Namaz - Toplu halde tesbihat 1
Hakem bin Mubarek haber verip dedi ki: Bize Amr bin Yahya haber verip dedi ki; babamı babasından şöyle rivayet ederken duydum. Babam dedi ki:
Biz, sabah namazından önce Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh)’ın kapısının önünde oturduk. O çıkınca da onunla birlikte mescide yürürdük. Bir gün, Ebu Musa el-Eş’arî (Radiyallahu Anh) yanımıza geldi ve:
−Ebu Abdurrahman şimdiye kadar yanınıza çıktı mı? dedi. Biz de:
−Hayır, dedik. Ebu Musa el-Eş’arî (Radiyallahu Anh)’da bizimle beraber oturdu. Nihayet Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) (evinden) çıktı. O çıkınca hep birden ayağa kalktık. Sonra Ebu Musa el-Eş’arî (Radiyallahu Anh), Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh)’a şöyle dedi:
−Ey Ebu Abdurrahman! Biraz önce mescidde yadırgadığım bir durum gördüm! Ama yine de Allah’a hamdolsun hayırdan başka bir şey görmüş değilim. Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh):
−O nedir? diye sordu. Ebu Musa el-Eş’arî (Radiyallahu Anh):
−Yaşarsan birazdan (mescide gidince) göreceksin, dedi ve şöyle devam etti:
−Mescidde halkalar halinde oturmuş, namazı bekleyen bir topluluk gördüm. Her halkanın başında bir adam, halkadaki kişilerin ellerinde de çakıl taşları vardı. Halkanın başında ki adam da onlara:
−Yüz defa ‘Allah-u Ekber’ deyin! diyor, onlarda yüz defa ‘Allah-u Ekber’ diyorlardı. Halkanın başında ki adam (yine) onlara:
−Yüz defa ‘La İlahe İllallah’ deyin! diyor, onlarda yüz defa ‘La İlahe İllallah’ diyorlardı. O adam (yine) onlara:
−Yüz defa ‘Subhanallah’ deyin! diyor, onlarda yüz defa ‘Subhanallah’ diyorlardı.’ Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh):
−Peki, onlara ne dedin? dedi. Ebu Musa el-Eş’arî (Radiyallahu Anh):
−Senin görüşünü bekleyerek veya senin emrini bekleyerek onlara bir şey söylemedim, dedi. Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh):
−Onlara kötülüklerini sayıp hesap etmelerini emretseydin ya! İyiliklerinden hiçbir şeyin zayi edilmeyeceğine dair onlara güvence verseydin ya! dedi. Sonra Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) ile beraber mescide gittik. Nihayet Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) bu halkalardan birine gelip, başlarında durdu ve şöyle dedi:
−Bu yaptığınızı gördüğüm şey nedir? Onlar da:
−Ey Ebu Abdurrahman! Bu çakıl taşları ile ‘Allah-u Ekber, La İlahe İllallah ve Subhanallah’ deyişlerimizi sayıyoruz, dediler. Bunun üzerine Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
−Artık kötülüklerinizi sayıp hesap ediniz! Ben, iyiliklerinizden hiçbir şeyin zayi edilmeyeceğine kefilim. Yazıklar olsun size! Ey ümmeti Muhammed! Ne çabuk helak oldunuz! Nebiniz Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şu sahabesi içinizde hala bolca bulunmaktadır. İşte Onun elbiseleri henüz eskimemiş ve kapları da henüz kırılmamıştır! Nefsim elinde olan Allah’a yemin olsun ki, sizler kesinlikle Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in dininden daha doğru yolda olan bir din üzerindesiniz! (Ama bu imkânsızdır!) Veya bir sapıklık kapısı açmaktasınız! Onlar da:
−Allah’a yemin olsun ki, Ey Ebu Abdurrahman! Biz sadece hayrı elde etmek istedik, dediler. Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle karşılık verdi:
−Hayrı elde etmek isteyen niceleri vardır ki, onu hiç elde edemeyeceklerdir! Şüphesiz ki, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
–“Kuşkusuz ki, bir topluluk Kur’an’ı okuyacaklar da (bu okuyuşları sadece dilde kalacak) onların (gırtlağındaki) köprücük kemiklerinden ileriye geçemeyecektir!”
−Vallahi bilmiyorum! Belki onların çoğu sizdendir! Sonra Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) onlardan yüz çevirdi! Amr bin Yahya’nın dedesi Amr bin Selime şöyle dedi:
−Bu halkalardaki insanların genelini, en-Nehveran olayında Haricilerin yanında bize karşı savaşırken gördük!
Darimi 1/281, Abdurrazzak 5408, 5409, Ahmed bin Hanbel Zühd 2116, Taberani 9/8628, 8639, İbni Vaddah el-Bid’a 8, 13, Ebu Nuaym el-Hilye 4/380, 381, Ziya el-Makdisi İttibau’s-Sunen 1, Eslem bin Sehl Bahşel Tarihu Vasıt 198, Ebu Şame el-Bais 14, Suyuti el-Emru Bi’l-İttiba 83, İbnu’l-Cevzi Telbîsu İblîs 17, Heysemi Mecmau’z-Zeva’id 1/181 Albânî Silsiletu’l-Ehadîsi’s-Sahiha 5/4, Et-Tarhuni Kasımi Cem’u’l-Fevâid 9
Bir grup insanın hayrı elde etmek istediklerini söyleyerek Allah’a ibadette mübalağa kastettiklerini anlıyoruz. Tabiî ki bu yanlıştır ve bid’attır.
Biz Müslümanlar hayrı elde edeceğiz diye Kur’an ve Sahih Sünnet’in yolundan sapmamalıyız! Bizler zaten Kur’an ve Sahih Sünnet’e göre yaşarsak, Allah-u âlem hayrı elde ederiz. O yüzden bu gibi dinde saptırıcı şeylere mü’minlerin ihtiyacı yoktur!