Tebük Gazvesi
Tebük, Medine-Suriye ticaret yolu üzerinde Medine’ye 700 km uzaklıkta Bizans’ın kontrolü altındaydı. Gazve esnasında büyük güçlükler ve sıkıntılarla karşılaşıldığından bu zaman için Kur’an’da “sâatü’l-usre” (güçlük zamanı) tabiri geçer (et-Tevbe 9/117). Bu sebeple orduya “ceyşü’l-usre”, gazveye “Gazvetü’l-usre” adı verilmiştir.
Herakleios’un Medine’ye saldırmak için hazırlık yaptığını ve Lahm, Cüzâm, Gassân, Âmile gibi hıristiyan Arap kabilelerinin Bizanslılar’a katıldığını, öncü birliklerinin Arap çölü sınırındaki Belkā’ya ulaştığını haber alan Peygamberimiz Tebük Gazvesi hazırlığına başladı. Rasulullahın Hicretin dokuzuncu yılında, Şam'da toplanan kırkbin kişilik Bizans ordusuna karşı çarpışmak üzere Medine'den Tebük'e kadar sevkedilen en son ve en güçlü askerî hareketi Tebük Gazvesidir.
Tebük Seferi'nin en önemli nedenleri arasında da Hz. Muhammed'in göndermiş olduğu elçinin öldürülmesi bilgisi de yer alır.
Tebük Seferi, 22 Ekim 630 (9 receb) tarihinde 30.000 kişilik İslam Ordusu ile 40 bin kişilik Bizans Ordusu arasında gerçekleşen bir olaydır. Muharebe, karşılaşma olmadan Bizans ordusunun geri çekilmesiyle başlamadan bitmiştir. Müslümanlar, Tebük’te 20 gece kadar kaldılar. Sonra, orduya dönüş emri verildi.
Peygamberimizin son gazvesi olan Tebük Seferi yaklaşık elli gün sürdü. Receb (ekim) ayında çıkılan seferden ramazan (aralık) ayında Medine’ye dönüldü.
Gassani Arapları İslam’a girdi. Şam’da görülen veba salgını nedeniyle ilk defa karantina uygulaması yapıldı. Tebük Seferi’nde yalnız bir sahâbî şehît olmuştur. Bu sahâbî, müşrik bir kabîle içinde İslâm’la şereflenen Abdullâh el-Müzenî’dir.
Ensardan Kâ'b b. Mâlik, Mürâre b. Rebî' ve Hilâl b. Ümeyye sefere katılmamışlardı. Hz. Muhammed sefere katılmayan 80 kişi için "Onların söylediklerini esas alıp kalplerinde gizledikleri şeyleri Allah'a havale etti" (et-Tevbe 9/94-98).
Mâzeretsiz geri kalan üç sahabe Şâir Kaʻb bin Mâlik, Mürâre bin Rebî ve Hilâl bin Ümeyye (r.a) ise herhangi bir özürlerinin olmadığını söylediler. Gazveden geri kalma günahına yeni bir günâh daha eklemek istemediler, yalan söylemediler.
Bu üç sahâbî, bütün gazvelere katılmışlardı. İçlerinden Kaʻb hâriç, diğer ikisi Bedr’e de iştirâk etmişlerdi. Kaʻb (r.a) 2. Akabe Bey’ati’ne de katılmıştı.
Allah Rasûlü, insanları bu üç kişiyle konuşmaktan nehyetti. İnsanlar 50 gün onlardan uzak durdular. Hanımlarına da kocalarından ayrı durmaları emredildi. Onlar da âilelerinin yanına gittiler. Dünya, bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmişti ve çok pişman olup tevbe ettiler.
“Ve (Allah, tevbeleri) geri bırakılan üç kişinin de (tevbelerini kabul etti). Yeryüzü, genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini sıktıkça sıkmıştı. Nihayet Allah’tan (O’nun azabından) yine Allah’a sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra (eski hallerine) dönmeleri için Allah onların tevbesini kabul etti. Çünkü Allah tevbeyi çok kabul eden, pek merhamet edendir.
Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sâdıklarla beraber olun!” (et-Tevbe, 118-119)
BEKKÂÎN (البكّائين) Çok ağlayanlar demektir.
Tebük Gazvesi’ne binekleri olmadığından katılamadıkları için üzülüp ağlayan yedi sahâbî ve çok ağlamalarıyla meşhur Kûfeli dört zâhid tâbiî hakkında kullanılan bir tabir.
Abdurrahman bin Kâ‘b, Sâlim bin Umeyr, Utbe bin Zeyd,, Heremî bin Abdullah, İrbâd bin Sâriye, Amr bin Utbe ve Seleme bin Sahr.
Mücâhid tarafından nakledilen başka bir rivayete göre bekkâîn, ashab içinde kendilerinden başka yedi kardeş bulunmayan Mukarrin’in oğullarıdır.
22 Ekim 630