düşman ettin, dinimizi, inancımızı inkâr ettin" gibi suçlamalara maruz kalmıştır. Yani onlara göre zenb işlemiştir.
İşte Allah fetih suresinin başında bu ayetleri indirerek "Allah senin geçmiş ve gelecek zenbini bağışlamak için apaçık bir fethin yolunu sana açtık" buyurmuştur.
إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُبِينًا (١) لِيَغْفِرَ لَكَ اللَّهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ وَيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَيَهْدِيَكَ صِرَاطًا مُسْتَقِيمًا (٢) وَيَنْصُرَكَ اللَّهُ نَصْرًا عَزِيزًا (٣)
(1) Şüphesiz ki, biz, senin için açık bir fetih (zafer ve başarı yolunu) açtık.
(2-3) Ta ki Allah, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlasın, sana olan nimetini tamamlasın, seni doğru yola iletsin ve Allah sana, şanlı bir zaferle yardım etsin. (Fetih 48:1-3)
وَلَقَدْ آتَيْنَا مُوسَى الْهُدَىٰ وَأَوْرَثْنَا بَنِي إِسْرَائِيلَ الْكِتَابَ (٥٣) هُدًى وَذِكْرَىٰ لِأُولِي الْأَلْبَابِ (٥٤) فَاصْبِرْ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنْبِكَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ بِالْعَشِيِّ وَالْإِبْكَارِ (٥٥)
(53-54) Andolsun ki biz Musa´ya hidayeti verdik ve İsrailoğullarına, akıl sahipleri için bir öğüt ve doğruluk rehberi olan Kitab´ı miras bıraktık.
(55) (Resûlüm!) Şimdi sen sabret. Çünkü Allah´ın vâdi gerçektir. Günahının bağışlanmasını iste. Akşam sabah Rabbini hamd ile tesbîh et. (Mü’min(Ğâfir) 40:53-55, Diyanet Vakfı)
فَاعْلَمْ أَنَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا اللَّهُ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنْبِكَ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ ۗ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مُتَقَلَّبَكُمْ وَمَثْوَاكُمْ (١٩)
Bil ki, Allah´tan başka ilâh yoktur. Hem kendinin hem de mümin erkeklerin ve mümin kadınların günahlarının bağışlanmasını dile! Allah, gezip dolaştığınız yeri de duracağınız yeri de bilir. (Muhammed 47:19, Diyanet Vakfı)
48. Fetih 48. Ayet - Rıdvan ağacı
Bey'atu'r-rıdvan olarak bilinen ünlü biatın altında yapıldığı ağaç. Kur'an, "Andolsun Allah, sana o ağacın altında biat ederlerken müminlerden razı olmuştur" (el-Feth, 48/48), âyetiyle sidr ya da semure olduğu söylenen bu ağaç altında yapılan biata işaret etmiştir.
Hicretin 7. yılında, Hz. Peygamber, gördüğü bir rüya üzerine, 1400 Müslümanla birlikte umre yapmak niyetiyle Mekke'ye doğru hareket etti. Müşrikler kendilerini engellemek için ordu hazırlamıştı. Hz.Peygamber, bunu öğrenince Hudeybiye mevkiinde konaklandı ve Hz. Osman'ı Mekke'ye elçi gönderdi. Birkaç gün sonra Hz. Osman'ın şehid edildiği haberi yayılınca Hz. Peygamber, müşriklerin anlaşmaya yanaşmayacakları, savaş kaçınılmaz olacağı için Müslümanlardan biat istedi. Müslümanlar, "ölünceye kadar sebat edip asla kaçmayacaklarına" dair söz vererek biat ettiler. Ancak daha sonra görüşmeler başladı, Hz. Osman'ın şehid edilmediği ortaya çıktı ve Müslümanlar için çok hayırlı sonuçlar doğuran Hudeybiye Andlaşması * imzalandı .
Peygamberimizden sonra sahabelerden bir kısmı Rıdvan ağacının altında peygamber namaz kıldı diyerek oraya gidip 2 rekat namaz kılıyor idiler. Hz Ömer ağaca kutsallık verilmeye başlanıyor diyerek bu ağacı kesmistir.
(Tefhimu'l-Kur'an, İstanbul 1991, V, 418)
Kuran Işığında Tefsir
Hucurât Sûresi Hakkında
Hucurât sûresi Medine’de nâzil olmuştur. 18 âyettir. İsmini, 4. âyette geçen ve “odalar” mânasına gelen اَلْحُجُرَاتُ (hucurât) kelimesinden alır. Bu kelime, Resûlullah (s.a.s.)’in Mescid-i Nebevî’nin etrafında ev olarak kullandığı odalara işaret eder. Resmî tertîbe göre 49, nüzûl sırasına göre 105. sûredir.
Hucurât sûresi, Tahrîm sûresinden önce ve Mücâdele’den sonra Medine’de, hicretin 9. yılında nâzil olmuştur. Sûrelerin ve âyetlerin gelmesi için mutlaka özel bir sebebin bulunması gerekmemekle beraber bir olay, soru ve beklenti üzerine gelmiş birçok âyet ve sûrenin de bulunduğunu biliyoruz. Bu sûrenin ilk âyetinin, sözde veya davranışta Hz. Peygamber’in önüne geçerek veya onun sözünü keserek edebe aykırı davrananları uyarmak için geldiği nakledilmiştir (Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, IV, 1712).
Kuran Işığında Tefsir
49. Hucurat 10 - Kardeşlik
وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَمٖيعًا وَلَا تَفَرَّقُوا وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ كُنْتُمْ اَعْدَاءً فَاَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَاَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِهٖ اِخْوَانًا وَكُنْتُمْ عَلٰى شَفَا حُفْرَةٍ مِنَ النَّارِ فَاَنْقَذَكُمْ مِنْهَا كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اٰيَاتِهٖ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
Diyanet Meali:
Aliimran 3.103 - Hep birlikte Allah'ın ipine (Kur'an'a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O'nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.
Hucurat 10 إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ فَأَصْلِحُوا بَيْنَ أَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ. ٠
Bütün müminler kardeştir. O halde, (her ne zaman araları açılırsa) iki kardeşinizin arasını düzeltin ve Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun ki O'nun rahmetine nail olasınız.
لاَ يُؤْمِنُ أحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لأخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ
* Hiçbiriniz kendisi için istediğini mümin kardeşi için istemedikçe iman etmiş olamaz
[Buhârî – Müslim]
اَلْمُسْلِمُ أخُو الْمُسْلِمِ لاَ يَظْلِمُهُ وَلاَ يُسْلِمُهُ مَنْ كَانَ فِي حَاجَةِ أخِيهِ كَانَ اللَّهُ فِي حَاجَتِهِ وَمَنْ فَرَّجَ عَنْ مُسْلِمٍ كُرْبَةً فَرَّجَ اللَّهُ عَنْهُ بِهَا كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِمًا سَتَرَهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ
* Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu düşmanına teslim etmez. Kim, mümin kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır. Kim bir müslümanın kusurunu örterse, Allah da Kıyamet günü onun kusurunu örter *[Buhârî – Müslim ]
لاَ تَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّى تُؤْمِنُوا وَلاَ تُؤْمِنُوا حَتَّى تَحَابُّوا
* İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız *[Müslim – Tirmizî ].
اَلْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ النَّاسُ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ
* Müslüman, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir. *[Tirmizî – Nesâî ]
لاَ تَبَاغَضُوا وَلاَ تَحَاسَدُوا وَلاَ تَدَابَرُوا وَكُونُوا عِبَادَ اللَّهِ إخْوَانًا
وَلاَ يَحِلُّ لِمُسْلِمٍ أنْ يَهْجُرَ أخَاهُ فَوْقَ ثَلاَثِةِ اَيَّامٍ
* Birbirinize buğuz etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize arka çevirmeyin ey Allahın kulları, kardeş olun. Bir müslümana, üç günden fazla din kardeşi ile dargın durması helal olmaz. *[Buhârî]
لاَ تُمَارِ أخَاكَ وَلاَ تُمَازِحْهُ وَلاَ تَعِدْهُ مَوْعِدَةً فَتُخْلِفَهُ
* Mümin kardeşinle münakaşa etme, onun hoşuna gitmeyecek şakalar yapma ve ona yerine getirmeyeceğin bir söz verme *[Tirmizî]
تَبَسُّمُكَ فِي وَجْهِ أخِيكَ لَكَ صَدَقَةٌ وَأمْرُكَ بِالْمَعْرُوفِ وَ نَهْيُكَ عَنِ الْمُنْكَرِ صَدَقَةٌ وَإِرْشَادُكَ الرَّجُلَ فِي أرْضِ الضَّلاَلِ لَكَ صَدَقَةٌ وَإِمَاطَتُكَ الْحَجَرَ وَالشَّوْكَ وَالْعَظْمَ عَنِ الطَّرِيقِ لَكَ صَدَقَة
* Mümin kardeşine tebessüm etmen sadakadır. İyiliği emredip kötülükten sakındırman sadakadır. Yolunu kaybeden kimseye yol göstermen sadakadır. Yoldan taş, diken, kemik gibi şeyleri kaldırıp atman da senin için sadakadır *[Tirmizî]
مَنْ غَشَّـنَا فَلَيْس مِنَّا
* Bizi aldatan bizden değildir *[Müslim]
49. Hucurat 10 - Müminler Kardeştir
إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ فَأَصْلِحُوا بَيْنَ أَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ (١٠)
Müminler, ancak kardeştirler. O halde kardeşlerinizin arasını bulup barıştırın. Allahtan korkun ki, size merhamet edilsin. (Hucurat 49:10)
وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَاءُ بَعْضٍ يَاْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُقٖيمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَيُطٖيعُونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ اُولٰئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللّٰهُ اِنَّ اللّٰهَ عَزٖيزٌ حَكٖيمٌ (٧١)
Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emrederler, kötülükten alıkoyarlar. Namaz kılarlar, zekât verirler. Allah'a ve Resûlüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe 9:71)
الْأَخِلَّاءُ يَوْمَئِذٍ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ إِلَّا الْمُتَّقِينَ (٦٧)
O gün (Hesap günü), muttakîler (duyarlı olanlar) dışında (tüm) dostlar birbirlerine düşman kesilirler. (Zuhruf 43:67)
يَوْمَ يَفِرُّ الْمَرْءُ مِنْ أَخِيهِ () وَأُمِّهِ وَأَبِيهِ () وَصَاحِبَتِهِ وَبَنِيهِ
İşte o gün kişi kardeşinden, annesinden ve babasından, eşinden ve evlatlarından bile kaçar. (Abese 80:34-36)
Abdullah bin Ömer, Resulullah (s.a.v.)in şöyle buyurduğunu rivayete diyor:
"Müslümna müslümamn kardeşidir. O, kardeşine zulmetmez onu sahipsiz bırakmaz. Kim kardeşinin ihtiyacına koşacak olursa Allah da onun ihtiyacını giderir. Kim müslüman kardeşinin bir sıkıntısını giderecek olursa Allah da onun kıyamet gününün sıkıntılarından bir sıkıntısını gidenniş olur. Kim bir müslümamn kusurunu örterse Allah da kıyamet gününde onun ayıbını örter. (Kaynak: Buhari, Muslim)
Numan b. Beşir, Resulullahın şöyle buyurduğunu rivayet ediyor: "Müminler.birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet etmede ve birbirlerine karşı şefkatli davranmada bir vücut gibidirler. Vücudun organlarından biri rahatsız olduğunda diğer organlar, uykuyu kaybetmede ve acıyı paylaşmada ona ortak olurlar. (Kaynak: Müslim, Hadis No; 2580)
Ebu Hureyre (r.a.) Allah Resulü'nin (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir. "Mü'minin mü'min üzerinde altı hakkı vardır:
1- Hasta olduğunda onu ziyaret eder,
2- Öldüğünde cenazesinde bulunur,
3- Davet ettiğinde , davetine icabet eder,
4- Karışlaştığında ona selam verir,
5- Aksırdığında ona 'Yerhamükellah!' der,
6- Uzakta da olsa yakında da olsa ona nasihat eder"
(Tirmizi, 2737; Nesai, Cenaiz 52/3)
26.04.2024 Cuma
Mehmet Bülbül
Kuran Işığında Tefsir
Kaf Sûresi Hakkında
Kâf sûresi Mekke’de nâzil olmuştur. 45 âyettir. İsmini 1. âyette geçen ق (Kāf) harfinden alır. Resmî tertîbe göre 50, iniş sırasına göre 34. sûredir.
Mürselât sûresinden sonra ve Beled’den önce Mekke’de nâzil olmuştur. Allah’ın gökleri ve yeri altı günde yarattığı, yorulduğu için de yedinci gün dinlendiği şeklindeki yahudi inancını reddeden 38. âyetin Medine’de indiğine dair bir rivayet vardır. Bu rivayet, Mekke döneminde halkın böyle bir bilgiye sahip bulunmadıkları için onu reddeden bir âyetin gelmesinin de uzak ihtimal olduğu düşüncesine dayanmaktadır. İbn Âşûr’un da haklı olarak ifade ettiği gibi, bu gerekçe 38. âyetin Medine’de geldiğini göstermez; çünkü Mekkeliler’in çevreyle kültürel ilişkileri vardı, bu bilgiyi Medine civarındaki yahudilerden öğrenmiş olabilirlerdi; ayrıca Allah Teâlâ her şeyi biliyordu ve gerekli gördüğü için bu inancı reddeden bir âyet gönderebilirdi (XVI, 274).
Kuran Işığında Tefsir
50. Kaf 38. Ayet - 6 gün Yevm
وَلَقَدْ خَلَقْنَا السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ وَمَا مَسَّنَا مِنْ لُغُوبٍ (Kâf 50:38)
Andolsun biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık. Bize hiçbir yorgunluk çökmedi. (Kâf 50:38, Diyanet Vakfı)
ALTI GÜN/ALTI DEVRE: اليوم [yevm] sözcüğü, Türkçe’ye “gün” olarak çevrilebildiği gibi, “devir” olarak da çevrilebilir. Çünkü Arapça’da yevm sözcüğü, hem “gündüz ve geceden oluşan 24 saatlik bir devir [gün]” anlamına, hem de genel olarak “devir [hangi müddet olursa olsun, zamandan bir müddet]” anlamına gelir. Nitekim Secde/5’de, 1.000 senelik bir yevm’den, Me’âric/4’de ise 50.000 senelik bir yevm’den bahsedilmek sûretiyle, yevm sözcüğünün belirli bir ölçüdeki “devir”i değil de genel anlamda bir “devir”i ifade ettiği Kur’ân tarafından teyit edilmiştir.
يُدَبِّرُ الْأَمْرَ مِنَ السَّمَاءِ إِلَى الْأَرْضِ ثُمَّ يَعْرُجُ إِلَيْهِ فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ أَلْفَ سَنَةٍ مِمَّا تَعُدُّونَSecde 32:5
Gökten yere kadar bütün işleri Allah yürütür. Sonra bu işler, süresi sizin hesabınızla bin yıl olan bir günde O’na yükselir. (Secde 32:5, Diyanet İşleri)
تَعْرُجُ الْمَلَائِكَةُ وَالرُّوحُ إِلَيْهِ فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ (Me’âric 70:4)
Melekler ve Rûh ona miktarı elli bin yıl olan bir günde yükselip çıkarlar. (Me’âric 70:4, Bayraktar Bayraklı)
إِنَّ رَبَّكُمُ اللَّهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَىٰ عَلَى الْعَرْشِ يُغْشِي اللَّيْلَ النَّهَارَ يَطْلُبُهُ حَثِيثًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومَ مُسَخَّرَاتٍ بِأَمْرِهِ ۗ أَلَا لَهُ الْخَلْقُ وَالْأَمْرُ ۗ تَبَارَكَ اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ (A’râf 7:54)
Şüphesiz, Rabbiniz o Allah'tır ki, gökleri ve yeri altı zaman devresi içinde yarattı, sonra arş'ı istiva etti (kâinat üzerinde hükümrânlığını kurdu). O, geceyi, hemen arkasından kendisini kovalayan gündüze örter. Güneş, ay ve yıldızları da daima irâdesine boyun eğmiş durumda var etmiştir. Bilesiniz ki yaratmak da emretmek de O'na mahsustur. Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir! (A’râf 7:54, Bayraktar Bayraklı)
وَهُوَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ وَكَانَ عَرْشُهُ عَلَى الْمَاءِ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا ۗ وَلَئِنْ قُلْتَ إِنَّكُمْ مَبْعُوثُونَ مِنْ بَعْدِ الْمَوْتِ لَيَقُولَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا إِنْ هَٰذَا إِلَّا سِحْرٌ مُبِينٌ (Hûd 11:7)
O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı konusunda sizi imtihan için, henüz Arş´ı su üstünde iken gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratandır. Böyle iken “Ölümden sonra şüphesiz diriltileceksiniz” desen, inkârcılar “Mutlaka bu, apaçık bir büyüdür” derler. (Hûd 11:7, Diy.İşleri)
إِنَّ رَبَّكُمُ اللَّهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَىٰ عَلَى الْعَرْشِ ۖ يُدَبِّرُ الْأَمْرَ ۖ مَا مِنْ شَفِيعٍ إِلَّا مِنْ بَعْدِ إِذْنِهِ ۚ ذَٰلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُ ۚ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ (Yûnus 10:3)
Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da işleri yerli yerince idare ederek arşa istiva eden Allah’dır. Onun izni olmadan hiç kimse şefaatçı olamaz. İşte O Rabbiniz Allah’tır. O halde O’na kulluk edin. Hâla düşünmez misiniz! (Yûnus 10:3 DV)
اللَّهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَىٰ عَلَى الْعَرْشِ ۖ مَا لَكُمْ مِنْ دُونِهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا شَفِيعٍ ۚ أَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ (Secde 32:4)
Gökleri, yeri ve bunların arasındakileri altı günde (devirde) yaratan, sonra arşa istivâ eden Allah´tır. O´ndan başka ne bir dost ne de bir şefaatçınız vardır. Artık düşünüp öğüt almaz mısınız? (Secde 32:4, Diyanet Vakfı)
الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَىٰ عَلَى الْعَرْشِ ۚ الرَّحْمَٰنُ فَاسْأَلْ بِهِ خَبِيرًا (Furkân 25:59)
Gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan, sonra Arş´a istivâ eden (ona hükmeden) Rahmân´dır. Bunu bir bilene sor. (Furkân 25:59, D.V.)
هُوَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَىٰ عَلَى الْعَرْشِ ۚ يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِي الْأَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنْزِلُ مِنَ السَّمَاءِ وَمَا يَعْرُجُ فِيهَا ۖ وَهُوَ مَعَكُمْ أَيْنَ مَا كُنْتُمْ ۚ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ (Hadîd 57:4)
O'dur gökleri ve yeri altı günde yaratan ve daha sonra tüm otoriteyi kuran. Yere giren ve ondan çıkanı, gökten inen ve ona yükselen her şeyi bilir. Nerede olursanız olun O sizinle beraberdir. ALLAH tüm yaptıklarınızı görendir. (Hadîd 57:4, Edip Yüksel)